|
Kim demiş aşk tanrısı âşık olmaz diye
O
da âşık olmuştu. Eros, dillere destan güzelliğiyle annesi Aphroditei bile
kıskandıran Psykheyi gördüğünde şaşırmış, sihirli aşk oklarından birini
kazara kendine saplamıştı
Ancak bir fâniydi Psykhe. Kendisini kaptığı gibi sarayına götüren, yüzüne asla
bakmamak için söz verdiği bu gizemli adamın bir tanrı olduğunu bilmiyordu. Her
akşam gizlice yanına gelerek, tutku dolu bir aşkla sevişen erkeğe o da gönlünü
kaptırmıştı
Sonunda bir gece merakına yenilip yağ kandilini yakıverdi. Kandilin titreyen
ışığı, erkeğinin güzelim kanatlarını, yakışıklı çehresini aydınlattığında
elleri titremiş, damlayan yağ Erosu uyandırmıştı. Kimliği ortaya çıkan tanrı
kızarak uçup gitmiş; aşk, ayrılık acısıyla kavrulmaya başlamıştı.
Seven kadın, ölümü göze alarak kıskanç aşk tanrıçasına yalvarmış, Aphroditede
kendisine başarılması imkânsız görevler vermişti. Psykhe manevî güçlerin
yardımıyla istenilenleri birer birer yerine getirdiğinde, Aphrodite aşıkları
affetmiş; mutlu sonları, nice ölümlüye aşkla ruhun birleşmesini anlatan bir
masal olmuştu
Eros, insanı çiçeği koklamaya iten dürtüdür, arkadaşa duyulan sevgidir,
sevgiliye beslenilen tutkudur. Bağımsızlık özlemidir, yaratıcılığı dile
getirme isteğidir, yaşamda mana bulma arayışıdır.
O, insan ruhunda şekilden şekile bürünen coşkunun ta kendisidir
Erotik aşkın tanrısı, ateşsel gücüyle, adı ruh anlamına gelen Psykheyi
kozasından çıkardığında, mucizeler doğar. Ruhanî boyutundan soyutlanamayan
cinsellik, mistik tecrübeye kapı açarken, yaradılışın en yüksek enerjisi
kendini bir olmuş iki bedende en ulvî ve en yalın haliyle ifade etme fırsatını
bulur.
Huşu içinde birbirlerine kenetlenen iki insan, evrenin rahmine yek ruh
olmuşcasına yeniden düştüklerinde, zaman ve mekan kaybolur. Artık orada ne
düşünce vardır, ne de acı. Egoların yargılayan, sorgulayan, sınırlayan
dünyası, yerini cinselliğin kutsallığına, sevginin doğallığına bırakmıştır.
İşte insan o anda, ruhunun ışığını görüp kendisini yaratan aşkın yakıcı
sıcaklığında sonsuzluğu tadar. Saflığı yakalar.
Deepak Chopra, 1997 yılında yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: Seks
spiritüeldir, çünkü beden ve ruh birdir. Tanrı her orgazmda mevcuttur ve
evrenin yaratıcı enerjisi seksüeldir
Tanrı, kendi içinde eril ve dişildir.
Evren, ikisinin bu birleşimiyle harekete geçen kozmik şehvetten doğmuştur.
Seksüel birleşme ilahî yaradılışı taklit eder. Tutkunuzla ifade ettiğiniz,
Tanrının Tanrıya duyduğu aşktır.
Ne kadar hoyrat davranmışız bu aşka
Onu bastırmış, ona kurallar koymuş,
benliğimizin en yüce yerini acımasızca dağlamışız. Ruhanî yönü olmayan bir
cinsellik, ayrılık sanrısını, yalnızlık acısını pekiştirir. Aslında biz her
ilişkide, ruhumuzdan bir türlü söküp atamadığımız o delirten açlık ve tepişken
ukdeyle, Tanrıya dokunmanın yollarını arıyoruz. Hal böyleyken; utanç ve
suçluluk duymadan, vesveselere kapılmadan, kurallara boğulmadan, cinselliği
çağrısına uygun yaşayıp Tanrıya bu bedenle ulaşma şansımızı arttıramaz mıyız?
İki
şeyden çok korkarız, diyor Osho: Cinsellik ve ölüm.
Ama ikisi de temeldir ve gerçek bir din arayan her ikisini de tanır. Ne
olduğunu anlamak için cinselliği yaşar, çünkü cinselliği bilmek yaşamı
bilmektir.
Bu da, çikolatayı sevmektir
Ne garip değil mi, Tanrıların yemeği (Theobroma) ağacının meyvesi olan
kakao, cinselliğe benzer bir akibet yaşayıp, zararlı ilan edilen zevkler
sınıfına girmişti. Gönül diler ki, şimdi iade-i itibara uğrayan çikolata gibi,
cinsellik de her daim muteber olur.
Mevlânanın ruhla duyumsanması gereken şu sözleriyle, sizleri aşkın ışığında
kutsanmaya bırakıyorum: Bahtı yâver ve talihi kutlu olan bilir ki, akıl ve
mantık taslama İblisten, aşk Âdemdendir.
|