|
Bu
yazı 2020 yılında dünya üzerine yazılacaktı. Ama yazıyı yazmaya başlamadan
önce sormam gereken bir soru vardı: Olaylar mı durumu doğurur, durum mu
olayları?
İçinde
olduğum şu an ki durum, önceki olayların bir sonucu mu, yoksa şu an ki durum
mu olaylara sebep oluyor? Düşünmeye başlayınca yumurta mı tavuktan çıkar,
tavuk mu yumurtadan hikayesine dönüveriyor soru...
Olaylar mı durumu doğurur, durum mu olayları?
2005li
yıllarda içinde bulunduğumuz savaş öncesi durumu ele alacak olursak, fazla da
uzaklara gitmeye gerek yok, 1914 öncesinden farkı nedir? Veya 1945
öncesinden? Her iki durumda da dünya ekonomisi bir çıkmaza girmişti, her iki
durumda da köklü bir değişim gerekiyordu, her iki durumda da birileri
haksızlığa uğradığını düşünüyordu... Durum olayları, yani savaşı beraberinde
getirmişti. Uzun süren savaş, yıkım ve ölüm üzerine yeni bir düzen getirmeye
çalıştı. Çoğu kez insanlık, değiştirecek veya itiraf edecek gücü bulamadığında
kendinde, değişim için ölümü yani inkarı seçer. İnkar sonrasında oluşan
yeni durum barış olmalıydı. Ama kutuplaşma ile tehditlere dayanan yeni düzen
kuruldu. Çünkü korku insanı sevgiden daha fazla güdülüyordu, daha basitti
korkunun elinde esir olmak. Sevgi cesaret istiyordu, yürek istiyordu,
koşulsuzluğu ve vericiliği gerektiriyordu. Zordu sevgi, masraflıydı...Korku
ile yönetmek ve yönetilmek, herşeyden önce kişinin kendisini ve sonra toplumu,
daha kolaydı. Yüzleşmek her zaman zor olandı. İnsanlık o yüzden hep kendisini
kutulara hapis etmeyi tercih etti. Sevgi özgürlüktü, korku esaretti.1990larda
başlayan, görünen ve görünmeyen krizler, ekonomik tatminsizlikler, değişen
dünya haritaları ve bu olayların doğurduğu durum: Yeni düzen arayışı... Ve bu
durumun doğurduğu olaylar: Artan terör olayları, iç savaşlar, sıcak savaşlar,
ABDnin saldırıları, ekolojik dengelerin bozulması, protestolar, zengin-fakir
ayırımının artması ve herşeyden ders çıkarmaya çalışan birkaç düşünürle
birlikte hareket eden sevgi ve barış taraftarları...
Olaylar mı durumu doğurur, durum mu olayları? Bir an için zamanın olmadığını
varsayalım; görece değil mi zaman zaten? O zamansızlık içinde olay ve durum
aynı anda gerçekleşmez mi? Görünen olaylar bana durumu bildirmiyor mu? Durum
ise, olayları?
Bir
arkadaşım okumam için bana , 1960ların sonunda Iron Mountainda pek çok bilim
adamı ve düşünürün bir araya gelerek yıllarca süren çalışmalarını anlatan bir
kitap vermişti . Kitap yapılan araştırmanın özeti niteliğindeydi ve araştırma
konusu barışın maliyeti idi. Acaba araştırmayı yaptıranlar, sonunda barışın
katlanılamayacak kadar maliyetli olduğuna mı karar verdiler? Çünkü 2005li
yıllarda hala devam ediyor savaşlar. Acaba toplumlar ve ekonomiler savaşlar
devam ettiği sürece mi ayakta kalabiliyorlar? Yoksa güç, yani yönetmek,
insanların korkuları üzerine mi kurulduğunda daha masrafsız oluyor? Bir başka
nokta daha var: İnsanların yeni baştan deneme isteği. Birşeyler ters
giderse, sil baştan kararı vermekten; birkaç ölüm emri imzalamaktan; yani
yeniden başlamaktan, daha kolay ne olabilir ki? Dünya tarihi her seferinde
elimize yüzümüze bulaştırdığımız yeniden başlamalarla dolu değil mi?
Korkutarak yönetmek, yönetirken kontrol edilmemek ve buna rağmen herşey ters
giderse; ekonomik, toplumsal ve siyasi, korkunun dehşetini daha da arttırarak
zavallı milyonları birkaç etkileyici sözle savaşların içine atmak... Sil
baştan, yeniden başlamak... Ve her seferinde barış naraları atarak!
Olaylar
mı durumu doğurur, durum mu olayları? Günümüzde, var olduğundan beri
ulaşabildiği en yüksek teknolojiye sahip olan insanlığın, tüm bu gelişmelere
rağmen insan olarak sevgili Aristodan bir cm ileri gidemediği, belki de çok
gerilerde kaldığı, gerçeği karşısında söyleyebileceğim tek şey var: Sil baştan
yapılacaksa eğer, bu insanların kendilerini yeniden sil baştan yapmaları
olmalıdır. Ve bunun bir tek yolu vardır: İnsanların kendi korkularıyla
yüzleşerek özgürleşmesi. Zamanın olmadığı görecesizliklerde, olaylar ve
durumlar birbiriyle iç içedir, eş zamanlıdır. Bugün içinde olduğumuz durum,
göreceli zaman içinde, önceki olayların sonucudur. Görecesizlikte ise, bir
çemberin içinde yuvarlanmaktan daha farklı değildir. Bize yüzyıllar gibi
görünen aynı zaman içinde aynı olayların ve durumların içinde yuvarlanıyoruz.
Bu döngüden kurtulmak için, çemberin farkına varmak ve o çemberi kırmak
gereklidir.
Olaylar, durumlar ve 2020lerde dünya...
İçine
sürüklendiğimiz yeni sil baştan durumunu aşabilsek bile, geride kalacak
olanlar, kendisiyle ne kadar yüzleşmeye hazır olacak? Bugün tarih diye geride
bıraktığımız durum ve olaylar bütününün bugünlere uzanan sarmal yapısını
göremediğimiz sürece, eş zamanlılığın farkına varamadığımız sürece, 2020'lerde
ki dünya, teknolojiyi bir kenara bırakırsak, binlerce yıl öncesinin
insanlığından daha farklı olabilir mi?
|