|
Işık
köprüsü çalışması, karmik bilgilerin depolandığı bilgi havuzundan gereken
veriyi alarak bu yaşamdaki tezahüründe meydana gelen olumsuzlukları temizlemek
için yapılan bir uygulamadır. Reiki sembolleri ile gerçekleştirilen çalışma,
klasik sistem de var olan bir uygulama değildir. Yani Reikinin öğretilen 3
aşamalı eğitimlerinin dışında tutulmuştur. Tibet kökenli bir tekniktir.
Özellikle ileri aşamadaki öğrencilerle yapılan eğitimlerde öğretilir.
Türkçeye tercümesinde Işık Köprüsü adının kullanılması, uygulama sırasında
geçmiş yaşamla şimdiki yaşam arasında bir köprü kurularak çalışıldığı içindir.
Çalışma içinde bazen de bilinçaltında rahatsızlık yaratan bazı sorunlar ortaya
çıkarak, temizlenmesi sağlanabilmektedir. Tüm çalışma Reiki yardımıyla
yapıldığı için , güvenli bir tekniktir. Hipnoz ile hiçbir bağlantısı yoktur.
Uygulanan kişi çalışma sırasında, bulunduğu ortamla bağlantısını hiç
kopartmamaktadır. Geçmiş yaşam bilgilerini aktarırken, bulunduğu mekanın ve
zamanın bilinçli olarak farkındadır. Dolayısıyla istem dışı oluşabilecek bir
yaptırım mümkün değildir. Bir çok sorunda, ciddi sonuçlara ulaşılabilmektedir.
Geçmişten getirdiğimiz (bilinçaltı ya da karmik ) problemlerimizi temizlemek
ve geleceği temiz bir sayfa olarak muhafaza edebilmek için önce bu günü
yeterince aydınlatmamız gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için geçmişten
getirdiğimiz problemleri temizlemeye (mental olarak) başlamamız gerekiyor. Bu
günü aydınlatıp, geçmişi de aydınlatmaya başladığımız zaman geleceğe
taşıyacağımız problemler azalmaya başlıyor. Yani geçmişin gölgeleri hem bu
günden kalkıyor, hem geleceğe doğru uzamıyor. O zaman gelecek temiz bir sayfa
haline gelmeye başlıyor. Gelecek "bu an" dan öte olduğuna göre zaten yok.
(Yani belirlenmiş bir gelecek yok aslında. Onu biz belirliyoruz.) Geçmişi ve
bu günü aydınlattığımız zaman, geleceğe aksedecek bir gölge kalmıyor. Bu
takdirde şimdi , bu anı belirleyerek geleceğe adım atabiliyoruz. İsteklerimizi
geleceğe yönelik değil, şimdi - bu an için düşünüyoruz ve bu anı aydınlatmayı
gerçek anlamda başardığımız zaman bu aydınlığı yaymaya başlıyoruz. Yani
enerjimizi genişletmeyi gerçek anlamda başarıyoruz.
(Not :
Aşağıda anlatılan çalışma uygulama yapılan kişinin adı gizli tutularak ve
izni alınarak yayına verilmiştir.)
Karma, bilinçaltının şimdiki anda onun içinden çektiği Akaşik Kayıtlarda
depolanan bir bilgi havuzudur. Negatif görünenler kadar pozitif olan
unsurlara sahiptir. "Kişinin yaşamında hangi döngünün yüzeye çıktığına
bakmaksızın, ruh daima önceki seçimlerinin sonuçlarını deneyimler." "En
sonunda tüm deneyimler kişinin bireysel büyümesi içindir"
Edgar Cayce Karma üzerine (tercüme : Saffet Güler)
... Ev
çok karanlıktı. Hep mi böyleydi, hatırlamıyordu artık hiçbir şeyi. Eşyaların
üzerine lanetli bir suret çökmüştü. Kadifeler eskimiş, tahtalar kararmıştı
sanki... Oysa bu evin kapısına annesiyle ilk geldiği gün, nasıl da zenginlik
kokuyordu her taraf. Bir lokma yemek ve sıcak bir yuva için bırakılmıştı
buraya. Geldiği ev... hafızasını zorladı ama, anılarından silinmişti çoktan.
