“Geçenlerde beni “Çocuklar Duymasın” dizisinde Meltem’in patronu Selçuk Bey rolünü  oynayan Mehmet Auf aradı. Bir vesileyele ilk kitabımı (Muhteşem Aptal Erkekler) okuyan Auf,  atv’de yayınlanacak yeni bir tartışma programına  beni davet ediyordu. Auf, yapımcı ve sunucusu olduğu programda benim katıldğım bölümde “ev işleri”nin tartışılacağını söyledi. Ben de hem programa hazırlık, hemde der
Ki dostlarıyla paylaşmak için aşağıdaki yazıyı kaleme aldım.” 

Ev işleri ev hanımlıllğı ile özdeşleşmiştir. Toplumsal yaşama üretim anlamında katkısı olmayan bu kadınlar ne kadar önemli bir iş yaptıklarını göstermek amacıyla ev işlerini abartırlar. Ev  hanımlığında ekonomik anlamda bir hizmet ve üretim yoktur. Aynı çatı altında bulunan insanların orada bulunmalarından dolayı ortaya çıkan işler, meslek olarak kabul edilemez. Yiyeceği yemeği yapma, yattığı yatağı düzeltme, giysilerini yıkama, yaşadığı evi temizleme işi nasıl bir meslek olarak kabul edilir?

Ev kadını yalnız kendi giysisi, yemeği, yatağı değil; eşi ve çocuklarınınkini de hallettiğini söyleyecektir. Evde bulunan insanlar kendi gereksinmelerini karşılayarak bu sorunu ortadan kaldırılabilirler. Üretime katılmayan kadın, ev işlerine dört elle sarılır. Bu şekilde çalıştığını, yaşamı paylaştığını düşünür ve avunur. Çalışan kadınların birçoğu, ev hanımına atfedilen hemen her işi yapıyor. O halde o kadınlara da "çalışan ev hanımları" denmeli; ama denmiyor. Çalışan kadın deniliyor. Çünkü insanlar hem çalışıp hem de kişisel gereksinimlerini karşılayabirliler.

Ev kadınlarına atfedilen işleri yapan erkeklere neden "ev erkeği" ya da "ev beyi" denilmiyor? Oysa aynı işleri yapan erkekler var. Eşinden ayrılmış, ölmüş veya kendisi çalışmadığı için evde bu işleri yapan erkeklere niçin benzer sıfatlarla tanımlanmıyor?

"Ev hanımlığı" sözcüğünün altında bir iltifat vardır. "Evin hanımı, sultanı izlenimi doğmaktadır". Birçok kadın bu yüzden "ev kadını" yerine "ev hanımı" denilmesini yeğler.

Ev hanımları, evde yaptıkları zeka ve yaratıcılık gerektirmeyen, kadın, erkek, çocuk tüm insanların rahatlıkla yapacağı basit işleri dünyanın en zor işleriymiş gibi sunar. İnşaatta çalışan veya hamallık yapan koca, eve geldiğinde karısını kendisinden daha yorgun bulur. Evde iş yaptığı için hastalanmış, belki de yatıyor pozisyondadır. "Aptal erkekler"de çok çalışan karısının bu haline dayanamayıp yükünü hafifletmek için ona yeni makineler alacağının sözünü verir.

Bir zamanlar ev hanımlarının çok yakındığı, zamanlarını ve enerjilerini tükettiğini söyledikleri bir çok işi artık makineler yapıyor. Bulaşık, çamaşır, süpürme nerdeyse iş olmaktan çıkmıştır. Erkek bilim adamları kadınların işlerini kolaylaştırmak için sürekli yeni buluşlar, makineler, robotlar üretmeye devam etmekteler.

Dışarıda ölesiye çalışan erkekler, kendilerini düşünme yerine karılarını rahat ettirmek için daha zor koşullarda çalışmaya razı oluyor.

"Kadınlar, hiçbir zeka ve yaratıcılık gerektirmeyen ev işlerini yapmaktan büyük haz duyuyorlar." görüşümü dile getirdiğimde kadınların çoğu, sert tepkiler verdi. Çoğu, bu işlerden "nefret ettiklerini" söyledi. Samimiyet ilerlediğinde bir kısmı, ev işlerinin bazılarından hoşlanmadıklarını, fakat bir çoğunu zevkle yaptıklarını itiraf ettiler. Temizlenmiş bir ev, hangi kadını çok mutlu etmez? Yıkamış olduğu perdeyi her kadın gururla seyreder. Silinmiş yerler, halı nasıl da mutluluk vericidir. Yemek hazırlamak, sofrayı süslemek çoğu için keyifli bir uğraştır.

Kadınların çoğu yapmaktan büyük keyif duyduğu bu işleri kocasından istemez. Buna karşılık zevkle yaptığı bu basit işleri, çok zor gibi göstererek ondan tavizler koparır. Bu işlerdeki yorgunlukları bahane ederek yaptığı hastalık numaraları, erkekleri suçluluk duyguları içine iter. Çoğu bu yüzden karısına büyük minnet duyar. "O olmazsa ben bu işleri nasıl yaparım" diye düşünür.

