|
(Serinin 1. yazısı
Bir Çift Göz, 2. yazısı
Bir Çift Söz için yazı isimlerine tıklayın.)
LALİN derKi,
Bir
çift sözün vurucu etkisini yavaş yavaş üzerimizden atmaya başladığımız sırada
Özlemin omzuna hafifçe dokunarak;
-
Siz
daha kalacak mısınız? diye sordum. Ancak soruma Özlemden önce Oğuz cevap
vererek;
-
Yok
ben kalkıyorum, hatta Özlemi de evine bıraksam iyi olacak. dedi ve ceketini
eline aldı.
Ancak
Özlem alkolün etkisiyle melodisini çıkaramadığımız bir şarkının sözlerini
mırıldanmayı sürdürüyorken araya girerek;
-
Özlemcim, Oğuz seni bırakabileceğini söylüyor ama bende de kalabilirsin. Hem
biraz laflarız. Ne dersin? diye sordum.
Özlem
iki kişinin arasında kalmış bir şaşkınlık ve sersemlikle içelim de gerisi
önemli değil! şeklinde pek de şuurlu olmayan bir yanıt verdi. Anlaşılan bende
kalıyordu ve Özlemin çantasını toplaması için Oğuza gözümle işaret yaptım.
Sanki sadece ikimizin bildiği bir dili herkesten gizli ve sessiz konuşuyor
olmanın verdiği haklı bir bilmiş ifadeyle Oğuz, etrafa saçılmış sigaralara
kadar topladığı çantayı bana uzattı.
Şimdi
aklımda bir merak düşmüştü; yılbaşı partisinde olduğu gibi acaba Oğuz
arabasıyla bana eşlik edecek miydi? Bir çift sözden olmalı ki sanki bu
ayrılışımızda nedense bir yarım kalmışlık havası vardı.
-
Oğuz,
çok teşekkür ederim beni yalnız bırakmadığınız için. Ayaklarınıza sağlık.
-
Sen
ve yalnızlık aynı cümleye yakışmıyorsunuz. Gerçekten çok güzeldi ama bir gün
şu bir çift söz üzerine seninle daha uzun konuşmak isterim.
-
Elbette, ne zaman istersen...
-
Yo
hayır, ne zaman istersenlik bir teklif değil bu. Bir gün ya da bir akşam ama
mutlaka.
O
arada Özlem kırık bir dille söze bulaştı;
-
Ohooo, bir de kahve söyleyelim isterseniz, ne bu ya giderayak, hadi üşüdüm
binin şu arabaya...
Oğuz
yüzündeki mahçup ifadeyle;
-
Ben
içerim aslında. Şaka bir yana beni gidince haberdar edebilir misiniz? Nedimi
bırakacağım için yolum farklı.
-
Tabi
ki! diyerek uzaklaştım, az önce aklımda oluşan sorunun da cevabını alarak.
Arabaya bindikten sonra uzun bir süre hiç konuşmadan yol aldık. Sessizliğinden
sebep sızdığını sandığım Özlem, önümüzde seyreden kamyonetin ani şekilde şerit
değiştirmesiyle bağırarak beni de irkiltti;
-
Aa
sen uyumuyor muydun?
-
Kızım gece daha yeni başlıyor.
-
Hayırdır, yoksa sürpriz bir planın mı var?
-
Özlemi hiç tanımamışsın. Hadi bir tekel bayi bul da biraz benzin alalım.
-
Kaç
tane içtin?
-
Bu
soruna cevap verebiliyor olmak çok isterdim gerçekten...
-
Peki
o zaman en çok hangi şarkımı beğendin?
-
Şu
dağınık yatak var ya Lalin, dağıttı beni...
-
Değil
mi! Murathan Munganın son albümünde Zerrin Özer söylemiş, nasıl müthiş bir
yorum bu!
-
Yani
yorum filan bilmem ama nasıl bir söz o ya...
Geyiğe
doğru yol alan bir diyaloğun sonunda tekel bayiini atlatamayıp kelle başı bir
şişe şarapla evin kapısından girdik sonunda. Gece geç geleceğimi bildiğimden
açık bıraktığım koridor ışığına Özlemin tepkisi harikaydı.
-
Ooo,
daha yatmamışlar...
* * *
Kısık
bir müzik ve şarap eşliğinde;
-
Ne
de iyi yaptınız gelmekle bu gece! dedim.
