Bana aynı anda hem çok durgun hem de çok deli olabilecek bir şey söyleyin... Aynı zaman da çok neşeli, yığınla mutluluk içinde ve en derin acıların altında gömülü olacak. Tüm bunların yanında biraz efkarlı, biraz sarhoş, biraz şehvetli ve olabildiğince buruk olacak. Her durumda karın ağrısı yaratabilecek; hoş kokulu güzel anılar bırakacak. Hem çok seveceksiniz hem de nefret edeceksiniz. Düşünün...

Hemen yanıtlamak zorunda değilsiniz. Hadi biraz daha ipucu vereyim, gerçi çoğunuzun yanıtı bulduğundan eminim. Çünkü onun hepinizle ahbaplığı var!
Onda asla siyahı ve beyazı bulamazsınız. Her zaman grinin tonlarında gezinir. Kararsızdır ve net değildir demiyorum yinede.
Biraz daha kafa karıştırayım. Düşünün bakalım her zaman cebinizde gezdirdiğiniz en yakın dostunuz kim? Boşuna uğraşmayın, kovsanız da gitmez.

O sizinleyken, siz artık siz değilsinizdir. Aklı mantığı bir tarafa bırakınız lütfen. Cebinizden avucunuzun içine zıpladığı zaman onlara gerek kalmayacak çünkü. Bütün bunlardan başka yapmanız gereken bir şey daha var: Eğer şansınız tesadüfen yaver gider de onun geleceğini önceden anlayabilirseniz, ki ben pek böyle olanına rastlayamadım, uykularınızla da uzun uzun vedalaşın. Lafı çok uzattım; yeteri kadar düşünme süresi de verdim...

Üç deyince cevabı birlikte patlatıyoruz ! Hazır mısınız ?

Üç …

AŞK!
 

Yaramaz ufaklık şu anda cebinizde gizleniyor mu yoksa avucunuzdan size bakıp sırıtıyor mu bilmiyorum ama eminim nerede olursa olsun yukarıda saydığım her maskesini zorla size de denetiyordur. Size verdiği onca acıya rağmen ne sevimli görünüyor değil mi? Bu görünüşüne aldanmayın. Ne zaman gitmesini isteseniz kalmak için elinden geleni yapacak, şeytan şeytan bakan gözlerini, altın bukleli pembe şemsiyeli bir kız çocuğunun görüntüsü ardına saklayacaktır...  Hal böyle olunca, zaten yaralı olan kalbinizden onu kovmasını beklemek saçmalık olurdu. Siz gelin bu beklentiden vazgeçin; o asla kendi canı isteyene kadar sizi bırakıp gitmeyecektir.
 

Aşkı yalnızca keder ve dayanılmaz ıstıraplar olarak tanımlayanlardan değilim. Acı veren tarafını bir yana bırakırsak sizce de geriye kalanlar oldukça eğlenceli değil mi? Aşk tanrıyla alay etmenin tek yoludur. İçiniz başka söylerken ağzınız çok başka söyleyebilir; hatta bazen buna siz bile engel olamazsınız. Dedim ya, o ufaklık oyunu kesinlikle tek başına yürütür. Emir almaz, emir verir.

 Aşktan başka her şey yalan mıdır peki? Ya da aşk için ölünce mi aşk gerçekten aşk olur? Yazıp çizdiklerimize , şarkılarımıza bakılırsa bizi en çok ilgilendiren şey o. E ne zaman elimizi atsak cebimizde tabii.
 

Aşk için ölünce aşk gerçekten aşk olmaz; çünkü eğer siz ölürseniz onu sevecek birisi olmaz. Yaşayacaksınız ki aşkınızın bir anlamı olsun. Gerçek aşkı ispatlamak için ille de bir şeyler kaybetmek gerekmez ki... Kendinizi kaybetmeyin yeter. Yaşanan bütün çelişkiler, yapılan tüm kıyaslar aslında aşkın eğlenceli tarafı. Ama kumdan kalelerinizi küçücük bir dalgasıyla yok edebilecek öyle bir hüzünlü yanı var ki, belki de esas aşk işte o zaman başlıyor. Sona en yakın noktada, yitirişte... Belirsiz bir kaynaktan her şeye isyan edebilecek cesareti ve hiçbir şeye kafa tutamayacak yorgunluğu aldığımız anda. Geriye sadece köksüz bir acı kaldığı zaman. Bitmeyecek bir korkuyla uyanmaya başlandığında.

Çözüm yolu belli : Kaçılacak!

Çıksın bakalım tüm maskeler çekmeceden!
Eve dönünceye kadar, aman sıkı sıkı takalım, sakın düşmesin.

Nasılsın? diye soranlara "iyiyim" diye cevap verilerek geçiştirilecek. Telefon kapalı tutulacak. Bir daha o şarkı asla dinlenmeyecek. O kupadan çay içilmeyecek. Akşamları eğlenmeye gidilecek; ne olur ne olmaz iyi bir dost hazırda bekletilecek. Eski sevgililer sıraya konulacak. Olası bir yalnızlık anında çağrılmak üzere o an en tatlı gelenin telefonu listenin başına yazılacak. "Onsuz daha iyiyim ben!" moduna girebilmek için kozmetik reyonlarında iki kat fazla zaman harcanacak. Gereksiz seyahatler yapılacak...

 

Gördünüz mü, takabileceğiniz ne kadar çok maske var. Ufaklık yine başınıza bir sürü iş açtı değil mi? Bitmiş aşklar mezarlığından bir ruhu diriltin bakalım. Olası yalnızlık anı yaklaşıyor. Acil durum kolunu çekmek lazım. Açın çekmecenizi. Maskelerden birini çıkarın. Daha düne kadar aşkla ne kadar da mutluydunuz oysa! Şimdi hışmınızdan korktuğu için cebinizde gizleniyor. Şeytan şeytan bakan gözlerini altın bukleli, pembe şemsiyeli kız çocuğuna dönüştürüp tekrar avucunuza zıplayıncaya kadar yaralarınızı saracak kendinizi eve kilitleyeceksiniz.

Biraz şarap, biraz kalp ağrısı, birkaç fotoğraf bir de dinlenmemeye yeminli şarkı radyoda bangır bangır…

Uykusuz gece bitti. Gün doğuyor işte...

Seçin bakalım bugün hangi maskenizi takacaksınız ?