|
-
Hadi
Sevişelim Sevgilim
-
Burada
mı?
-
Burada!
Hatıra...
Hatta...
Pencerem açık kaldı. Bacaklarım gibi... Vücudum acıyor, en çok bacaklarım.
Soğuktan mı uyuştular, ağırlığından mı yoksa? Hoş geldin kapı açık gir!
İçeride kal, sarıl, öylece dur! Hareketimiz donuk kalsın, içimde kal... Öylece
dur! Gözlerime baktığında gördüğünü anlat! Bana canımın acıyıp acımadığını
sor! Bende kal, içimde... Öylece!
Biliyor
musun seninle böyle konuşmak yormuyor beni. Yani yazarak, yazdıklarımı
yaşayarak... Karşında durup konuşmaya kalktığımda içimde garip bir heyecan
oluşuyor, titriyorum. Babamdan korkar gibi korkuyorum senden. Söylediklerime
gülmenden. Beni sevmenden. Beni ellemenden... Ama böyle yazınca olduğum yerde
sadece kendime gülüyorum, sadece kendimi seviyorum, sadece kendimi elliyorum.
Seni hiç tanımadan atıldığım hayatında kıra döke iki adım yol aldım. Hep
varmak istediğim yere doğru gelirken birden ayağım kaydı engellerine takıldım.
Oysa ne güzel seviyorduk birbirimizi... Ne güzel sevişiyorduk. Hani o kahveyi
içerken ve gözlerine bakamazken içinden geçirdiklerin var ya... Ne zaman
başbaşa kalacağız seninle diyişin, ne zaman benim olacaksın diyişin, kahveyi
göğsümü içiyor gibi içişin... Gözlerindeki sorular ve sana veremediğim
cevaplar. Herşey mükemmel olsun isterim hayatımda. Seninle de öyle. Ben
mükemmel olmalıydım yanında. Senin kadar dingin, senin kadar engin, senin
kadar tutkulu, senin kadar kusurlu!
En çok
sokak ortasında dudaklarıma irade göstermen tahrik ederdi beni. Seni o an
orada alabilirdim hayatıma... Dudaklarım o kadar titriyordu ki sana baktıkça,
tek bir kelime edemiyordum işte! Anlamış mıydın? Yalvarmış mıydın içinden seni
oracıkta öpmem için. Bakıyordum etrafa, herkes biz gibi görünüyordu ama...
Kimse ben olamazdı yanında sen yoksa, ben seni öyle garip sevdim ki!
İlk
öpüşün... Votka tadında. Kahve aromalı dudağımda. Kimse görmeden, gizlice,
çocuklar gibi. İlk defaymış gibi. O heyecan, o tutku, o irade... Gözlerim
kararırdı beni öperken. İçimden yüzlerce yumurta akıyor gibi hissederdim.
Ellerimi nereye koyacağımı bilemezdim. Tenim tenine sürtmeseydi seni
sevemezdim.
[Yatağına girdiysem eğer, çıkmayacakmışız gibi davranmalıydık!]
Kulak
kulağa sevişmeyi öğrettin bana. Kalabalıkta. Herkes bir konu bulmuş peşinden
koşarken biz seninle her yerde sevişiyorduk işte. Aşık oluyordum sana. Aşk
buysa... Kalabalıkta. İlk kelimeye kadar kıvranışlarımız delirtiyordu bizi. O
an orada sevişmemiz gerekiyordu ama... Kalabalıkta. Yavaşça yanıma çekiyordun
sandalyeni, yavaşça bakıyordun, yavaş nefes alıyordun, yavaş konuşuyordun.
Hayatı, geçen zamanı yavaşlatmaya çalışırcasına yavaş yaşıyordun. Yavaş
yaşıyordum! Galiba sana aşık oluyordum! Dokunamıyordun! Dokun diyordum...
İçimden! Dokun dayanamıyorum artık! Ne kadar da edepli yanlarımız vardı aşka
bile direnebilen... Ne kadar da iyi eğitilmiş çocuklardık, iyi halli
ailelerden. Oysa ikimizde istikrarlı aşklar içinde büyümemiştik. Çok küçüktün
ayrılık haberi aldığında, çok küçüktüm bu haber tekrarlandığında. Bir odada 2.
kişi eksilmişti artık. Nasıl yaşanırdı ki aşk? Nasıl gelirdi ki o hep
beklediğimiz kardeşimiz! Biliyorum o odada sevişme yoktu artık. O odada bir
tek baba vardı ya da bir tek anne. Ama sevişme yoktu. Aşkı sorma bile!