-
Evet
ya uzun zamandır hiç bu kadar iyi vakit geçirmemiştim. Yılbaşı da dahil
buna...
-
Ben
tabi sizin muhabbetinize çok tanık olamadım. Karşıdan şarkı söylemekle
olmuyor. Ne içindesin, ne dışında..
-
Yok
ama ya, gözün hep bizim masadaydı.
-
Bakıyorum sıkı takipçisiniz.
-
Eh
bilemem artık. Kuzum, Oğuz ile aranızda bir şeyler var sizin, değil mi?
-
Ah,
iyi ki Oğuz dedin, ona geldiğimizi haber verecektim.
-
Tamam
ararız birazdan, sen benim soruma cevap ver önce!
-
Yani
henüz somut bir şey yok. Ama ilgimi çekiyor.
-
Bak
ben Oğuzu, Nedimden ötürü iyi tanırım. Eğer seninle ilgilenmemiş olsa bu
gece hayatta orada durmazdı.
-
Canım
belki nezaketinden kalmıştır.
-
Yok
ya, ben nerelerden kaçtığını bilirim. Bence gerçekten senden hoşlandı.
-
Özlemciğim bu tip ortamlar yanıltıcıdır. Alkol girer işin içine ve herkes
bir anda kırk yıllık dost kesilir.
-
Tamam
haklısın da ben sizin aranızda böyle bir durum sezmedim. Yani ciddi
hoşlandınız birbirinizden, niye itiraf etmiyorsun ki?
-
Bilmiyorum Özlem. Sanırım ben birine karşı bir şeyler hissedebileceğime olan
inancımı kaybettim Tuğandan sonra...O yüzden bir erkekten etkilenme eşiğim de
artık eskisi kadar çabuk atlanır değil.
-
Bak
Lalin, Tuğanla Oğuzu aynı kefeye bile koyamazsın. Düşün ki sana evlenme
teklifi ettikten bir ay sonra düğün davetiyesini almış olduğun bir adamdan
bahsediyorsun. Olayın matbaa sürecini çıkar, yani 3 hafta. Tanışma, söz vs.
bal gibi de aldatıldın. Adice ve küstahça... Şimdi kalkıp hala onu
unutamadığınla ilgili cümleler kurma sakın bana. Hele ki Oğuzu sakın
bulaştırma bu bunalımına...
-
Sakin
ol ya! Ben kimseyi kimseyle karşılaştırıp bulaştırmıyorum ki! Travmatik bir
dönemdi ve atlatılması zor olacak diyorum. Yani bunu bir erkekle aşabilirim
elbette ama onu kabul etmem için kriterlerim arttı hepsi bu!
-
Eğer
bunu aşmak gibi bir niyetin varsa Oğuz doğru insan değil bana sorarsan....Bir
kaosu hak etmiyor o gerçekten.
-
Ya
ortada fol yok yumurta yok be canım. Nerden çıktı şimdi Oğuz, Tuğan filan. Hem
haber verecektik Oğuza.
-
Tamam, tamam
Ben ararım
* * *
Başımı
yastığa koyduğumda tüm dünya etrafımda dönüyordu. Özlemin Oğuza bu denli bir
koruma içgüdüsüyle yaklaşması beni şaşırtmıştı. Belki de onca şeyi atlatan ve
buna yakından şahit olan biri olarak asıl korumasının gerektiği kişi bendim.
Üstelik Tuğan ile olan hikayenin sadece kaymağını bilmesine rağmen, böylesi
bir tepki Oğuzdan önce sanki benim için verilmeliydi. Ne komik, onca şeyi
sadece bir barmen biliyordu ve belki de konuşsa yer yerinden oynardı. Şimdi
aklımda Oğuzun silueti, geldiğimizi kendi sesimden söyleyememenin eksikliği
ve oturduğu sandalyenin trajik mazisi ile uykuya emanet edilmek üzere yatakta
iyice kayboldum.
Özlemi yatırdıktan sonra, bir çift düşün hemen öncesinde...
ÖZLEM derKi,
Hale
bak! Utanıyorum kendimden. Kimin evinde kalıyorum şu halime bak. Lanet olası
bir gündü bugün. Neden yıllardır sakladıklarım ortaya çıktı ki bir anda. Ne
güzel hiç yüzleşmemiştim bu duyguyla. Bende saklıydı öyle de kalmalıydı.
-
Offff!
