|
Farklı
bir renk skalasıdır Anadolumuz... Anadoluda yaşam kültürü de gökkuşağı kadar
renklidir. Toprağımız bereketli, suyumuz bol, insanlarımız ise kardeş. Akın
akın uluslar gelmiş geçmiş üzerinden de asırlarca her biri ayrı birer hazine
olmuş, güzel kültürler bırakmış bu topraklar üzerine bizlere... Toprağı
herhangi bir yerinden sıksan avuç avuç bereket, avuç avuç kültür fışkırıyor...
Şarkılarımız bir, danslarımız bir , hatta ağız tadlarımız bile aynı olmuş...
İşte bu renk skalasından biri de Ermeni toplumudur. Bu yazımla ve satırlarla
sizleri İstanbul Ermeni mutfağının vazgeçilmez mezesi olan, şarkılara ve
manilere konu olmuş tadlardan, özellikle de Zsnunt (İsanın doğumu, noel) ve
Zadig (Paskalya) dönemlerinin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olan topikle
tanıştırmak istiyorum...
Topik günümüzde İstanbul´da yalnızca Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı
semtlerden biri olan Kurtuluş´ta tek bir yerde satılır oldu artık... İstanbul
Ermeni nüfusunun giderek azalmasına karşın onların örf ve adetleri de yavaş
yavaş kaybolmaya yüz tuttu... Çoğu Ermeni vatandaşlarımız ya yurtdışına
göçtü, ya da bambaşka semtlere dağıldı... Bu semtte kalanların çoğu da artık
yaşlı bir kesim... Yaz aylarında en çok gittikleri yer de İstanbulun Adalar
bölgesi... Kurtuluş semtinin yeni yüzleri arasına İstanbul dışından
Anadoludan gelen insanlar da karışınca, Ermenisiyle, Rumuyla Türküyle
değişik bir kültür mozayiği de buluşmuş oldu bu yerde...
Benim de Kurtuluşta oturan Ermeni arkadaşlarım oldu hep genç kesimden...
Onlarla ortak amatör telsizcilik hobimiz sayesinde tanıştım... Birlikte güzel
günlerimiz oldu... Ailecek birbirimize gidip geldiklerimiz de var hala...
Onların arasına karıştığımız zamanlarda yemek kültürlerinin de bizlere çok
benzediğini gördüm... Ancak yemek kültürleri bizlere benzese de kendilerine
has öyle değişik yemekleri ve onların kendine has öyle tadları var ki, tadı
damadığımızda kalıyor yiyince... Bunlardan biri de, size anlatmak istediğim
yemeklere meze olan topik...
Topiki ilk kez Aşil Feri adlı bir Ermeni arkadaşımın evinde yemiştim. Bu
arkadaşımı bundan 3 sene önce tedavisi mümkün olmayan bir hastalık sebebiyle
kaybettim.... Zaman zaman yolum Kurtuluşa düşünce Aşille geçirdiğim o güzel
günler gelir aklıma... Aşil ve ailesi Kurtuluşa ve Feriköye ilk gelen soylu
yabancı ailelerdenmiş eskiden... Soyadları daha sonra o semte isim bile
vermiş... Feriköy olmuş o semtin adı...
Aşil bana bir gün bir topik ustasından bahsetmişti Kurtuluşta Hampik adıyla
ün yapmış olan... Evde yapılması zor ve zahmetli olduğundan onlar da bu
ustadan gidip bu mezeyi alıyorlarmış... Ancak daha sonra bu ustanın da ölmesi
sebebiyle tek usta kalmış koskoca Kurtuluşta... Onun da dükkanı falan
yoktu... Yaptırdığı ufak camdan bir sepet içinde bunu satıyordu bu usta... Bir
kez bir akşam yemeği öncesi Aşille çıktığım alışverişten dönerken, bu ustadan
mezeyi almış ve eve gidip afiyetle yemiştik ailecek...
Geçen aylarda derKi yazarlarından Feyza Hepözdenin Yeni Zellandadan
İstanbula gelmesi sebebiyle Kurtuluş son durakta bulunan Destinanın
Meyhanesinde vereceğimiz bir yemek öncesi yine derKi yazarlarından Mediha
Gramosun evinin yolu üzerinde bu topik ustasıyla karşılaştım yeniden... Ve
Aşille birlikte geçirdiğimiz o günler gözlerimin önünden şerit gibi geçti ve
gözlerim dopdolu oldu...