Böyle
büyümedik mi ikimizde. Bu yüzden miydi tenlerimizden korkmamız, aşkı tek odaya
koyamayışımız? Benle seni anne-baba yapamayışımız? Aynı hikayeyi yaşadığımız
için mi sevişmek hep önümüzdeki günlere atılıyordu seninle? Kimbilir kaç otel
önünden geçtik elele, bilmem kaç numaralı odaya çıkmayı reddedip! Kimbilir kaç
çocuğu kendi başımıza tek kişilik odalarımızda harap ettik! Kimbilir kaç kere
yalnız terledik!
Sevişmeyi neden erteledik sevgilim? Neden beraber sevişmeyi beceremedik?
Kulağıma eğilip, gözlerini kapatıp, nefesini tutamayıp fısıldadıkların...
-
Hadi
sevişelim...
-
Hadi...
-
Burada
mı? Burada?
-
Evet,
burada.
[Ki
kırmızıydı yanaklarım. Utanırdım. Bu utançla, sevişirken kimbilir kaç kez
canını yakardım!]
-
Hadi
başla...
-
Sen
başla...
-
Saçların güzel kokuyor.
-
Dudakların güzel kokuyor!
-
Dokunmak istiyorum sana...
-
Dokun...
-
Burada
mı?
-
Burada!
[Dedim
ya edepli çocuklardık. Dokunamadın. Biraz eğilirdim sana doğru, elimi tutan
elinle göğsüme değerdi istediğin tüm dokunuşlar. Utanırdım. Biraz.]
-
Dokunsana bana.
-
Burada
mı?
-
Burada!
-
Herkes
bize bakıyor.
-
Kimse
bizi görmüyor.
-
Bilmiyorum...
-
Şu an
zamanı durdurmak ister miydin?
-
Hemde
nasıl!
-
Ne
yapardın?
-
Biliyorsun işte.
-
Ne?
-
Sevişirdim seninle.
-
Burada
mı?
-
Burada.
[Seninle,
ulu orta sevişmek isterdim hep. Aramızdakini herkes görsün diye. Bir çocuk
ancak böyle bir uyumdan doğabilir diye. Seninle ulu orta sevişmek istediğimi
yazıyorum. Burada mı? Burada!]
Arka
masadaki birine takılırdı gözüm. Kulağıma fısıldadığın herşeyi duyarlar
zannederdim. Kendimi sana oracıkta veremezdim. Sevişmeye saygı duymadıkları
için oradaki herkesten nefret ederdim. Bana bakardı gülümseyerek, seninle ulu
orta seviştiğimi gözetleyerek. Devam ederdin öpmeye. Dudaklarım kan ter
içinde! Galiba sana aşık oluyordum, ulu orta yerlerde!
-
Seni
istiyorum.
-
Ben de
seni istiyorum.
-
Kızımız olsun istiyorum.
-
Seni
seviyorum!
[Hep
kadınların en zayıf noktalarının bebekler olduğunu düşünürdüm. Zayıflık
değilmiş bu! Hiç o kadar bebekleşmedim. Ama bana kızımız olsun dediğinde
içimde o bebeğe çoktan bir yer biçtim! Çünkü seni sevmiştim!]
-
Of,
sevişmemiz gerek.
-
Evet!
-
Neler
diyorum ben?
-
Sevişiyoruz işte!
-
Öyle
mi?
-
Öyle!
-
Hissediyor musun beni?
-
Hissetmek mi o nasıl kelime?
-
Hissetmiyor musun?
-
Ölüyorum...
-
İçinde
olmak istiyorum...
-
Nerede
olduğunu sanıyorsun ki?
[Utanırdım... Kelimeleri iyi kullanırdım. Hayallerimiz kasıklarımıza
ulaştığında söylediklerine edebiyat koyardım. Sen bana bacak aramdan
bahsederdin ben sana kalbimi verirdim. Ne yapayım ki... Çok utanırdım
sevgilim...]
-
Canım...
-
Canım...
İlerleyemezdi tenimiz daha fazla. Sözden öteye geçemezdi hayallerimiz. Ben
seni oracıkta hayal ederdim sen beni oracıkta. Yaşamak kadar zordu sevişmek,
kalabalıkta! Sokakta da isterdim seni. Sen de beni. Belki...
Ben
hep istedim seni, sen hep istedin beni... Belki...