Allahım ne yapıyorum ben. Yardım et bana. Kendime gelip sırrımı saklamam
lazım. Offff Tanrım!
-
Ne
oldu Özlem? Bir sorun mu var canım? Rahat edemediysen söyle halledelim.
-
Hayır
hayır! Kusura bakma ne olur! Herşey gayet güzel. Sen yat uyu hadi. Seni de
dikmeyeyim ayağa. Biliyorsun ben bir zombiyim!
-
Bugün
gariptin Özlem. Bir derdin var ama neyse. Biliyorum yine parçalasam seni
anlatmayacaksın!
-
Yesss!
Hadi uyu sen uyu!
-
Peki
iyi geceler tekrar.
-
Sana
da.
Tanrım
ne kadar da aptalım. Mahvedeceğim herşeyi. Bu gece çok kötüydüm. Oğuzun ve
Lalinin yüzüne nasıl bakacağım ben şimdi. Sapıttım iyice. Beynim dönüyor. Her
taraf dönüyor. Kusmak istiyorum. Eskiden şişelerle içerdim ne oldu ki bana
acaba şimdi ya? Hay kafama ben ya...
Bu
sır...
Beni
yoruyor artık. Bu direniş nereye kadar. Karşımda bir kadını sevmenin ne demek
olduğunu yaşamış ve bunu kötü bir sonla deneyimlemiş bir adam var. Yıllardır
tanıyorum onu. Yıllardır içi içime denk bir bohça gibi taşıyorum gittiğim her
yere. İçimde taşıdıklarımı kimseye ve Ona anlatmadan. Nasıl dayanılır biraz
daha bilmiyorum. Birini sebepsizce, zamansızca ve habersizce sevmek... Nasıl
katlanılır bilmiyorum. Uyumalıyım. Günlerdir gözüme girmeyen uykumu yatağıma
alma vakti artık. Battaniyemi tepeme kadar çekip olur olmadık bir anda
ağlamaya başlamak istiyorum. Yastığı sıkarak, pençelerimi kafama geçirerek
acımı böyle gizli saklı yerlerde yaşamak istiyorum. Yıllar önce bana umarsızca
verilen bir sırrı ölene kadar ve hatta aşkımdan ölsem dahi saklamak
zorundayım. Kim ne derse desin O benim arkadaşım.
Seninle evleneceğim ben! cümlesinin şaka yollu söylenişi kadar arkadaşım!
Yazık! Kendime acıyorum. Kendime acı çektirdiğim için acıyorum. Bilinmeyen
denklemlerden ömrüm boyunca çektim ama uslanmadım hala. Birine aşık olup onun
her türlü kalp acısını sizinle paylaşmasına katlanmak nasıl bir işkencedir
bilemezsiniz. Şarkılar bile çekilmez olur. Platonik bir aşk bile daha iyidir.
Ama en iyi arkadaşınıza aşık olup onun başka bedenlerden zevk aldığını
gözünüzle görmek dayanılmazdır. Dayanamıyorum.
Yıllardır hissettiklerimi, bedenime dokunan her teni Onun yerine koyduğumu
söylemek istiyorum Ona. Olmuyor. Ne zaman denesem kendime yenik düşüyorum.
Kardeşine aşık olmak gibi. Ensest bir ilişki gibi. Evet! İyi bildiğin, iyi
hissettiğin bir tene dokunmak gibi.
Diğer
yandan Onu bir başkasına aitken görmek de işkence gibi.
Oğuz!
Laline her baktığında gözbebeklerimde sigara söndürüyorlar sanki! Lalini her
andığında dilimin ucuna gelen itirafımı söyletmemek için dilimi kesiyorlar
sanki! Onun bir gün Laline dokunacağı düşüncesi İsa gibi geriyor beni + her
yıla!
