Ben artık yemekten zevk al(a)mıyorum. Çünkü toplumsal baskı ile karşı karşıyayım. Etrafımda kim var kim yok, hepsi kiloya takmış vaziyette. Yok ne kadar kilo almış, yok yediklerine dikkat ediyormuş da. Doğal beslenmeye özen gösteriyormuş da.

 

Ben, yemekten zevk alan biriyim. Pardon biriydim. Zaman zaman, 95 kilo mertebelerini de yaşadım. Şimdi 83 falanım. Bu yüzden, bana sağlığım için “fit” olmamı, “ideal kilo”mdan bilmem ne kadar fazlam olduğunu söylüyorlar.

 

Sağlık bilgilerini, genellikle yüksek tirajlı gazetelerin magazin sayfalarından alan ve bu bilgileri Allah kelamı olarak kabul eden bir nesil ile karşı karşıya olduğumuz için soruyorum. “Nedir ideal kilo?”

 

Hepsi papağan olmuş. Boy ile kilo arasında bir formül var. İşte o. Buraya da soktuk matematiği. İlkokul çocukları, “Neden bunları öğreniyoruz? İlerde ne işimize yarayacak ki bunlar?” diye sorduklarında, matah bir şey yapmış olmanın verdiği iç huzuru içinde “Olur mu, yavrum. İlerde bu bilgilerle kalori hesapları yapacaksın. Yoksa herkes seni ayıplar. Fit olman için bunları bilmen şart.” diyebiliriz.

 

Peki kim hazırlamış bu formülü? Doktorlar. Hangi doktorlar? İsim yok. Peki doktorların her dediği doğru mu? Yıllarca, kolesterol diye kasarak, milleti yumurtadan mahrum edip, daha sonra “Ay pardon, yumurta zararlı değilmiş. Ayrıca 2 tip kolesterol varmış. Birisi de iyi kolesterolmuş. Ayrıca, beslenmenize ne kadar dikkat ederseniz edin, kolesterol hastası olabilirsiniz. Belki de genetik bir sorununuz olabilir.” diyerek kenara çekilen doktorlardan bahsediyoruz değil mi?

 

2004 meşhur bir diyet uzmanının, aşırı kilo nedeniyle öldüğünü duyduğumda, elimde olmadan bu tuhaf duruma gülmüştüm. Adını bilmiyorum. Çünkü geçinmeye niyetim yok.

 

Sivri zekalı doktorun (muhtemelen diyet uzmanı) bir rakamları alıp bir şeyler yapmış, Çıkan sonuçları da gruplamış, kimine normal, kimine obez demiş. Bu da kabul görmüş. Ben soruyorum, 80 neden normal değil? Veya 50? Yanıt yok. Çünkü bu şahıs (belki de şahıslar) öyle münasip görmüş. Neye dayanarak? Bilmiyorum, ama neye dayanarak olursa olsun, her taş yerinde ağır. Yani bir futbolcu, bu kriterlere göre “fit olacağım” diye kasarsa, değil 90 dakika, 15 dakika bir mücadele edemez.

 

Peki ya rejim programlarına ne demeli?

 

“Light” ürünler yiyiniz.”

 

Dünyadaki her hangi bir bir inek “light” süt vermedikçe, ben ne light süt içerim, ne light peynir yerim. Buradaki tuhaflık dikkatinizi çekmiyor mu? “Doğal yaşam” falan diyerek aldığımız her ürünü inceliyoruz. Zeytinin, balın, reçelin, olmayan son kullanma tarihine bakıyoruz. “Özenli”yiz ya, o bakımdan. Peynirin, yoğurdun, sütün “light”ını alırız. Bu gruptan bir ürünün “light” olması demek, bir sürü fiziksel, kimyasal işlemden geçmiş olması demektir ve özünde “doğal” ve “sağlıklı” yaşam hedefine ters düşer.

 

Peki katkı maddeleri, tatlandırıcılar vs gibi ürünlerle ilgili “bilgilere” ne diyorsunuz? Ben, “insaf” diyorum.

 

Bir ara, bir elektronik mektup almıştım. “Light” kolayı, sıcak içmeyin. Light ürünlerdeki aspartam, kola sıcak içildiğinde, insan sağlığına zarar veriyor.” diyordu. “Ab-ı hayat dahi olsa, sıcak kola kadar anlamsız bir içecek olamaz” gerçeğini bir yana bırakalım ve aspartama bakalım. Piyasada satılan tatlandırıcı tabletlerden bir tanesinin prospektüsünde bakın ne yazıyor?

 

“Vücut ağırlığınızın her bir kilosu için 40 mg’dan fazla olan günlük kullanım, zararlıdır” Örneğin ben 83 kiloyum. Bu tanıma göre, benim için 3320 mg/gün’den daha yüksek bir doz, bana zararlı. Bahsettiğim tabletlerin piyasada farklı dozlarda hazırlanmış olanları varsa da, benim baktığım kutudaki tabletlerin her birinde 18 mg aspartam vardı. Kutuda da 300 tablet. Toplamda 5400 mg. Yani eğer ben bu tabletlerden 3 kutuyu 5 günde bitirirsem, kendime zarar veririm. İyi ama ben her gün 200 tatlandırıcı tableti nasıl bitiririm? Kaç bardak çay, kahve içmem gerekir? Şeker gibi atıştırsam da olmaz.

 

Bir şey daha. Mektupta ne diyordu? “Light ürünlerdeki aspartam, kola sıcak içildiğinde, insan sağlığına zarar veriyor.” İyi ama, insanlar bu tatlandırıcıları kaynamakta olan çay ve kahvelerinde kullanıyorlar. Eğer zararın nedeni sıcaksa, sıcak çay içenler daha büyük bir tehlikede demektir. Veya zararlı olan aspartam değil, sıcak kola. Tamam, buna katılıyorum. Sıcak kola zararlıdır. Adamın ağzının tadını bozar.

 

Ve katkı maddeleri.

 

Yine magazin sayfalarından aldığımız bilgilere göre bazı katkı maddeleri zararlıymış. Peki, kabul olabilir. Ben de bilmiyorum işin aslını. Benim asıl takıldığım, ek bilgiler. Yani, bu maddelerin kullanılması sonucunda ortaya çıkan riskler.

 

Diyor ki, “falanca maddenin tüketilmesi, bilmemne kanseri riskini 4 katına çıkartıyor.” Ne kadar korkunç değil mi? Koskoca 4 kat daha fazla risk altındasınız. Felaket. Korkunç. Peki risk ne kadarmış? Kaçtan kaça çıkmış yani bu risk? 100,000’de 1’den, 100,000’de 4 çıkabilirmiş. Eee, bu rakam bana hiç de korkunç gelmedi ama. Evet, istatistiksel olarak 4 kat olduğu kesin. Peki pratik olarak? Tabii aspartamdaki durum, bu maddelerde de geçerli. Örneğin ketçapdaki zararlı olduğu iddia edilen maddelerin etkin olabilmesi için, örneğin 30 gün boyunca, her gün 3 kilo kadar tüketilmesi gerekiyor. Yani 4 büyük kutu. Hem de günlük olarak. Tam bir ay boyunca.

 

Bırakın ya bunları. 

 

Peki, bu düzenden kim fayda sağlıyor? Eh, artık onu da siz buluverin canım.

 

Ben şimdi Uludağ dönercisine gidip bol tereyağlı 1.5 İskender ısmarlayacağım. Ardından da Zeynel’e gidip duble kaymaklı ekmek kadayıfı yiyeceğim. Afiyet olsun.