|
Ayşe
bazen hepimizin başına geldiği gibi hem işte hem özel hayatında olayların
üstüne geldiği her bakımdan dibe çekildiğini hissettiği bir dönemden
geçmektedir.
İşte
iki tane insaniyetten noksan azılı psikopat tuvalete dahi gittiğinde
kronometre tutan bayan yönetici ile çalışmaktadır. Bir tanesi asansörde dahi
erkeklere tırmanan nemfomanyak yüzünde sivilcesiz bir santimetrekare olmayan
hem huyu hem tipi oldukça çirkin bir hatundur. Bu kadın erkeklere olan bütün
düşkünlüğüne, evliyken başka erkekleri de idare etmesine rağmen Ayşe ona
baktıkça cildinin bu kadar bozuk olmasına bir mana verememektedir. Hani cinsel
ilişki güya iyi gelmektedir ya. Demek ki seksin bir kadını çirkinse eğer
güzelleştirmek gibi bir mucizesi yoktur. En azından bu hatunda...
Diğeri
ise herkese yanlış eksik bilgi veren sonra başkalarının karşısında o doğru
öğretmişte kişi aptalmışta öğrenememiş gibi bir duruma düşürmekten ve yerli
yersiz kalp kırmaktan garip bir biçimde zevk duyan farklı bir tür psikopattır.
Ayşe
çok sevmese de işinden pek şikayet etmeyen daha doğrusu iş hayatındaki
zorlukların işten değil de iş arkadaşlarından kaynaklandığını farkettiğinden;
bazen ardına bakmadan kapıyı çekip çıkmak ve bir daha oraya dönmemek için
dayanılmaz bir istek duymaktadır.
Annesi
bir aydır hastanede yoğun bakımda yatmaktadır. Hergün iş çıkışı yanına koşup
anneciğine gerekli çamaşır, dokunmayacak hafif yemekler, bazı gerekli şeyler
götürmektedir. Aslı isminde evlenip ayrılmış bir kızkardeşi daha vardır ama
annesiyle ilgilenmek nedense yalnızca Ayşenin sorumluluğundadır.
Hastane sürecinin öncesinde, annesiyle birbirleriyle ses tonlarını
ayarlayamayan aralarında sürekli bağırarak konuşan, sanki bir gelin kaynana
tarzı çekişme içinde olan da yine Ayşedir. Annesi tam Osmanlı terbiyesine
sahip bir kadındır. Hiçbir zaman evlerinde koca bahis edilmese de annesinin
sinirli tavırlarının; Ayşenin evliliğe sıcak bakmaması ve evlenememiş
olmasından kaynaklandığına dair bir fikri vardır.
Hayatında epeydir duygusal manada birisi ise yoktur...
Bir
akşam hastaneden epey geç eve geldiğinde uzun zamandır sesini duymadığı
çocukluk arkadaşı Diana telefon eder. Nasılsın? Hanidir gözükmüyorsun? diye
sitem etmekte bu kayboluşun hesabını sormaktadır. Ayşe bir yere kaybolmadığını
ancak içinde bulunduğu koşullar sebebiyle bir koşuşturma içinde olduğunu izah
eder.
Büyük
bir holding sahibiyle aşk izdivacı ile evli olan arkadaşı ısrarla Madem bir
aydır iş ve hastane arasında koşuşturuyorsun biz seni bir yemeğe çıkaralım
havan değişir der.
Ayşe
Dianacım annemden izin istemeden sizinle gelmem mümkün değil. Şimdilerde
daha iyi, ancak benim gezme tozma hevesinde olduğumu düşünmesini istemem.
Müsadenle ben izin alıyim öyle gelebilirim ancak der.
Bir
sonraki gün annesine Diana ile yaptığı konuşmayı ilettiğinde annesi son derece
anlayışla karşılar Kızım hakikaten çok yoruldun git. Diana doğru söylemiş
havan değişir der.
Diananın eşi protokol kurallarını gayet iyi bilen yemeğe çıkıldığında sofrada
tek kalmanın uygun olmayacağını düşünen gerçek bir hayat adamı ve eski bir
playboydur. Dolayısıyla gittikleri harika restoranda yanlarında bir de erkek
arkadaşlarını getirmişlerdir. Ayşe bunu gayet doğal karşılar.