Maskelerimi çıkaramıyorum yüzümden. Onun için mutlu olan, O seviştikçe
arkadaşı için sevinen, O aşık oldukça buna direnen maskelerimden
kurtulamıyorum. Her defasında kendimi cezalandırıp Onu bu sulara kendim
atıyorum. Yıllar bana acımasız davrandılar. Ya da ben onları gelişi güzel
harcadım durdum. Hiç kabul etmedim aramızdaki ilişkinin bir gün bana acı
çektireceğini. Dayanırım zannederdim. Hallederim zannederdim. Ne de olsa ben
hep gülümserdim. Buna Onu da o kadar alıştırmıştım ki. Şimdi ne söylesem hata
ederdim. Hep bir gün herşey olması gerektiği gibi olur ve Oğuz maskenin
altındaki Özlemi keşfeder zannederdim. Ne kadar ahmakmışım. Ne kadar
budalaymışım! Büyüdükçe değişenin bir tek yaşım olduğunu sanıp kalbin de
yılların çemberinden geçebileceğini hiç hesap etmemişim. Onun yanında
söylediğim her şarkıyı Ona söylediğimi, koluna girip kahkahalarla yolda
yürürken içimden akıp gidenleri hiç göremeyeceğini, hiç hissedemeyeceğini yeni
öğrenmişim. Üstelik artık her geçen gün biraz daha yalnız biraz daha zora
giden bir hayatım var. Oğuz yeniden karşımdaydı yılbaşı partisinde. İkimizin
de hayatını altüst getiren o meşhur partimde. Ben kendi mezarını kendi
kazanlardan biriyim artık! Gizlediklerimin acısını kendinden çıkaran bir
ahmağım.
Lalin...
Onunla
geçecek bir tek dakikaya bile tahammülüm yok aslında ama Oğuz! Oğuz herşeye,
her yeni acıya sebep olacak yeniden! Kocaman bir kadınım! Yüz çevirip söz
çevirip bencilce davranamam. Kadın olmanın en büyük bedelini ödüyorum.
Fedakarlık! Lalinin bir gün Oğuzun elini tutacak olması ihtimalini şimdiden
kabul etmeliyim. Ya da acımasızca, çaresizce, sırlarımla, Oğuzun sırlarıyla,
yaşadıklarımın acısıyla çekip gitmeliyim.
Özlem...
Ben...
Çaresizim. Akıntıya mı kürek çekmeliyim yoksa rüzgara mı yelken çevirmeliyim
bilmiyorum. Şelalenin tepesinden atlamakla dağa tırmanmak arasında kalakaldım.
Her durumda yanacağım! Her durumda bu aşka bir sıfır yenik başladım. Bir
bardak su ve birkaç taze Xanax almalıyım. Kutusundan yeni çıkmış! Kutusundan
yeni çıkmış bir aşk için.
Dayanamıyorum. Pençelerimi kafama geçirdim bekliyorum.
Tüm
gece kulağımda aynı şarkı vardı. İçimden nasıl da bağırarak söyledim. Dağınık
yatağım, mutsuz yatağım... Kimse duymadı sesimi. Kimse de duymayacak. Hale
bak, hayalinden başkasıyla olamıyorum. Uyumalıyım. Belki düşlerimde... Belki
rüyalarımda... Oğuz ve ben... Tanrım! Bir rüyalık kavuşma diliyorum senden...
Bir
çift düş...
Lütfen!
İyi
geceler Oğuz!
İyi
geceler Lalin...
Şerefinize...
Offf
başım!
OĞUZ derKi,
Nedimin düşen çenesi bile kafamın karışıklığını dağıtamıyordu
Lalin, Özlemi
evine bırakmayı teklif ettiğinde; mecburen Nedime refakat etmek de bana
düşmüştü. Oysa bu gece hiçte sarhoş kahrı çekecek durumda değildim.
Ayrılmak üzereyken Lalinin ağzından dökülen sözlere takılıp kalmıştım
aslında. Dumanlanmış kafam şu anda tam kelimesi kelimesine hatırlamama engeldi
ama ne demişti; belki de öyle söyleyemediğim için şu anda buradasın
Ne
demekti şimdi bu ?!! Belli ki bir gönül kırıklığı ve ardından da bir gönül
kızgınlığı vardı içinde hala alev alev yanan. Ben bu sözleri ve bu sözleri
eden o muhteşem gözleri düşünürken Nedim yol boyunca beni rahat
bırakmayacağının sinyallerini verdi,
-
Oğlum var yaa, ne ballı adamsın sen, puşt herif
..
Ancak
içkiliyken argo kullandığını bildiğim için fazla üstelemedim. Biliyordum, ne
dersem diyeyim, sarhoş insanların inatçılıkta kimse ile yarışamayacağını.
-
Ne
balı olum, noldu yine ???
-
Daha
ne olsun lan, barda gördüğün erkeklerin yarısından fazlası kıza yazılabilmek
için gecelerce orada sabahlıyor. Sırf hafif bir tebessümünü alabilmek için...