Ona temiz giysiler verilmiş , yıkanmış, giyinmiş ve artık bu evin bir ferdi
olduğunu sanmıştı. Oysa yıllar çok acımasız geçmişti bu 26 yıllık kısacık
yaşamında. Bedeni ile birlikte ruhu da çok kirlenmişti. Etrafına göz gezdirdi.
Yapılacak tek bir şey kalmıştı! Başını kaldırdı evin kirli sessizliğini
dinledi. Genzi yanmaya başlamıştı dumandan. Dışarıya çıktı, temiz havayı
soludu son olarak. Her şey bitmişti artık! Ağaçların arasından önce ağır
adımlarla yürüdü. Bedeni artık acımıyordu. Ruhu ise susmuştu tamamen. Durdu...
arkasını dönüp artık alevlerin dışarı taştığı eve baktı, acılar, işkenceler,
tacizler, aşağılanmalar, tecavüzler... yirmi yıl film şeridi gibi kaydı
gözlerinin önünden. Bedenindeki izler artık anlamsızdı.
Şizofrenik
bir anne ... anne... ona anne denilebilir miydi acaba? Kim bilir, ama öyle
diyordu herkes. Kendi annesi bu eve bırakıp gittiğinden beri, tanıdığı anne bu
kadındı. Her fırsatta canını yakan bir kadın. anne...
Tüm
olaylara sessizce katılan, uzun boylu, beyaz tenli, beyaz saçlı, nerdeyse hiç
konuşmayan arazi sahibi, saygın baba... Bazen dalgın bakan gözlerinde nem
görür gibi olurdu. Ağlıyor muydu acaba içten içe... Nasıl her şeyi, hiç
yaşanmamış gibi görebilirdi ki insan... Mutfakta ocağın başına, bordo kumaşla
kaplı ahşap koltuğuna oturup saatlerce gözlerini ateşe dikerdi hareketsiz.
Oda bir köşeye sinerek, kıpırtısız beklerdi bu hareketsizliği. Aslında tek
huzur bu anlardaydı belki de.
Kısacık yaşamında tanıdığı iki erkek... her ikisi de güçsüzdü aslında. Biri
susarak gücünü koruyabiliyordu. Diğeri... babasına benzeyen kusursuz bedeni,
annesine benzeyen ruhuyla yıpranmış genç erkek. Koyu uzun saçlarını ensesinde
toplardı. Delici bakışları vardı. İlk ne zaman dokunmuştu Ona?
Çok
zaman geçmişti. Hem artık ne önemi vardı ki bu yüzleşmenin?
Kapalı, uzun giysilerinin altındaki yıllarla oluşan izlerinde bir önemi yoktu
artık. Bir zaman sonra çaresiz bedeni bu acıyı ister hale gelmişti. Bildiği,
öğrendiği yaşam şekli buydu... İçinden bir şeyler kopsa da, teni acısa da,
garip bir zevk alıyordu artık. Zaten başka ne yapabilirdi ki? Günahkar
ruhların arasında, kirlenen bedeni, yıpranan ruhuyla yaşamak böyle bir şeydi
işte!
Tüm
bunların arasında, kendinde keşfettiği bir şeyler vardı anlamlandıramadığı.
Gizli güçler... Nerden bildiğini bilmediği otların karışımından yaptığı
öldürücü sırları. Hayatta kendine ait, sahip olduğu tek şeydi bu...
Önce
anne diye adlandırılan kadının yemeğine katmaya başladı. Evdeki en güçlü
varlık, yavaş yavaş beyaz çarşaflarla kaplı yataktan kalkamaz hale geldiğinde,
gücün nasıl bir şey olduğunu anlamaya başlamıştı. Bakımı tamamen Ona aitti.
Hiç sesini çıkartmadan çarşaflarını değiştiriyor, elini yüzünü siliyor, öfke
dolu gözlerinden gözlerini kaçırarak yemeğini yediriyordu. Her kaşık onu
özgürlüğüne yakınlaştıran bir adımdı. Anne içten içe olanları fark etmişti
ama, çok geç kalmıştı. Eskiden bıçak gibi sözler sarf eden dili, artık bir
kelimeyi dahi söyleyemiyordu. Üstelik yattığı yerden görünen bahçede, bir de
mezar görüntüsü eklenmişti bu azaba. Hayatındaki tek önemli varlığın mezarı.
