Kadın erkeğe baktı, erkek kadına…Sonra, ders anlatırken sandalyesini sınıfın ortasına getirdi erkek. Kadın, O'nu ne kadar sevdiğini düşündü. Yalnızca, katıksız bir sevgi, insanın insana duyduğu cinsten. Cinsellik barındırmayan türden. Sorgulamadan, tartıp, biçmeden tüm doğallığı ile hissedilenden…

 

Kadının erkek arkadaşı vardı ama armonisi yoktu o birlikteliğin. Biraz kırılganlığı?...Belki. Seviştikten sonra aynı yatakta uyuyamamak vardı. Kadın, dışarıya sert görünse de içinde ki yumuşacık yüreği saklamaya uğraşırdı. Kırılgandı, kendine güvenli olmaya, yeni dünyanın istediğini bilen dişisini oynamaya çalışırdı. Bir yandan da; " Acaba, karşımda ki erkek beni nasıl değerlendiriyor?" diye sorgulardı. Ne kadar umursamaz gözükmeye çabalasa da sürekli bir ilgi beklerdi. Derinliği olan bir ilişki isterdi. Konuştuğunu anlayan, ilgilenen bir insan görmeyi düşlerdi.

 

Derken, hayatına bir öğretmen girdi. Bambaşka bir ülkeden gelen biri. O'nu, ilk önce yalnızca hayatında varolduğu ve birgün çıkıp gittiğinde kendisini, bir öğrenci olarak hatırlayacağı için  sevdi. Sonra, doğallığına ve hafif mahçup haline kilitlendi. Ardından, başka bir sürü insan dururken, kendine birşeyler hissettiğini anladığında sevindi. Erkek arkadaşına mesafe koydu. O'ndan nefret etmedi, O'nu da kendine göre sevdi ama o sevginin içinde özlem yoktu, sahiplenilememekten duyulan acı yoktu, ayrı kalıp da başaramamak ve kilometrelerce mesafeyi mektuplarla aşabilmek hiç yoktu. Kadının hayatı boyunca aradığı ise, buydu…

 

Okulun son günleri yaklaşırken erkeğin üst üste görüşme taleplerinden birini geri çevirmedi. O kadar heyecanlandı ki, karşısındakinin ne dediğini anlayabilmek için ikinci kez sınıfa döndü. Sonra, beraber ilk buluşmalarını gerçekleştirdiler. Erkek, tatil de gittiği yerden öğrencisine altın bir zincir getirmişti. Kadın, bir gece önce, sanki tüm bunları hissedermiş gibi senaryonun gereklerine çalıştı. Nasıl teşekkür edebilirdi? Hayatında hiçkimseden görmediği bu nazikliğe ne şekil de yanıt verebilirdi? Gittikleri yerden masum, utangaç iki insan olarak ayrıldılar. Erkek, kadının dudağının kenarına bir öpücük kondurduğunda kadın, kalbinin yerinden çıkacağını hissetti. Sonra derse gittiler, ardından buluştular, derken yine derse…Artık, kadın mahçup bir sevgiliye dönüşmüştü. Aralarında, herkesden sakladıkları, düşündükçe heyecandan öleceklerini hissettikleri bir ilişkileri vardı. Geleceği, geçmişi neredeyse olamayacak kadar zor görünen…

 

Öğretmenin ülkesine dönme vakti geldiğinde, öğrenci bu ilişkinin yalnızca bir serüven olduğunu düşündü. Bir tek kendisi için hayatını bu, hiç sevemediği şehir de geçirmesini beklemek büyük bir bencillik olurdu. O'nu sırrı olarak saklayıp, ömrünün geri kalan kısmını kaldığı yerden yaşamaya karar verdi. Erkek gitti, kadın kaldığı yerden devam etti….

 

Sonra mektuplar girdi devreye. Sayfalar dolusu mektup…Hayatın her kesitinden, havadan sudan, politikadan, yaşamdan….Kadın, saatlerini bu sayfalara aktardı. Günlerce odasından çıkmadan yazdı. Her gelen zarfla aşkı artıp, bu duygular aynası olan erkeğe yansıdı. Aralarında her ne varsa katlandı, büyüdü ve kocaman oldu. Nasıl olmasın ki?! Erkek, kadının doğum günü kilometrelerce öteden arayıp, ailesi ile O'nun adına kadeh kaldırdıklarını söyledi. Kadın ise imkansızlıklardan dolayı, biraz da çekindiği için, erkeğin doğumgününde aramamıştı. Bu, yapılan jest kadının suratında bir tokat gibi patladı. Bir daha asla böyle hatalar yapmamayı öğrendi. Yılbaşında, doğum günlerinde gelen hediyelerle şımardı. Yüreğini, bu adamın küçücük bir şeyi bile sevgisi ile yoğurup, dünyanın en değerlisi gibi sunmasına kaptırdı.

 

Kadın, erkeğin ülkesine tekrar dönmek istemediğini bildiği için normal hayatına devam etme çabası harcadı fakat başaramadı. Hayatından diğer insanı çıkarttı. O'na anlatmaya çalışsa da, kendisi bile bu, mektuplarla ruhunun içini gördüğü adama aşık olduğunu ancak, tatile gittiğinde anladı. On beş gün, kadına yıllar süren bir dönem gibi geldi ve ev de kendisini O'ndan gelen bir mektup beklediğini öğrendiğinde tatili yarıda kesip, dönüş yolu boyunca erkeği düşündü. Mektubun son satırlarında ki o birkaç cümle de hissettiği arzuya dokunmak istedi. O'na daha önce hiçkimsenin dokunmadığı gibi dokunabilen insanı delice özledi.

 

Bir yaz dönemi arka da kaldığında, çalan telefonla erkeğin, nefret ettiği şehre yalnızca kendisine yakın olabilmek için iş bulup, döneceğini öğrendi.  Uzun yıllar sonra, tekrar bu kadar heyecanlanabilmek çok güzeldi. Bir insanın iyiliğini, arzusunu, sevgisini ve vazgeçmeyişini yaşamak bambaşkaydı."Gözden uzak olan gönülden de uzak olur." düşüncesini kırabilmek, hatta bunun tam tersini bizzat yaşayarak deneyimlemek ise, insana farklı bir zafer duygusu yaşatıyordu.

 

Yıllar geride kaldı. Kadın, erkeği ile dost, kardeş ve hayat yoldaşı oldu. Yaşanan zorluklar birbirlerine olan bağlarını kuvvetlendirdi. Sonunda, erkek ve kadın yanyana durup, evlatlarına baktı. O'nda herkes, kendinden ve sevgisinden bir parça gördü.

 

Onlar, kızlarının varlığıyla  mutluluk ve aşklarını en az, bir sonra ki nesle kadar garantilemiş oldular ve bu masal da burada bitti…..