Sen daha ilk gecende kızdan özel şarkı dinledin. Hem de milletin gözleri
önünde
Daha ilk, pardon ikinci karşılaşmanızda. Bakışlarınızı görmedim sanma
Sanki koca salonda sadece ikiniz gibiydiniz
lafını bitirdikten sonra
kulaklarımın dibinde çınlayan kahkahası, gecenin şu ilerlemiş saatinde
beynimin içinde davul çalıyordu sanki.
Ne
cevap vereydim şimdi ben bu adama. Hayır huyunu da benden daha iyi bilen
olamazdı. Nedim, böyle bir adamdı. İçinden gelen, geçen ne ise o anda onu
söylemesi gereken tiplerdendi. Ama bakışları konusunda da haksız sayılmazdı
aslında. Aklımı hem dağıtıp, hem de kopardığı noktada bırakınca beni
boğazından mideme inen yolda bir karıncalanma hissettim. Bir sigara yakıp,
arabanın camını açtım. Gecenin serin havası büyük bir hızla doldu içeri.
-
Saçmalama be Nedo, sende duydun kızı. Tanıdık birilerini gördüğüne sevinmiş,
bunu belli etmek için bir jest yaptı aklınca bize. Ne gerek var bunu böyle
öküzce anlamaya ?
-
Bize
değil benim saf kardeşim, bize değil
Kız sana jest yaptı. Lan yoksa sen bana
salak ayağına mı yatıyorsun? Bu kadar da mal olamazsın yaa.. Yani, sen bile
istesen bu kadar olmayı beceremezsin. Versene bana da bir sigara.
Sigarasını
yakarken, bende konu hakkında muhabbeti uzatmamak için radyoya uzandım. Belki
anlardı ve susup radyodaki, saçma sapan müziklerden birine takılıp kalırdı
yolun kalan kısmında. Ama nafile,
-
Aslında senin salak olduğun şu anda benimle bu arabada olmandan da belli
oluyor. Şu anda senin, Lalini evine bırakıyor olman gerekirdi. Bundan daha
büyük bir fırsat kaçırabilir mi insan yaaa ? Arabanın içi ikimizin sigara
dumanına boğulunca Nedimde hafifçe araladı kendi tarafındaki camı.
-
O
zaman sen de içmeseydin bu kadar ayyaş herif. Bok mu vardı içkiyi bu kadar
kaçıracak ? diye bağırdım. Hayatım boyunca bir çok kavgam olmuştu Nedimle,
ama hiçbirinde şu anki kadar sinirle bağırmamıştım ona. İlginç olanı ise işe
yaramış olması idi. Belki bozulduğundan, belki de sinirlendiğim için üstüme
gelmekten korktuğundan, sinmişti.
Az
önce kurtarıcı olarak sarıldığım radyo birden aramızdaki sessizliği bozan ve
avaz avaz bağıran bir canavara dönüşmüştü. Kapattım. Bir süre daha bana göre
hoş ama bir o kadar da huzursuz sessizlik eşliğinde devam etti yol altımızda.
Nedimin kaldığı siteye giden yolun kavşağını dönerken, Nedim,
-
Beni
şu göbekten döndükten sonra ki büfenin önünde indir. Sonrasını ben giderim.
dedi.
-
Hayırdır, yetmedi mi zıkkımlandığın ? Daha ne içeceksin bu saatte. Bırakayım
evine de git zıbar yat biran önce.
-
Sana
ne oğlum benden. Sen dur şurada. Sigara alacam belki. Hem canım yürümek
istedi. Açılırım biraz.
Durdum
istediği yerde. Zaten başka bir şansım da yoktu. Ama bırakmadım. Bekledim
sigarasını ve yanında altılı pakette eşantiyon verdikleri biraları almasını.
Sonra da hiç ses çıkarmadan evinin önüne, kapısına bıraktım. Aklı sıra bana
ters yapacaktı. Ayyaşlığını yüzüme vuracaktı. Alınmış anlaşılan lafıma. Ama
sabaha yine ilk arayanın o olacağını adım gibi bildiğimden durmadım üstünde.
İyi geceler dileyip gazladım arabamı.
Aklıma
Lalini getirince yine kulaklarımda çınladı beynimi kurcalayan sözleri.