İşte bu son kalmış topik ustasıyla röportaj yapmak istedim o an.. Ve bir gün
o ustanın yanına giderek şu meşhur topikin ne olduğunu anlamak ve o ustayı
sizlere tanıtmak için bu röportajı yaptım onunla...
Kurtuluştan Ergenekon Caddesine döndükten sonra Pangaltıya doğru gelirken
sağ taraftaki sokaklardan biri olan Eşref Efendi Sokağının girişinde bir
yanda Karlıoğlu Kuruyemişçisi vardır karşı köşesinde de Merve Pastanesi...
İşte bu tanıtacağım usta bu sokağın girişinde tam 13 yıldır mesleğini icra
ediyor ufak bir tezgahın başında...
- Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- Ben Musa Ölmez... 40 yaşındayım.. Aslen Kahramanmaraşlıyım... İlkokul
mezunuyum... Evli ve 3 kız çocuk babasıyım... Beş kişilik nüfusumu işte bu
küçük tezgahta kazandığımla bakıyorum... 80 senesinde İstanbula geldim...
Uzun bir süre işsiz kaldım... Daha sonra Kurtuluşta Lokanta Asalda önce
bulaşıkçılık, daha sonra da komicilik yaptım... Daha sonra Ermeni ustalarım
olan Hampik ve Sinan ustaların lokantasında işe başlayıp onlardan Ermeni usulü
yemek pişirmeyi öğrendim...
- Peki Musa Usta bu işi 13 senedir yaptığını söylüyorsun. Senden başka topik
yapan var mı buralarda?
- Aslen ben Kahramanmaraşlıyım ve Türküm.. Bir Türkün Ermeni mezesini
bilmesi ve yapması önceleri bu semtte çok yadırgandı... Ancak daha sonraları
herkes bana alıştı... Ustamın adının bunda büyük payı var elbette... Hannik
usta bu semtte çok bilinen ve aranan Ermeni meze ve yemek ustasıydı... Özel
günlerde ve davetlerde yaptığı yemekler konuşulurdu... Ancak onun ölümünden
sonra onun çırağı olan Sinan Usta yürüttü uzun süre işleri... Daha sonra Sinan
ustanın da ölümünden sonra bu semtte sadece bu mezeyi bilen bir tek ben
kaldım... Hatta İstanbulda bilen bir tek ben kaldım diyebilirim artık...
- Peki hep topikten bahsediyoruz nedir bu topik? Nasıl yapılır? Özelliği
nedir? Günde kaç tane yapılır ve satılır bize bu aşamaları anlatabilir
misiniz?
- Topik yapılması çok zahmetli bir iştir... Haftada birkaç kez hazırlarız
satmak için... Evde bana hanım ve üç kızım yardım eder, topiğin malzemesini
hazırlarken... Topiğin önce malzemesini hazırlarız daha sonra onu
pişirdikten sonra deepfreeze koyarız... Satmak için buraya getiririz... Günde
yaklaşık 40 tane satarım...
Birkaç
adet topik hazırlamak için bize gerekli olanları anlatayım önce, sonra da bu
işin ne kadar zahmetli bir iş olduğuna siz karar verin... Önce 3 orta boy
patates, 1/2 kg. nohut, 2 kilo soğan, 1/2 kg tahin, 4 tatlı kaşığı şeker, 2
tatlı kaşığı tuz, 3 tatlı kaşığı tarçın, 2 tatlı kaşığı karabiber, 2 tatlı
kaşığı yeni bahar, 3 çorba kaşığı dolmalık fıstık ve 3 çorba kaşığı kuru üzümü
hazırlıyorum malzemesi için...
Öncelikle patatesleri haşlıyoruz. Bir gece önceden ıslatılan nohutu, iyice
pişirip, patateslerin kabuklarını temizleyerek püre haline getiriyoruz.