Zaten
gördüğü her erkeğe bana uyar mı uymaz mı gibi hesap kitap yapan,
değerlendirmeye tabi tutan hatunlardan değildir. Davet edilen kişide ayrıca
ona hitap edecek ne fiziki görünüme ne de ruhi titreşime sahip birisidir.
Ayşe
gece boyunca sanki masanın o kanadında kimse yokmuş gibi sadece Diana ve eşi
Mehmetle sohbet ederek ve ısmarladığı birbirinden leziz yemekleri keyifle
yiyerek çok hoş vakit geçirir. Ancak bu hiç ilgisini çekmeyen adam habire bir
boşanma mevzusu anlatmaktadır. Üff ne sıkıcı adam! Çok normal karısından
ayrılmış olması diye düşünür kendi kendine.
Sonra
yemekten kalkınca arkadaşlarının bir dostlarında kahve içmeye giderler.
Gittikleri ev Ayazpaşa sırtlarında olağanüstü manzaralı bir harika dairedir ve
ev sahipleri çok sıcak karşılarlar.
Hanımlar manzaraya karşı kahve içmek üzere bir oturma gurubuna geçerken beyler
derhal briçe otururlar. Orada kaldıkları bir iki saat kadar sürede Ayşe adamın
bakışlarını hep üstünde hisseder ve buna hiçbir mana veremez.
Ertesi
sabah Diana aradığında durum netleşir. Gece boyunca yok muamelesi yaptığı adam
ona bayılmış hayran olmuş ve Dianadan ısrarla telefon numaralarını rica
ettiğini ve başbaşa yemeğe çıkmak istediğini belirtmiştir. Dianada ne yapsın
elçiye zeval olmaz deyip talebi Ayşeye iletmiştir.
Ayşe
net bir biçimde arkadaşına tavır koyar Kusura bakma şekerim o adam bana hiç
hitap etmedi en ufak bir vibrasyon dahi almadım kendisinden. Ayrıca tipimde
değil demesiyle arkadaşı o güne kadar hiç vermediği bir tepki verir. Sen
zaten herkese bok atarsın. Anlamadan dinlemeden reddedip kestirip atarsın. Bir
kere olsun söz dinle ve hem kendine hem ona bir şans ver. Selim çok iyi bir
ailenin oğludur. Şimdilerde 14 yıllık eşinden ayrıldı kendini toparlamaya
çalışıyor der.
Diananın sözlerinde gerçek payı vardır. Ayşe kadınlara özgü iç sesini
dinleyip hiç içinin çekmediği, ısınamadığı kişilere şans tanımamakta ve yanına
yaklaştırmamaktadır. Bazı arkadaşları şaka yollu Kızım sen katolik ve
katatoniksin şeklinde Ayşeye takılmaktadır.
Arkadaşının bu beklemediği ve o güne kadar görmediği tepkisi karşısında Peki
madem ver numaralarımı der.
Bir
yemeğe çıkmakla ne olur ki hem arkadaşımın hatırı kırılmasın diye
düşünmektedir o esnada...
Selim
vakit kaybetmeden arar. Birkaç gün içinde bir akşam yine aynı restoranda
yemeğe çıkarlar. Ayşe iştahla yemeğini yerken Selim hatırlayabildiği andan
itibaren kendini ve hayatını anlatmaktadır. Ayşe bu arada kendisinden 8 yaş
büyük olan Selimin çocuk denecek yaşta sırf büyüklere inat kısa süren bir
evlilik daha yaptığını öğrenir. İkinci evliliğinden ise 13 yaşında bir oğlu
vardır.
Selimin kendi anlatmasa aslında Ayşenin bir şey merak edip soracağı falan
yoktur adama. Sonra karşısındakine birden acıma hissi duyar. İlk defa birisi
ona yüreğini açmış ve hayatını en ince ayrıntılarına kadar anlatmıştır. Hem
ikisi de ayrılmış anne-babaların çocuklarıdır... Bu önemli bir ortak noktadır.
Bu
yemeği başka yemek davetleri ve sohbetler takip eder. Ayşe daha evvel kendince
sevmiş ve sevgide aradığını bulamamış biridir. Anneside Sen sevme kızım seni
seveni al demiştir hep. Sevmeden sevilmek ne haltsa?..