Erkekler, kadınların yakındıkları bu işleri paylaşsa, kendine düşeni yapsa, kadınlar söyleyecek söz bulamaz. Fakat kadın bunu istemez. İsteseler, erkekleri ev işlerine kesinlikle ortak ederler. Sözü edilen işleri bir kaç gün yapmadığı zaman ne olacak? Mecburen bir paylaşıma gidilecek.

Erkek bu basit işleri niçin zor zanneder? Annesi de o işleri yaparken "çok" yorulurdu, beceremez diye kocasından, oğlundan yardım istemezdi. Evlenince karısına yardım etmek istedi, karısı onu uzaklaştırdı. O da bu işlerin erkeklerin harcı olmadığına karar verip, yardım teklif etmekten vazgeçti.

Oysa bu işlerin profesyonel olanlarını hep erkekler yapıyordu. Yemek, kadın işi bilinir ama tüm aşçılar erkektir. Dikiş, kadınla özdeşleşmiştir. Ama tüm terziler, modacılar erkektir. Temizlik deyince akla hemen kadın gelir ama temizlik firmalarında çalışanların çoğu erkektir. Örnekler sayısız şekilde çoğaltılabilir.

Kadınların yaptığı her işin daha iyisini erkekler yapıyor. Evde yemek yapan kadın, annesinden gördüğü üç-beş yemeği yıllarca yapar durur. Oysa aşçı erkek, yeni yemekler yaratır. Kadın söküğünü diker; erkek, modayı yaratır.

Erkeklerin ev işlerindeki acemilikleri; pratiklik kazanmadıkları içindir. İlk etapta bocalasalar da, birkaç kez yaptıklarında, o işi en güzel şekilde yaparlar (kadınlar izin verirse).

Erkekler ev işlerinde daha seridir. Kadının beş saatte yaptığı işi, erkek bir saatte yapar. Fakat kadınlar beğenmez. Kendi hantallıklarını, daha temiz yaptıklarını söyleyerek kapatmaya çalışırlar.

Erkekler; ev işlerini lütfen yapın; nasıl tedirgin olduklarını göreceksiniz. Çünkü bir kalelerini kaybedecekler.

Ev kadınları, ev işlerini abartırlar. Temiz olan bir şeyi bir daha temizlerler. "Perdeler de çok kirlendi" derler. Bakarsın, perde tertemizdir. "Sen ne anlarsın temizlikten; görmüyor musun?" diye bir de aşağılarlar. Tüm perdeleri indirir, temizler; erkeğin de burnundan getirirler.

Ev işleri iyi planlandığında günde en fazla bir saat alır. Çünkü birçok iş, haftanın belli günleri yapılır. Örneğin; her gün çamaşır yıkanmaz. Günlük işlere toplam bir saat rahatlıkla yeter. Fakat kadınlar, dışarıda on saat çalışan kocasından daha çok iş yaptığını iddia eder. Oysa istediği saatte kalkar, dilediği zaman yeniden uyur. İşini dilediği saatte yapar. Dilerse o gün yapmaz. TV izler, müzik dinler, komşuya, alışverişe gider, telefon sohbetleri yapar; bunların sonunda da çok yorulur.

"Ev kadınlığı" bir meslek olarak kabul edilse bile, durum en fazla ancak eşitleniyor. Yani erkek dışarıda, o içeride çalışıyor. Yemek, çamaşır, bulaşık, temizlik... onun işidir peki; neden bu işleri iyilik, özveri gibi sunup yardım etmeyen kocasını suçlar? Buna hakkı yoktur. O, kocasının dışarıdaki işine yardım ediyor mu?

Büyük yaştaki çocuklarına hiçbir iş yaptırmayan, hatta yemeğini yediren anneleri bilirsiniz. Küçük çocuğuna suyunu götüren, onun çantasını taşıyan anneleri de... Anneler, bırakın çocuklar yaşları ve güçleri ile orantılı olarak sorumluluk alsın ve yerine getirsinler. Bu konuda katı ve kararlı olun. Hiç kimse, bir diğerinin iç çamaşırını yıkamak zorunda değildir. Yapmayın, bırakın kocanız kendisi yapsın. Siz yemek yaparken; o, çamaşırı yıkasın. Yapmıyorsa, siz de yapma riski göze alın ve yapmayın. Sonuçta kazanan siz olacaksınız. Ama siz de hayata, üretime katılın. Deneyin; başaramıyorsanız, evde zorunlu kalıyorsanız o basit ev işlerini abartıp da erkeğin gözüne sokmayın! İşinizi yapıyorsunuz; o kadar. İşimizi en iyi şekilde yapmak görevimizdir. Erkek yoktan var eden, siz var olanı değerlendirensiniz. Hangisi kutsanmalı?