|
İsa'nın
doğduğu sırada, o gün bilinen dünyanın büyük bir bölümü Roma İmparatorluğunun
egemenliği altındaydı. Dinsel açıdan çok tanrılı inanç sistemini kabul eden
Romalılar, kendi tanrılarına karşı hoş görülü olunması halinde, işgal
ettikleri toprakların halklarının inancına karışmıyorlardı. Bu sistem,
birbirinden farklı bir çok inancı imparatorluk bünyesinde barındırmakta son
derece faydalıydı. İnançlarında özgür bırakılan kavimler, yönetimin başına
büyük dertler açmıyorlardı. Bir tek istisna dışında;Yahudiler.
Yahudiler son derece katıydılar. Onlara göre bir tek Tanrı vardı ve onun
dışında başka tanrılar olduğunu söylemek en büyük günahtı. İşte bu tutum,
Romalılarca kendi tanrılarının aşağılanması olarak görüldü ve büyük tepki
doğurdu. Öyle ki, Roma yöneticileri Yahudileri dinsizlikle suçladılar ve
imparator Septim Severus, Yahudiliği, yani kendilerince dinsizliği yasaklayan
bir emir yayınladı. Roma lejyonları Yahudi halkın üzerine gönderildi. Baskı
artırıldı. Yahudilik gibi daha sonraki yıllarda tek Tanrı inancını savunan
Hristiyanlık da aynı suçlamadan kurtulamadı. Ta ki, imparatorluğunu
yıkılmaktan kurtarmak için Hristiyanlığı seçen Bizans imparatoru Constantin
dönemine kadar.
İşte İsa böyle bir ortamda dünyaya geldi. Roma baskılarından yılmış olan
Yahudi halkı kurtuluşu mucizelerde arıyor ve kendilerine Tevrat'da geleceği
bildirilen kurtarıcı Mesih'i dört gözle bekliyordu.
İsa,
Musa'nın öğretisinin Ezoterik yönünü yüzyıllardır bünyesinde barındıran
Esenniler arasında dünyaya geldi. Yahudilikteki dinsel yozlaşmadan uzak
kalabilmek için Esenniler Yehuda çölündeki Kumran'a çekilmişlerdi. İsa'nın bir
Esenni olduğu, doğduğu tarih olduğu iddia edilen 25 Aralık gününden de
bellidir. Bu tarih, Esennilerin Elohim adına düzenledikleri kutsal ayin
günüdür.
Esenniler üç dereceli bir inisiasyon örgütü oluşturmuşlardı (1). Bu örgütün
kurallarına göre Esenniler arasında doğan ya da dışardan Esenniler'e katılmak
isteyen kişiler uzunca süre gözetim altında tutulurlar ve layık görülürlerse
özel bir törenle örgüte alınırlardı. Toplulukta doğup layık görülmeyenler
örgüte alınmazlar ve ancak topluluğun ayak işlerini yapmalarına izin
verilirdi. Örgüte kabul edilen kişi iki yılını çömez olarak geçirirdi. İkinci
derece'de de aynı süre geçerliydi. Müridin "İsrail'in kutsal seçkini" ya da
"Işığın oğlu" adı verilen üçüncü dereceye geçmesi ancak bu sürelerin sonucunda
göstereceği yeteneğe bağlıydı. İkinci derecede bekleme süresinin uzatılması
mümkündü.
Esenniler, tarikat sırlarını açıklamamak üzere ketumiyet yemini ederlerdi.
Ruhun ölümsüzlüğüne, insanın tekamülüne, tüm insanların kardeşliğine ve iyilik
yapmanın en önemli ilke olduğuna inanan Esenniler, günlük yaşam sırasında
yemin etmeyi en büyük suç olarak görürlerdi. Ayinlerde temizlik esastı. İnsan
sevgisinin ön plana çıkarılması, yalandan nefret edilmesi, mülkiyetin
ortaklığı Esenniler'in başlıca özellikleriydi.
Kabul
töreninde yeni üye, kendisine verilecek sırları ifşa etmeyeceğine dair ölümüne
yemin ederdi. İşte Esenniler'in İsa'yı reddetmelerinin arkasında, bu yemine
uymamış olması yatmaktadır.