Varlığından ve yaptıklarından garip bir gurur duyduğu, kendi ruhunun devamı
olan oğlu. Ölümüne doyasıya ağlayamadığı canı. Sadece mezara koyulurken
yattığı yerden seyretmiş ve sağ yanağına tek bir damla yaş akmıştı yavaşça
donuk gözlerinden. Kimse ona neden öldüğünü anlatmamıştı ama, o biliyordu.
Kendisini yavaşça ölüme gönderen bu iki zarif el yapmıştı her şeyi. Oğlunun
garip zevklerine acımasızca alet ettiği bu ufak tefek kız...
...Dalgın bakışlarından kurtulup yanan eve gören gözlerle baktığında kızgın
alevler her yanı sarmıştı. Bitti dedi içinden.
Yapılacak tek bir şey kalmıştı artık!
Yavaşça bulunduğu yere çöktü, ellerini başının arasına aldı, bahçedeki mezarda
yanana kadar beklemeliydi emin olmak için. Nasıl olsa tanrı katında
affedilecek bir hali kalmamıştı kirli yaşamının. Hiç olmazsa yaşamını kirleten
her şeyin yok oluşunu sonuna kadar görmeliydi. Kendine yapabileceği en son
eziyet buydu, ötesi yoktu. Mezarda yok olmalıydı son sahneden. Yanan ağaçların
alevi ona doğru ilerliyordu.
Şeytan
ateş midir, öyleyse ateş onu yok edecekti.
Evin
üst katındaki karanlık odayı hatırladı. İçi titredi yeniden. Bu oda yaşamında
onu ayakta tutabilecek olan her şeyi yok eden odaydı.
Tüm
hayallerini. Tüm güzel olabilecek duygularını.
O gece
, bir müddet seyretmişti karanlık oda da onu. Yüzüstü yatıyordu. Kusursuz
bedeninin üst kısmı çıplaktı. Yüzü yan dönük, koyu renk saçları
omuzlarındaydı. Ne kadar masum görünüyordu uyurken oysa! Duyguları
karmakarışıktı. İnanılmazdı ama, şefkat bile vardı bu karmakarışık duyguların
arasında. Kızgın, kırgın, tuhaf bir aşk ve şefkat. Bu kadar zıt duyguları
nasıl bir arada yaşatabildiğini kendi de anlayamıyordu. Günahkar aşk böyle bir
şeydi işte!
Bahçedeki ağaçların arasından sızan ay ışığı elindeki keskin ve büyük bıçağın
parlamasına neden oluyordu. Sapı adamın yaşamı boyunca giydiği onu ürkütücü ve
çekici kılan giysileri gibi koyu siyahtı. Kısa bir an tereddüt ettikten sonra
, seri bir hareketle kürek kemiklerinin arasına sapladı. Gerisini
hatırlamıyordu. Kaç kez tekrarlamıştı...
Sadece
mezarın artık yaşlı ve hareketleri yavaşlamış olan baba tarafından açılışını
ve yukarıdaki yatak odasından bakan bir çift donuk bakışın eşliğinde yapılan
üç kişilik merasimi hatırlıyordu. Her şey bittikten sonra , o zamana kadar
kendisi için ettiği duaların yerine, onun için dua etmişti mezarın başında.
...
Yavaşça oturduğu yerden doğruldu. Bitti dedi yeniden. Arkasını döndü ve
kayalıklara doğru koşmaya başladı hızla. Uçurumun başına geldiğinde, nefes
nefeseydi . O güne kadar atmasına izin verilmeyen çığlığı koy verdi yüreğinden
ve sivri kayaların üzerine tereddütsüz bıraktı kendini...
"Başka bir insan ile geçen defa tam olarak kaldığı yerden ilişkimize devam
ederiz". "Gerçekte insanlar arasında karma yoktur ; bunun yerine, sadece
kişinin kendisi ile karması vardır."
Edgar Cayce Karma üzerine (Tercüme : Saffet Güler )
Golda
....