Nohutları da aynı biçimde, tek tek kabuklarını temizleyerek iyice ezip püre
kıvamına getiriyoruz. Sıra göz yaşartan soğanlarda. İnce ince doğruyoruz
onları ve tuzsuz haşlıyoruz. Pişen soğanı süzgece koyup suyundan
arındırıyoruz. Ardından patates ve nohut püresini karıştırıp içine iki kaşık
tahin, bir tatlı kaşığı tuz ve bir kaşık soğan suyu ilave ediyoruz. Bu püreyi
bir süre serin bir yerde dinlenmeye bırakıyoruz. Suyundan arındırılmış soğana
tahta bir kaşık ile tahini iyice yediriyoruz. İçine şeker, bir tatlı kaşığı
tuz, tarçın, kara biber, yeni bahar ve dolmalık fıstığı ilave ediyoruz.
Dinlendirdiğimiz püreden avuç içi büyüklüğünde bir top alarak iki temiz bezin
arasına yerleştiriyoruz. Bu topu, oklava ile açarak bir dikdörtgen elde
ediyoruz. Daha sonra bezlerin arasından alıp, içine bir miktar soğan koyarak
bohça haline getiriyoruz. Bütün püreyi aynı şekilde soğanlarla birleştirip
bohçalar oluşturuyoruz. Tekrar serin bir yere alıp iyice dinlendiriyoruz.
Servis sırasında üzerine tarçın serpmeyi unutmayın.
- Birkaç tane hazırlamak için bu kadar zahmet gösteriyorsunuz peki günde 40
tane sattığınızı söylüyorsunuz bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
(Bu arada Musa Usta mesleğinin sırlarını pek fazla vermek istemiyordu
haliyle... Ancak onun bilgeliğinden faydalanıyordum... Arada bir de
gülüşüyorduk... Bir ara bana Abi ben bu meslekte 400 yaşında adam gibi oldum
Allah seni inandırsın.. Hayat okulundayım her an... Hayat her an bir şeyler
öğretiyor bana... dedi... Hatta onu Hannik ustanın torunu falan da zanneden
vardı çevrede... O da bu zannetmeyi iyi kullanıyordu ya... Bu da işin
esprisi... Bunu da gülerek anlattı bana...)
- Abi evde herkesi çalıştırıyorum... Hanım ve kızları... Hatta zaman zaman
komşuları bile çalıştırıyorum... Paskalya ve yeni yıla girerken topik
istekleri çoğalıyor... Bir de Ermeni düğün yemeklerinin baş mezesi olduğu için
aldığım siparişleri yetiştirmek zor oluyor haliyle... Öyle zamanlarda günde
100-150 adete kadar sattığım oluyor...
- Peki neden bu zamana kadar bir dükkan açmayı düşünmedin?
- Abi bizde dükkan açacak kadar para ne gezer? Dükkanın elektriği var, suyu
var, osu var, busu var... Bizim etimiz ne budumuz ne... Ben işte gördüğün şu
minicik tezgahta yapıyorum bu işi senelerdir... Yaz-kış demeden... Yılın 12
ayı her gün gelirim buraya, işte bu köşeciğe taaa Ayvansaraydan... Ayvansaray
buraya uzak bir semttir... Ama ne yapacaksın ekmek parası işte... Her gün
takarım bu camdan tezgahımı koluma ve gelirim buraya... Açarım tezgahımı ve
müşterimi beklerim... Bazen hiç satamadığım günler de olur... Bazen de
yetiştiremediğim günler.. Ne yapacaksın ekmek parası işte...
- Peki çevredeki esnafla aran nasıl? Bu arada müşterilerin arasında Türkler
var mı?
- Çevredeki esnaf ilk önceleri benim buraya gelip sabahtan akşama kadar
dikilmemi yadırgadılar... Bana kötü gözle baktılar... Hatta bir arada beni
MİTten bile zannettiler... Benden çekindikleri için ilk önceleri gelip soru
falan da soramıyorlardı... Ama daha sonra beni tanımaya başladıktan sonra
hepsiyle çok iyi dost oldum... Öyle ya, bir adam geliyor günün belli saatinde
ve akşama kadar dikiliyor hep aynı yerde... Günde bazen ya bir tane mal
satıyor ya da satamıyor... Ertesi gün yine geliyor... Dikkat çekiyor elbet...