Esenni
öğretisi, derecelerle ilintili olarak üç aşamalı verilirdi. Bu öğreti,
Musa'nın Ezoterik doktrininden başka bir şey değildi. Esenniler genelde bekar
yaşayan insanlardı ve İsa da bu geleneği bozmadı. Esenniler arasında en üst
dereceye kadar çıkan İsa, kişiliği gereği bununla yetinmedi ve daha fazla şey
öğrenmek istedi. Ancak Mısır okulu artık yoktu. Bunun üzerine İsa da,
bilgisini artırmak için Ezoterik öğretinin bir başka kaynağına, Tibet'e
yöneldi. Hindistan üzerinden Tibet'e giden İsa, burada yaklaşık 10 yıl kaldı
ve Ezoterik öğretinin yanısıra doğu bilimleri hakkında da en üst düzeyde bilgi
sahibi oldu (2). İsa bu bilgilerini, Hristiyan dünyasının mucize diye
adlandırdığı olaylarda ortaya koydu.
James
Churchward, İsa'nın Tibet'te bulunduğu yıllar ile ilgili bilgiler veriyor.
Kendisini Naacaller hakkında aydınlatan rahip Rishi, İsa'nın Tibet rahipleri
arasında en üst dereceye kadar çıkmış olduğunu söyledi. Churchward'a göre İsa,
Tibet'te Naacal dilini öğrendi ve ilk tek Tanrılı dini, Mu dinini ana
kaynağından gördü. İngiliz araştırmacı, İsa'nın ölürken söylediği son
sözlerinin Naacal dilini bildiğini ispat ettiğini öne sürüyor. İsa'ın son
sözleri, "Eli, eli lama sabachtani" (Allahım, Allahım beni niçin bıraktın)
olmuştu. Churchward bu sözlerin yanlış anlaşıldığını, İsa'nın gerçekte,
ortadoğuda hiçkisenin anlamasına imkan olmayan Naacal dilinde, "Hele, hele
lamat zabac ta ni" (tükeniyorum, tükeniyorum yüzümü karanlıklar kaplıyor)
dediğini iddia ediyor (3). Churchward'a göre İsa'nın öğretisine sembol olarak
seçtiği Haç da Mu kökenlidir. Naacaller'in bu kutsal sembolünü İsa da
kullanmıştır.
Tibet'ten ülkesine dönen İsa, öğretisinin geniş kitlelere ulaşmasını ve tüm
Yahudi halkının kurtuluşunun bu yolla olmasını tasarlıyordu. Halkın mesih
beklentisini değerlendiren İsa, kendisini Tanrının oğlu olarak tanıttı.
Ezoterik doktrin uyarınca İsa, Kamil bir İnsandı ve Tanrıyla bir olmuştu. İşte
onun kullandığı "Tanrının Oğlu" sembolü, bu gerçeğin ifadesiydi.
İsa,
öğretisini cümleler haline getirilmiş sembollerle, mesellerle geniş halk
kitlelerine sundu çünkü halkın bu öğretiyi başka türlü benimsemeyeceğini iyi
biliyordu. Sevginin ve kardeşliğin ön plana çıkarıldığı İsa öğretisindeki
Ezoterik içerik, Yuanna İncili'nde de görülmektedir. "Kimse yeniden doğmadıkça
Tanrı katını göremez" veya, "herkes sudan ve ruhtan doğmuştur" gibi cümleler,
Yuanna İncili'nin Ezoterik içerikli cümlelerinden sadece ikisidir. (Yuanna
3/2-5)
Sen
Jan tarafından yazılan bu İncil, doktrinin iç yüzünü, Ezoterik yönünü ortaya
koymaktadır. Bu nedenle Yuanna İncili, Ezoterik öğreti yanlısı Şövalye
Tarikatlarınca kabul edilen yegane İncil olmuştur. Malta Şövalyelerinin bir
diğer adı, Sen Jan Şövalyeleridir. Protestanların benimsediği, Mason olan
Hristiyanların üzerine yemin ettikleri İncil hep Yuanna İncilidir (4).