[Yatağına girdiysem eğer, çıkmayacakmışız gibi davranmalıydık!]
Elimi
tutup cebine soktuğunda parmağımın hareketiydi kasıklarımdaki anons. Vajina ve
penis gibi iki sistematik kelime değildi bizim yaşadığımız. Ne ben seninkine
meraklıydım ne de sen benimkine! Ben seni istiyordum tümüyle. Beni istiyordun
tümümle. Bütünleşik sevişmelerden bahsettik hep, yarım kalan halimizi
saymazsak!
Telefondaki sesinden anlardım herşeyi. Sen tek kişilik odanda ben tek kişilik
odamda... Neden bir araya getiremedik bizi? Neden anne ve babalarımıza özendik
dersin? Neden aşkı tek odaya sokmayı başaramadık? Sevişip bir kız bebek
doğuramadık? Bir tek sen vardın hattın ucunda bir de ben... Yanılırdık ama bu
yalana inanırdık. Dinlenirdi telefonlarımız birileri tarafından, bana seni
çok istiyorum dediğinde öylece kalırdım yerimde. Çünkü biliyordum zordu
sevişmek telefonda... Kalabalıkta...
O
kadar tahammülsüzdüm ki insanlara, bir an herkes kaybolsun ve biz her yerde
birleşelim istiyordum. Anlatamıyordum içimdeki isteği sana. Utanırdım.
Kızarırdım.
Nasıl
oldu da kaldık başbaşa? Nasıl bıraktı bizi dünya?
Kapından
girerken nefes alamıyordum hatırlıyor musun? O kaya gibi duruşum nasıl da
nereye yuvarlandığını bilmeyen bir endişe halindeydi! Gülümsüyorum şimdi
hatırladıkça, nasıl da korkmuştum senden o yalnızlıkta!
Kimse
yoktu, sen ve ben... Sonunda! Hey be sonunda! Evin her köşesinde dekor
olabilirdik. Sevişen heykeller gibi. Nasıl girdik o yatağa? Elimde en son bir
su bardağı, tam konuşmaya hazırlanırken bir sus payı! Dudağındaki tadı
hatırlayamıyorum. Sadece vücudumda kalmış tadın. Ona da dokunamıyorum artık!
Hissettiğim tek şey orada seninle olmaktı. İlk defa bu kadar cesur, ilk defa
bu kadar kararlı, ilk defa bu kadar kadın! Sanki tüm kalabalıklara değmişti,
sanki bu yalnızlık tüm hayali sevişmelerimizi yazıya dökmekti. Ellerini hiç
farketmemişim oysa, gözlerini, bakışlarını, dudaklarının çatlağını,
sakallarını, saçlarını, bacaklarını, kasıklarını...
Hiç
farkında olmadan sevmişim seni. Körü körüne. Üzerindeki kıyafetlerin
altındakini düşleyerek belki de. Ama öylesine. Sana dokunana kadar, bana
dokunana kadar öylesine sevmişim seni. O sıcaklık farklıymış meğer, o ritim
farklıymış. Kalabalıkta söylediğin herşeyi o an susarak yaşıyorduk.
Hayallerimiz bile farklıymış meğer!
Çıplak
kalmayı bile erteliyorduk hiç bitmesin diye bu yalnızlık. Ne ben düğmelerine
dokunabiliyordum ne de sen göğsümdeki hapishaneye! Hangimiz düğmeye hangimiz
kopçaya sahip çıkabilirdik ki sonuna kadar! Çözmeliydik kalabalıkta bağlı
tuttuklarımızı!
-
Ne
kadar kolay açtın kopçayı?
-
Zoru
başarırım, imkansız biraz zaman alır!
-
Alsın!
-
Alsın
mı?
-
Evet!
-
Seni
istiyorum!
-
Bende!
Hep
korkardım bir şeyi çok istersen olmaz derlerdi. Hep haddimi bilirdim o
yüzden! Ama senin azınla yetinemedim. Seni hep çok istedim. İstememeliydim!
O
yatakta herşey içimden akıp gitti. Bana dokundukça sana aşık oluyordum.
Kadınlık işte, hiçbir şeyi tadında bırakamıyordum. Sözler bitmişti artık,
kulağımda sadece nefesinin fısıltısı...