Ancak dedim ya, çevredeki esnaf beni daha sonraları yavaş yavaş tanıyınca çok
iyi dost oldular benimle... Onlara bu topiği anlattım, ikram ettim ve de
sevdirdim onlara bu Ermeni mezesini...
Burası çok işlek bir caddedir... Haliyle bu köşeden ve önümden gelip geçen
Türkler de bana ne sattığımı soruyorlardı... Onlara topiki anlatıyordum
kısaca... Denemek için çok alan oldu... Ve beğenen de... Bu öyle bir meze ki,
zamanla insanda alışkanlık yapıyor... Çok uzak semtlerde oturan Ermeniler de
dahil olmak üzere, birçok Türk müşterim de gelip benden topik alır oldular...
Hatta zaman zaman yurt dışına gidecek Ermeni vatandaşlarımız da gelirler
benden topik alırlar ve yurt dışına götürürler... Bazen de cep telefonumu
verdiğim yurt dışında yaşayan Ermeni vatandaşlarımız yurt dışından da sipariş
verirler bana... Bakarım ertesi gün son model bir araba durur önümde ve
arabadan birisi iner, gelir bu siparişi benden alır ve yollar yurt dışına...
Yaz aylarında hafta sonları da Adalara giderim... Adalarda durup sattığım
yerler vardır... Bilirler benim yerimi ve gelip alırlar topiklerini...
Adalarda yaşayan Türkler bile benim topiğimi bilirler... Onlar da
alıştılar...
......
Musa
Usta anlattıkça anlatıyordu... Onunla bu röportajı gerçekleştirirken yaklaşık
10 tane topik satmıştı bile... Yaklaşık 300 gram gelen topiklerinin tanesini
2.5 milyondan yani 2.5 YTLden satıyordu.. Gerçi masraflarını bile
karşılamıyordu ya bu ücret.. Ama olsun inatla ve içindeki biatla bu işi
yapıyordu ve de çok severek.... Arada bir enflasyondan, hükümetten, siyasetten
de bahsetmeyi ihmal etmiyordu... Ama aklını şu yeni YTL işine pek türlü akıl
erdiremiyordu... 2.5 YTL 250 kuruş demekti onun için... Milyarlar, milyonlar
bitmiş insanlar kuruşla konuşur olmuştu yeniden... Bunca yaptığım zorlu
zahmetli işten sonra elime geçen paranın boyutu minik olunca insanın morali
bozuluyor be abi diyordu bana... Öyle ya, paramız değerinden bir şey
kaybetmemişti ama boyutundan ve satınalma gücünden çok şey kaybetmişti...
Soğuk ve yağışlı bir İstanbul akşamına yakın yaptığımız bu röportajdan
ayrılırken, özenle hazırladığı topikinden bana da ikram etmeyi unutmadı o
Anadolulu güzel yüreğiyle.... Al bunu abi ikramım olur, evde hanımınla,
çoluğunla çocuğunla yersin... Bizi anarsın dedi... Çok ısrar etmeme rağmen
parasını almadı... Beni bir evsahibi hürmetiyle karşılamıştı yine bir evsahibi
hürmetiyle yolcu etti... Onu orada o köşecikte işyerim dediği kaldırımın
kenarında bırakıverdim İstanbul kalabalıklığının içinde... Oradan ayrılırken
uzun süre arkama baka baka yürüdüm o da bana uzun uzun el salladı...
Nice Musalar var bu şehrin içinde.. İsimsiz ve ünsüz yaşayan yemek
ustalarımız onlar... Kendi kendilerine yarattıkları iş kollarıyla yaşam
mücadelesi veriyorlar İstanbul sokak aralarında ve caddelerinde... Kimi
topik ustası olarak çıkıyor karşımıza, kimi börek ustası, kimi çiğköfte
ustası, kimi de pilav ustası olarak... Semtin herhangi bir yerinde
görüverirseniz böyle ustaları, yanlarına yaklaşın ve onlarla konuşun...
Hepsinin anlatacağı muhakkak koskoca bir hayat hikayesi ve yaşam felsefesi
vardır...
|