Hristiyanlıktaki Baba-Oğul ve Kutsal Ruh üçlemesi, Tanrının üçlü niteliğinden
başka birşey değildir. Ancak, bu kutsal üçleme gibi birçok kavramın daha,
cahil halkın anlayabilmesi için son derece basite indirgenmiş olması,
öğretinin aslından çok şey yitirmesine ve zamanla da bünyesine birçok efsane
ve hurafelerin girmesine neden olmuştur. İsa öğretisinin Ezoterik içeriği
bugün pekçok Hristiyan tarafından bilinmemektedir. Ancak, iyilik, doğruluk,
güzellik gibi kavramlarla, insanların kardeşliği gibi duyguların geniş
kitlelerce kabul görmesini sağlayarak Hristiyanlık, Ezoterik öğretinin bu
anlatılarının evrenselleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.
İsa'nın Yahudi ruhban sınıfınca sapkınlıkla suçlanması ve İsa yandaşlarının
gücünden çekinen Roma'nın bu durumu fırsat bilerek onu çarmıha gererek
öldürülmesinden sonra Hristiyanlık uzunca bir süre bocaladı. Yandaşları
sürekli takip edildi ve öldürüldü.
İşte
bu aşamada Roma'lı Hristiyanlar, kendileri gibi kardeşlik, doğruluk, iyilik
gibi mefhumları savunmakta olan Collegia mensupları ile karşılaştılar.
Hristiyanlar, çok tanrıcı Collegia mensuplarının tanrılarını birer aziz olarak
kabul ederken, Collegia üyeleri arasındaki kardeşlik bağları da bu yeni
gelenlerin birliklerinde getirdikleri inançlar doğrultusunda kuvvetlendi.
Hristiyanlar, Collegia'larda kendilerine sığınacak yerler buldular ve
varlıklarını sürdürebildiler. Batı Roma imparatorluğu barbar akınları
sonucunda yıkılınca, bu örgüt Doğu Roma
imparatorluğunda
varlığını sürdürdü. Bizans'da Collegialar'ın himayesinde varlığını devam
ettiren Hristiyanlar, bu güçlü örgütlenme sayesinde dinlerini resmi devlet
dini olarak kabul ettirebildiler. İmparator Constantin, aleyhinde girişimlerde
bulunan çok tanrıcı unsurlara karşı denge sağlamak amacıyla Hristiyanları ve
dolayısıyla Collegia örgütünü yanına çekmeye karar verdi. Constantin, M.S. 313
yılında Milan fermanını yayınlayarak, önce Hristiyanların inançlarında özgür
olduklarını kabul etti. Sonra da Hristiyanlığı devlet dini olarak ilan etti ve
çok tanrıcılığı yasakladı.
Collegia mensupları, Roma imparatorluğu içinde, sanatlarını rahatça ortaya
koymaları için her yerde dolaşmalarına izin verilen hür insanlardı.
Avrupa'nın, Roma imparatorluğu dışında kalan bölgelerinde dahi, yapı işleri
için Collegia'cılar özellikle aranıyorlardı. Ancak bir süre sonra Avrupa'da
derebeylik sistemi ortaya çıktı ve bu hür sanatkarların dahi birer serf
durumuna düşmeleri söz konusu oldu. İşte o zaman, Collegialar manastırlara
iltihak ettiler ve din adamlarına tanınan haklardan faydalanabilmek için,
inşaatçı rahiplerden kurulu olan manastır dernekleri "Gildeleri" oluşturdular
(5). Ancak bu noktada tarihte geriye dönmek ve ortadoğuda çıkan yeni bir
dinin, İslamiyet'in Ezoterik doktrin tarihi üzerindeki yerini incelemek
gerekmektedir.
Kaynakça
1-
SCHURE Edouard - "Büyük İnisiyeler" - RM Yayınları - İstanbul 1989 -Sf. 605
2- SANTESSON Hans Stephan - "Batık Ülke Mu Uygarlığı" - RM Yayınlan-İstanbul
1989 - Sf. 137
4- Nauodon Paul - "Tarihte ve Günümüzde Masonluk" - Varlık Yayınları İstanbul
1968 - Sf. 122
5- Naudon Paul -ie- Sf. 28
|