Ezberlemek istiyordum her hareketini, sen yokken gerçekleştirsin diye
hayalimi! Korkuyordum ellerin bacaklarımı her araladığında. Her an
vazgeçebilirdim, her an uykudan uyanabilirdim. Ama seni istedim. Çok! Tüm
çocukluğum aşkın bu yanını bilmeden büyüdü! Senin gibi. Sevişmek de aşka dahil
midir ayrılık kadar sevgilim? Ve ben sana hiç sevgilim de demedim! Ama seni
istedim! Çok!
Dilimde kalan tadın hala aynı kıvamıyla orada! Tenim biraz sana bulandı.
İçinden çıkan içime yapıştı. Ben senden bir kız bebek bekliyorum şimdi. Sen
üzerimden temizlemeye çalışırken sana ait olanı, ben çoktan parmaklarımla
içime işlemiştim o sıvıyı! Seni çok istiyordum ve galiba sana aşık oluyordum!
[Yatağına girdiysem eğer, çıkmayacakmışız gibi davranmalıydık!]
Hep
uyunur ya filmlerde, iyi bir sevişme sahnesinin hemen ertesinde. Başını
göğsüme döndürdün, dudağını göğüs ucuma sürdün, gözlerime bakıp öylece uyudun.
Hep o kadınlar gibi kıyamadım uyumaya yanında, doyamadım masumluğuna bakmaya!
Hep o kadınlar gibi hissettim. Sevişirken kadınındım, uyurken doğuranın...
Şefkat, umut, orgazm duygu... Sevmekten korktum. Oysa çoktan aşık olmuştum!
Aynı yatakta iki kez seviştim seninle! Ne ilkinde doyabildim ne ikincisinde!
Ve anlayamadım ne zaman düşürdüm küpemi, sevişmemizin neresinde?
Sen
uyurken, en çok neremin sızladığını anlamaya çalıştım. Yüzüm sıcaktı.
Utanmaktan mı yanaklarından mı anlayamadım. Dudaklarım ıslaktı, dilimden mi
dilinden mi tadına varamadım.
........Acıdı.
Evet,
evet en çok onlar acıdı. Seni doyurmaya en çok onlar çabaladı! En çok onlar
renk değiştirdi sevişirken. Canımın acısı hala uçlarında. Hala kızımızı
emzirmeye hazır değiller. Diş izlerin geçsin istemiyorum. Birkaç zaman idare
etmeliyim onlarla. Baktıkça acımı perçinlemeliyim. Nasıl yaptın bunu bana?
Nasıl örtmeden gittin üzerimi? Nasıl harcadın yalnızlığımızı? Nasıl unuturuz o
yatakta yaptığımızı?
[Yatağına girdiysem eğer, çıkmayacakmışız gibi davranmalıydık!]
Gece
zaten zordu biliyorsun. Uyumak işkence. Sırf seninle sevişmek için girdiğim o
yataktan köşe bucak kaçıyorum şimdi. İyi sevişen bir adamı özledim. Kahve
kokulu dudaklarını, nefesini, bacak arasını, aşkını, sakallarını, yatağını,
ısırganlığını!
Mastürbasyon dedikleri şey, iyi bir sevişmeden sonra bir daha uğramıyor aynı
yatağa! Sevişmekten utanan biri için kolay değil yatağa girmek bir daha!
İçimden seni söküp atacağım ve işte o zaman boşalacağım diye korkuyorum
kendimden! Bırak kalsın diyorum bu sefer bu aşk, bu sevişme bacak aramda! Bu
sefer de düşük yapmak istemiyorum, içimi kazıdıkça daha zorlanıyorum. Çok
korkuyorum. Biri bana dokunacak ve kokunu benden alacak diye korkuyorum. Çekip
gitmeseydim de böyle olacaktı biliyorum. Göğüs ucumdaki diş izinin geçişine
ağlıyorum. Aşkın bu kadar uzun, sevişmenin bu kadar saniyelik oluşuna
sövüyorum. Ama anlıyorum. Bir kadın gibi yüreğimi aklımın yanına koyuyorum.
Seni tüm fısıltılarını ve dokunuşlarını yanıma alarak terkediyorum! Kendimi
her gece yatağına koyuyorum! Öyle ya da böyle, yatağına girdiğim gibi
çıkmasını da biliyorum!
Ama...
Ve...
Meğer...
Seni
hala istiyorum!
Bir
gün...
Bir
daha...
Sevişmek üzere...
Beni
isteyerek...
Ve...
Yataktan...
Çıkmayacakmışız gibi oradan...
[Yatağıma girersen eğer, kendi evin gibi davran!]
|