Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin değil, çağdaş Dünya tiyatrosunun da en önemli oyun yazarlarından Arthur Miller’i l0 Şubat 2005’te 89 yaşında yitirdik…

Yaşamı boyunca sosyalist düşünceden asla ödün vermeyen, insan hakları savaşımından hiçbir koşulda  vazgeçmeyen Musevi kökenli Miller, yazdığı oyunlarla dünya durdukça yerini koruyacak yazarlardan biri olmayı hep sürdürecektir.

Miller’in, az sayıda da olsa, oyunlarından söz edecek olursak, özellikle Bütün Oğullarım (1947),  Satıcının Ölümü (1949), Cadı Kazanı (1953), Köprüden Görünüş (1955), Düşüşten Sonra (1964), Vichy’de Bir Olay (1964), Bedel (1968) gibi Dünya tiyatrolarında olduğu gibi ülkemizde de sahnelenen çok önemli oyunların yazarı olduğunu belirtmemiz gerekir.

Bu oyunlarından Bütün Oğullarım, Satıcının Ölümü, Bedel ve özellikle Cadı Kazanı Türk izleyicisi tarafından da bilinen ve sevilen oyunlarındandır yazarımızın...

Gene bir film senaryosu olarak yazdığı Orkestra adlı yapıtı da gene bizde, özellikle Ayşe Emel Mesçi’nin Bursa Devlet Tiyatrosu’ndaki uygulamasıyla, müthiş bir gösteriye dönüşmüş ve yıllarca unutulamayacak bir etki alanı yaratarak izleyenlere bir daha belki de aşılamayacak bir uygulamanın eşsiz keyfini yaşatmayı bilmiştir.

Gene son oyunlarından, görme şansını bulamadığım, Morgan Dağı’ndan İniş adlı yapıtı da, yanılmıyorsam iki sezon önce,  Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir...

Kuşkusuz yazarın en önemli oyunu Cadı Kazanı’dır bana göre…

1950’li yılların Amerika’sındaki  Faşist senatör McCarthy’nin  tetikçiliğinde, ülkedeki komünist, sosyalist ve hatta demokrat bütün aydınların/sanatçıların,  düşüncelerinden dolayı yurt hainliğiyle suçlandığı, işsiz bırakıldığı, her türlü baskıya maruz kaldığı bir dönemi,  l692’de Salem’de yaşanılan büyücü avı benzeştirmesiyle anlattığı Cadı Kazanı,  yalnızca Amerika Birleşik Devletleri  için değil, özgürlük düşüncesinin kısıtlamaya uğradığı/uğratıldığı her ülkede  aynı uyarıcı etkiyi yaratmasını başaran bir metin olmuştur.

Bu başarıda kuşkusuz McCarthy’ci baskıcı dönemde kendisinin de büyük çapta zarar gördüğü, işsiz bırakıldığı ve oyunlarının uzun süre Amerika Birleşik Devletleri’nde sahnelenmediği gerçeğinin de payı büyüktür sanırım…

Ancak kendi ülkesinde sahnelenmezken, ülkesi dışında hızla sahnelenmeye başlayan bir yazara dönüşmesi de işin olumlu yanıdır kuşkusuz…

Kuşkusuz bunda, sorgulanması sırasında asla ödün vermeyen yiğit duruşu büyük katkı sağlamıştır.

Ve daha çarpıcı bir gerçek de l953 yılında Cadı Kazanı ülke sınırları dışında bir başka ülkede sahnelenirken  Miller’e pasaport verilmediği ve yurtdışına çıkışının engellendiği ayıbının bile yapıldığıdır bugün Dünyayı, özgürlük ve demokrasi götürme savıyla kana bulamakta olan ABD tarafından…

                                                      *      *      *

Kendi deyimiyle “iyi bir oyun, sağlam bir düşüncedir” genel üst iletisi, yazarın bütün oyunlarına test edildiğinde, Miller’in güçlü yazarlığı hemen ortaya çıkmakta gecikmez…

Çünkü tüm oyunlarını bu genel üst iletiye uygun olarak yazmıştır Miller…

Örneğin Satıcının Ölümü’nde,  “kapitalist sistemde ailene yardımcı olabilmek için kendi canını vermek zorunda bile kalabilirsin” iletisinin etkileyici  örneğini görürüz …

Bir sistemin insanlık dışı olduğunu insanların beyinlerine çakmak, bundan daha kolay nasıl gerçekleştirilebilirdi ki?

Yani iki saatlik bir oyunla bir sistemi bütünüyle mahkum etmeyi başarmıştır yazarımız…

Kuşkusuz bu durum, diğer oyunları için de geçerlidir Miller’in…

Yani her oyunundaki başarı, içeriğindeki sağlam düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Kısacası yazarımızın gücü, yazımızın başında da belirtmeye çalıştığımız  gibi, onun dünyaya bakışındaki isabetle ilintilidir.

Bu nedenle de, Dünyaya sosyalist düşüncenin irdeleyici gözlüğüyle bakmasını bilen Miller’in yapıtlarında, sosyal düzen, ezen ezilen çelişkisi, egemen güçler, sömürü, özgür düşünce, baskı mekanizmaları vb. bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne serilmektedir…

Özellikle bugünlerde Dünyamızda yaşanmakta olan, acımasız, baskıcı bir Dünya devleti olma yolundaki ABD’nin daha iyi anlaşılması, Miller’in oyunlarının daha yaygın olarak sahnelenmesiyle olasıdır diye düşünüyorum.

Hele hele bugünlerde Dünyada ve ülkemizde yazarın Cadı Kazanı ve Satıcının Ölümü adlı yapıtlarının öncelikle sahnelenmesi de çok daha yararlı olacaktır.

Işıklar içinde yatsın….