Birilerine ya da bir olaya karşı söyleyemediği sözler yüzünden acı çekiyor
olabilirdi ama bunun benimle ne gibi bir alakası olabilirdi ? Hem Nedimin
söylediklerinin hiç mi gerçek payı yoktu. İlk defa tanıştığı yada daha
doğrusu, daha tanışamadığı bir insana sahneden sevdiği bir şarkıyı hediye
etmek
Bir de o insanı delip geçen buğulu bakışları
Bütün bunların altında
nasıl bir ilgi olabilirdi ki?
Saat
üçe geliyordu eve vardığımda. Arabayı her zamanki yerine park ettikten sonra
başımı kaldırıp dairemin ışıkları yanmayan pencerelerine baktım. Hiçbir zaman
ışıkları yanar bulmazdım ama bugün içimden şiddetle o ışıkların yanıyor
olmasını istiyordum. Beni bekleyen bir insanın yokluğunu ilk defa bu kadar
canım acıyarak duyumsadım. Ne kadar büyük ve kalabalık bir şehirde yaşıyor
olsam da, çevremdeki insanların çokluğu bazen beni bunaltsa da sonunda hep
aynı noktaya geliyordum. Yalnızlığıma dönüyordum. Kapıyı her seferinde
anahtarla açıyordum ve evin içinden taşan karanlığı azaltabilmek için girdiğim
bütün odaların ışıklarını yakıyordum. İnadına açmadım bu gece ışıkları.
Yılların alışkanlığı ile adım sayılarını bile ezberliyordum odaların
arasındaki eşyaların yerlerini. Artık hesaplaşma zamanı idi.
Ceketimi çıkarıp salonumun bir köşesine fırlattım. Müzik setine bir Franky
Sinatra takıp kendime son bir duble içki hazırladım ve koca salonda
kullandığım tek mobilya olan berjere attım kendimi adeta. Çoğu zaman büyük bir
zevk verirdi bana bu yalnızlık. Kendimi dinlemeye ve kafamı boşaltmama
yarardı. Böyle yaşamak tamamen kendi tercihimdi. Aslında birazda Özge
yüzünden. Hayatımın en önemli kararlarını aldığım ve sonunda uygulama yolunda
kaybettiğim Özge yüzündendi. Ondan sonra, beraber olduğum kadınların hiçbiri
ile beraber geçirdiğim bir gecenin, sabahına beraber uyanamıyordum. Belki
uyandıklarımdan birisi ile şu anda çocuklarımızın geleceği hakkında planlar
yapıyor olabilirdik. Ama bu çok bilinmeyenli denklem asla çözülemeyecek artık.
İnsanlar
beni, kadınlardan kaçan ve onlara karşı acımasız davranan soğuk bir hovarda
olarak bilmeye, zannetmeye devam edecek. Bir tek Özlem, bir tek güzelim Özlem
bilecek ve onda kalacak bu sır. O olmasa idi, ben ne durumda olurdum acaba?
Hayatımdaki bütün kadınlardan daha yakındı bana. Şimdiye kadarki
sevgililerimden, annemden, hatta yıllardır yüzünü dahi görmediğim Özgeden.
İyi ki o vardı hayatımda. Olmasaydı çoktan kaybolurdum, Sığınacak bir liman
bulamayan bir gemi gibi savrulur ve dalgaların arasında kaybolurdum.
Şimdi
sırası mıydı Laline aşık olmanın ? Mutlu değil miydim ben böyle. Keşke hiç
gitmeseydim Özlemin yılbaşı partisine. Keşke hiç tanımasaydım o kömür karası
gözlerini. Şimdi böyle batar işte insana tek başınalık. Keşke şu anda yanımda
olsa da uzun uzun baksam gözlerine ve gülümsemesinin baştan çıkarıcılığı ile
dudaklarım kurusa, ellerim titrese, boğazımdaki karıncalanma hiç bitmese.
Cesaret edebilir miydim peki birkaç saat sonra aydınlanacak güne yanında
kalmaya ve onunla başlamaya ???
Gözlerimin iyice ağırlaştığını hissettim. Ancak içimden kalkıp kendimi yatağa
atacak gücü bulamadığım için, oturduğum koltukta gözlerimin kapanmasına izi
verdim. Düş haline geçmeden önce son hatırladığım kulağıma çalan Sinatranın
bana itiraf mektubu gibi gelen sözleri idi.
I've loved, I've laughed and cried / I've had my fill, my share of losing
And now, as tears subside, I find it all so amusing / To think I did all that
And may I say, not in a shy way, / "Oh, no, oh, no, not me, I did it my way"
|