Nazi Almanyasının ileri gelen subaylarındandı. Trenin gelmesini bekliyordu.
Duyguları donmuş , ela gözlerin de hüzünle karışık bir özlem vardı. Savaş
dünyayı sarmıştı. Üzerindeki üniforma duruşuna zarif bir asalet katıyordu.
Kumral yüzü karmakarışık duygularla , birazda soğuktan donuklaşmıştı.
İnandığı ve bağlı olduğu tüm ilkelere karşı gelerek sevdiği ve hayatta
kalmasını sağladığı kadını bekliyordu.
Tren
perondan göründüğünde yüreği acıdı. Bu kadar büyük bir sevgi , aldatılmışlıkla
son bulmamalıydı. İnce uzun parmaklarını paltosunun cebinde hırsla yumruk
yaptı.
Trenin
kapısında beliren kadının yüzünde buruk bir tebessüm vardı. Gözlerini yere
eğdi ve basamaklardan inmeye başladı. Her şey çok yavaştı. Üzerindeki tüvit
kumaştan dikilmiş krem rengi şık manto ve başındaki hafif sağa eğik şapka ona
çok yakışmıştı. Açık kahve saçları şapkasının altında arkadan toplanmıştı. Çok
güzel değildi ama, garip bir çekiciliği vardı. Hafif soluk teni ona gizemli
bir hava veriyordu. Hiç denilecek kadar az konuşur, daha çok dinlerdi.
Dokununca kaybolacak hissi verirdi hep. Sanki ayakları yere temas etmiyormuş
gibi hafif yaylanarak yürürken dizlerinin tam altındaki eteğinden, zarif
bacakları görünüyordu. Tek kusuru ailesinden gelen soyağacında o lanet olası
ırka mensup olmasıydı.
Sevgisini hiç dile getirmediği için , hiçbir zaman kendisini sevip
sevmediğinden tam emin olamamıştı. Sadece sakin, yumuşak ,sevecen tavrıyla
yanında kendini çok huzurlu hissediyordu. O konuşurken başını hafif yana
eğerek doğrudan gözlerine bakar ve sadece dinlerdi. Birlikteyken savaşın
olmadığı, insanların öldürülmediği, sınırların zorlanmadığı bir başka dünya
oluşuyordu.
Yanına
geldiğinde başını hafif eğerek buruk tebessümüyle selam verdi. Birlikte
dışarıda bekleyen arabaya doğru yürüdüler. Yol boyunca süren sessizlikte
sadece hafif nefes alışı duyuluyordu.
Eve
girdiklerinde üzerindeki mantoyu yavaşça çıkardı , içinde aynı renkten beline
oturan kısa bir ceket ve bedeninin çizgilerini belli eden dar eteği vardı.
Şapkasını çıkarıp , yanındaki sehpanın üzerine koydu ve erkeğin uzattığı
kırmızı şarabı alarak zarif bir tavırla dudaklarına götürdü.
Sanki
ikisi de sessiz bir anlaşma yapmış gibi olacakları biliyor ve konuşmuyorlardı.
Adam gözlerini hiç ayırmadan tüm çizgilerini hafızasına kazıyormuşçasına ona
bakıyordu.
Keşke
tüm öğrendikleri yalan olsaydı. Keşke , savaş bittikten sonra birlikte
yaşlanabilecekleri bir hayat olsaydı önlerinde. Kendisinden aldığı bilgileri
gizli örgütlere iletmemiş olsaydı. Hiç olmazsa onun ilkelerine biraz saygı
duysaydı. Onu bu kadar hayal kırıklığına uğratmasaydı. En kötüsü onun hakkında
alınmış olan ölüm kararıydı. İlk görüldüğü yerde yakalanıp , götürülecekti.
Nereye? Kim bilir? Ne yapardı , o kamplarda ... Ya sonu?
Sanki
bir el yüreğini sıkıyordu. Uzatmanın anlamı yoktu artık. Ayağa kalktı , dönüp
masasına yürüdü , çekmeceyi açtı. Elinde tabancasıyla döndüğünde , kadın ayağa
kalkmış bekliyordu tüm sakinliğiyle. Yüzünde hüzünlü bir tebessüm vardı şimdi.
Gözleri sormuyordu bile.
