|
Keyifli
bir günündeymiş kral. Bir yandan ballı ekmeğinin tadını çıkarıyor, diğer
yandan da bayram münasebetiyle halka açılan saray bahçesinde gezinti yapan
tebasını seyrediyormuş. Oturmaktan sıkılınca, elindeki ekmeği ile balkonun
trabzanına yaslanmış. Tam bu sırada, Hayırlı sabahlar efendim, diyerek
yanına gelen baş danışmanına cevap vermeye hazırlanırken, ekmeğinden süzülen
bal aşağıdaki terasa damlamış...
Bunu
gören danışman telaşla temizlikçileri çağırmaya yeltendiğinde, kral umursamaz
bir tavırla onu durdurmuş. Yayılan tatlı kokuyu anında alan sinekler balı
emmek için üşüştüklerinde, pusuda bekleyen bir kertenkele de sineklere hücum
etmiş. Derken, nereden çıktığı belli olmayan bir kedi, kertenkelenin kuyruğuna
atlamış. Bu sırada sahibiyle gezinen köpek de kediye saldırmış. Kedisinin
canhıraş miyavlamasına koşan adam köpeğin sahibinin yakasına yapışmış.
Manzaranın vehametini kavrayan danışman tedirgin bir sesle, Efendim, acaba
muhafızları çağırsak mı? sorusunu tamamlayamadan, bahçedeki halk birbirine
girmiş. Kavgayı bastırmaya gelen saray muhafızları da işe karışınca, kargaşa
bir iç savaşa dönüşerek, ilk önce şehre, sonra da ülkeye yayılmış...
Asayiş
tekrar sağlanmış ama, ülke bir daha eski görkemini geri kazanamamış. Ancak;
atlatılan bu korkunç yıkım, büyük bir irfanın doğmasına neden olmuş. O ülkenin
bilgeleri şöyle der: Her birimiz yaptığımız her eylemden sorumluyuz. Dikkat
edilmeyen küçük hareketler, büyük sorunlara; baş edilmesi güç zorluklara
dönüşebilir ve koskoca krallık bir damla bal yüzünden yıkılabilir...
***
Aldığım duyumlara çok şaşırdığımı söyleyemem. Anlatılanlara göre, tüm dini
uyarılara rağmen büyü yapmak ve yaptırtmak toplumumuzun hala vazgeçemediği
alışkanlıkların başında geliyormuş. Dahası, kısmet kapatma ve aşk adına
yapılan büyüler tahmin edemeyeceğimiz kadar yaygınmış. Bulunduğum yad ellerde
de pek revaçta olan vahim bir konudur bu.
İyiye
nam kazandıran, onu uyarıp ortaya çıkartan kötülüktür. Karanlığın gölgesi
üstümüze çökmeseydi, aydınlığın ulviyetini, ışığın hürriyetini, güzelliğin
kutsiyetini asla anlayamayacaktık. Kutuplar arasındaki tezat ve sürtüşmenin
yeteneklerimizi geliştirdiğini, titreşimimizi yükselttiğini, aşkla beraber
birliği bu bedende tattırıp yuvaya dönüşü garantilediğini öğrenemeyecektik.
Kısacası düalite, evrimin çeşitli senaryolarına anlam ve şekil veren; her
ahval ve şeraitte özgür iradenin bize ait olduğunu gösteren ilahi bir yasadır.
öyleyse hangisini seçiyoruz Sevgili Dostlarım; iyiyi mi, kötüyü mü?...
Cevabınızın, Tabii ki iyiyi seçiyoruz! olduğunu biliyorum. Ama; fark etmeden
kötülük edebileceğimizi, masumane hareketlerin bile çok üzücü olaylara yol
açıp bir değil, binlerce insanın yaşam akışını etkileyebileceğini, cehaletten
doğan marazın habisleşip kollektifi zehirleyeceğini hatırlatmak isterim. Amacı
ne olursa olsun, kişinin büyü veya salt düşünceyle başka bir insanın hür
iradesine tesir etmesi; üstelik de bunu yapmakta hiç bir beis görmemesi, ÇOK
AĞIR bir karmanın yaratılması demektir. Böyle bir vebali yüklenmek, ruhun uzun
süre cebelleşeceği kaçınılmaz bir sebep-sonuç ilişkisidir. Büyünün bilerek,
isteyerek tekrarlanması neredeyse insan öldürmekle eş değerdir. Karanlığın
sihrine kapılan, ondan elde ettiği suni güçle efsunlanan, dolayısıyla da bu
gücün mutlak olduğuna inanan alt benlik, ruhunu korkunç bir acz ve acıya
mahküm eder.
Ettiğinin
yanına kar kalacağını düşünen varsa, yanıtı bir atasözümüz versin: Etme
bulursun, inleme ölürsün. İlahi yasa gereği lanse edilen tüm enerjiler
dengelenmeye, kefeler eninde sonunda eşitlenmeye mecburdur. Büyünün kişiye
geri dönüşü son derece merhametsizdir. özellikle de, ilahi bilgiler kişisel
bir tatmine aracı olarak kullanılmışsa. Konunun uzmanları, büyü yapanların
yaptıklarının bedelini büyük yıkımlarla, çeresiz hastalıklarla ödediklerini;
evrenin ahengini bozdukları için gelecek enkarnasyonlarda çok zor temizlenecek
bir karma yarattıklarını söylüyorlar. Neden derseniz, o zararsız addedilen aşk
büyüsü bile sadece hedef alınan kişiyi ve ona bağlı olanların yaşamını
etkilemekle kalmaz; kurbanın hücrelerine sirayet ederek kalıtım yoluyla
nesilden nesle geçecek bir program haline dönüşür.
İmajında yaratıldığımız Tanrının bizi hep sevip, hiç yargılamadığını; düzenin
iyi-kötü ayırımı yapmayan tarafsız yasalarca sağlandığını; taciz edenle
edilenin aralarındaki oyunun karmik kontratlarla bağlandığını bu köşede
defalarca yazdım. Lkin; hep beraber uyanarak, ruhlarımızı Tanrının göğsüne
yaslamaya hazırlandığımız bu kavranılmaz süreçte, negatif olguları tolere
edecek ne gücümüz, ne zamanımız, ne de ihtiyacımız kaldı.
Hicap
duyanlara; ezan, çan, hazan demeden insanlığı tek ruh olarak kabullenmek
isteyen tüm dünyalılara, Bhagavad-Gitadan şöyle sesleniyor Yaradan: Bütün
günahkarların en günahkarı olsan bile, yalnızca bilgi salı ile bütün
kötülükleri aşarsın.
|