|
Telefonda
dünyanın öteki ucundan bir arkadaşım, uykumun arasında bana birşeyler
anlatıyor; sabaha karşı, onun mutsuz sesini dinlerken, hâlâ rüyada olup
olmadığımı düşünüyorum.
Sonra
tümüyle uyanıp salona gidiyorum, uzakta yanan ışıklara bakıp onu dinliyorum,
onun orada, çok uzaktaki odasından da bir nehrin ardında evlerin ışıkları
görünüyor, orada henüz gece yeni başlıyor.
Anlattığı karmaşık şeylerden sevgilisinin onu bırakıp gittiğini
anlayabiliyorum. O soluk yüzlü kızın ona gözlerini ayırmadan baktığı ilk
günleri hatırlıyorum, o zaman oradaydım. Aradan en az üç ya da dört yıl geçmiş
olmalı. Bütün bu zaman boyunca yalnızca ikisi vardı, tüm güçlüklere,
parasızlığa ikisi birlikte direnmişler ve yapmak istemedikleri hiçbir şeyi
yapmamışlardı.
"Neden
seni terk etti?" diye soruyorum.
"Belki
de birbirimize uygun değildik," diyor.
Yıllar
önce bir başka dostumun boşanma davasına gitmiştim. Beni tanık göstermişlerdi.
Hakim bana, "Sizce neden ayrılmak istiyorlar, neden yürütemediler evliliği?"
diye sormuştu. Ben de, "Dünya görüşleri ayrı, sanırım birbirleri için uygun
değiller," diye cevap vermiştim. Beyaz saçlı, gözlüklü hakim bu sözüme çok
gülmüş, "Biliyor musunuz Kürşat Bey, söylediğiniz geçerli olsaydı, dünya
yüzünde evli kalan pek az çift olurdu," demişti.
Şimdi
o bana, "Belki de birbirimiz için uygun değildik," deyince aklıma bu sahne
geliyor. Sabaha karşı, uzun zamandır görmediğim çocukluk arkadaşımın kendini
çok üzgün ve yalnız hissettiğini, şu an istediği tek şeyin küçük kızın geri
dönmesi olduğunu alıyorum.
"Belki
de onu geri getirmek için yapmayı unuttuğun birşeyler yapmalısın," diyorum.
"Son
telefon ettiğimde, artık benimle konuşmak istemediğini, ikimiz için de
böylesinin daha iyi olacağını söyledi, artık onu arayamıyorum," diyor.
Bunca
ilişkiden, unutulmaz aşklardan, hâlâ zaman zaman bellekte parlayıveren acı
ayrılıklardan sonra bile kadınları gerçekten anlayıp anlayamadığımı
bilmiyorum. Onların söylediklerini hangi şifreyle okumak gerektiğini bulmakta
yeni aşıklar gibi güçlük çekiyorum. Bu şifrenin birbirine benzeşe de her
ilişkide yeniden keşfedilip çözülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yine
de o küçük kızın yıllar önce gördüğüm bakışını ve şimdi önün mutsuz sesini
düşünerek, "Hadi onu ara, duymak istediği şeyi söyle," diyorum, "onsuz bir
evin seni nasıl mutsuz ettiğini, ondan başkasını gözünün görmediğini, onu çok
sevdiğini söyle."
Telefonu kapadıktan sonra bir an kendi kendime belki de ayrılmalarının daha
iyi olacağını düşünüyorum, söylediklerimin ise yarayıp yaramayacağını
bilmiyorum. Ama ertesi gün beni arıyor, sesinden anlıyorum, "Akşam yemeğe
çıkıyoruz, ona çok istediğini bir şey almayı düşünüyorum," diyor. Yakında
onları ziyaret etmeyi umduğumu söylüyorum.
(İlk Yayın: Yeni Yüzyıl)
|