İlk
kurşun bu büyük sevgiyi ölüme götüren kalbine, ikincisi bu sevgiye kıyacak
kadar acımasız olan düşüncelerinin barındığı beynine ulaşması için alnının tam
ortasına isabet etti.
Kadının cansız bedeni koltuğa yığıldığında, seni onlara teslim etmeyecek
kadar çok seviyorum diye mırıldandı adam. Ve silahı başına doğrulttu...
"Ancak kavramsal meydan okuma, bireylerin başkaları ile etkileşimleri
vasıtası ile kendi karmik anılarını kabul etmeleri veya "kendileri ile
karşılaşmalarını" kabul etmeleridir. Bireyler ve sonra gruplar kendi karmik
anılarını kabul etme çabasında özel insanlara çekiliyorlar."
Edgar Cayce Karma üzerine ( Tercüme : Saffet Güler)
2004
ün yedinci ayında sanal alemde "düşlerine asla basmayacağım söz. belki
düşlediğinde resimler değişir" cümlesiyle başladı arkadaşlıkları.
Enteresandı hayatına giriş cümlesi. 1500'lü yıllarda Finlandiyada yıkılan
hayallere, sanki bir telafi vardı sözcüklerde. Bir başka seferde adamın emir
veren konuşma şeklini kadın Heil diye cevaplamıştı. Sonra da kendi kendine
neden ki ? diye sormuştu. Sanki savaş yıllarından gelen alaycı bir
başkaldırma vardı bu sözcükte de.
Sürüp
giden yazışmaları altı ayın sonunda gerçek hayata dönüştü. Varolan tüm
engellere karşın yarım kalmış duygular önlenemedi.
Birkaç
buluşmadan sonra kadın yazdığı yazıya şöyle başlık atmıştı
BİRİMİZDEN BİRİ DİĞERİNİ HEMEN TERK ETMELİ ...! ve devam ediyordu yazı;
...
Çok acı var bu ilişkide. Çok fazla....
Nasıl
anlatabilirim bilmiyorum. Belki de anlatmam gerekmiyor. Bazen hiçbir şey
bilmiyor olmayı , hiçbir şeyden anlamıyor olmayı çok istiyorum. Bir yanım
bırakalım, zaman içinde kulağa çalınan bir şarkının hatırlattığı hoş bir anı
olsun diyor. Diğer yanım sakın ha ! diyor. Sakın... bu iş tamamlansın artık...
Ama düşüncesi bile üşütüyor, acıtıyor,karanlıklara fırlatıyor tüm düşleri...
Başlarken "düşlerine asla basmayacağım söz .belki düşlediğinde resimler
değişir" demişsin. Çok uğraştım dediğini yapmak için , ama değişmediler. Bu
kadar yakınıma gelmişken, vazgeçmek sanıldığı kadar kolay değil. Yaşanmış
resimler değişmiyor üzgünüm...
İlk
dikkati çeken yaşam ve doğum sayılarının aynılığıydı. Ve başka benzerlikler.
Hiç bir şey tesadüf değildir deriz ya hani hep! Yapılan çalışmalarla ortaya
çıkan geçmiş yaşamlar ne anlatıyordu? Şimdi birbirlerinin karşısına geçip aynı
anda tetiği çekseler bu bedel ödenir mi acaba?
Erkeğin karmik genetiğindeki öfke diner mi ki ? Kadının hala ifade etmeye
ürktüğü sevgisi yerine ulaşır mı bu kez ? Yoksa yine, acıtan sözcükleri ve
davranışlarıyla birbirlerini yok etme planı mı işleyecek, kim bilir? Ya
tuhaf biçimde ortaya çıkan ve sonlanamayan aşk?
Ona ne
olacak? Aşk ehlileştirilebilir mi?
En son
gördüğümde , telefonu kapatıp kendi kendine mırıldandığı bu karma bitmez abi,
çek vur da bitsin bu iş cümlesi aklımda kalan. Ve biri diğerini terk etti...
Şimdi
öğrenilmesi gerekenler var yine...
Ya da
başka yaşamlara aktarılacak duygular...
'' Tam
hayata dair bütün cevapları öğrenmiştik ki soruları değiştirdiler.''
|