Selim
ismi gibi halim selim haliyle, huzur veren ses tonuyla, masum mazlum
halleriyle çizdiği son derece anlayışlı, efendi, cömert erkek kompozisyonuyla
ve daha ikinci çıkışta Benim niyetim ciddi seninle evlenmek istiyorum
diyerek Ayşenin güvenini kazanır.
Kızımız Onu yaşadıklarıyla yargılamaya hakkım yok. Benimde bazı konularda
0 kilometre olmak yaşamadıklarımla övünmek gibi bir dururum olmadığı gibi
diye düşünmektedir.
Selim
günde 4-5 sefer Ayşeyi işten de aramakta sevgi ve ilgi dolu bir kompozisyon
çizmekte Evlendikten sonra çalışmana gerek yok demektedir. Kul sıkışmış
Hızır da yetişmiştir. Oh nihayet sıkıcı iş hayatından ve psikopatlarla günde
sekiz saat geçirmekten kurtulacaktır.
Bir
iki ay zarfında adeta yoğun bakıma aldığı Ayşeyi Selim evlenmeye ikna eder.
Ayşe çok ince eleyip sık dokumaktan dolayı bir türlü denk getirip yaşayamadığı
cinselliği Artık Selim gibi tecrübeli bir erkekle herhalde doya doya yaşarım
demektedir.
İki
insan birbirini sevdikten sonra bir yerlere atılan imzalara veya karşılıklı
taahhütlere falan girmeye gerek yoktur ona göre. Sevmek en geçerli nedendir
daima. Gerçi işin başını Selim çekmiştir bütün adımlar ondan gelmiştir ama
Ayşenin de yüreği nihayet taştan değildir. Zamanla bende severim
demektedir...
Selimin oğluyla yaşadığı Nişantaşındaki koca dairede bir de ahçı vardır.
Ayşe ilk görüşte bu zebani kılıklı adamı içine sindiremez ve Selime Ben bu
eve hanım olduğumda ahçı falan istemem. Bir evde yemeği hanım yapar der. Daha
sonra zaten evde yemek falan pişmediğini ahçının evde başka önemli görevleri
ifa ettiğini öğrenecektir...
Birgün
evde başbaşa kaldıklarında Selime Ben bakireyim dediğinde; Ayşe hiç
beklemediği Saygı duyarım. Evlenene kadar aramızda bir şey geçmeyecek!
cevabını alır. Bu duymayı hiç beklemediği bir yanıttır. 40 yaşına gelmiş ve
iki evlilik yaşamış bir adam Bu saatte ne bakireliği. Hangi devirde
yaşıyoruz? Bu ne saçmalık der diye beklerken; anında duruma balıklama atlayan
bir tutum sergilemiştir.
Ayşe
kendi ailesinden aldığı terbiye ve görgü sonucu bu çok güzide ailenin oğlundan
ne düğün, ne gelinlik ne ev dekorasyonu değişikliği gibi herhangi bir talepte
bulunmaz. O zaten benim başımdan bu konularda bir şey geçmediğini göz önünde
tutarak gerekeni yapacaktır diye düşünmektedir. Kendi çeyizi de abartılı
boyutlardadır zaten.
Bir
tek Evliliğin simgesi alyanstır ve ben çok güzel mücevher dizayn ederim.
İzninle ikimize takacağımız yüzükleri tasarlayayım der. Selimin cevabı;
daima olduğu gibi Canım, bir tanem. Sen nasıl istersen öyle olsun olur.
Ayşe
kendine sürekli mücevher yaptırttığı atölyeye tasarladığı modelleri verir.
Kuyumcu uğraşır hazırlar. Ayşenin doğumgünü akşamı takılacak yüzükleri gündüz
atölyeye almaya giderler. Kuyumcu fiyatı söyler. Selim Bende para yok! der.
Duyduğuna ne Ayşe ne de kuyumcu inanamaz. Bilhassa o güne kadar ucuz pahalı
Ayşe ne ısmarlasa emeğe saygısından trink para çıkarıp aldığı için, kuyumcu
donakalmıştır. Neyse Ayşe çabucak kendini toparlar Bende var. Veriyim der.
Selimde ağzında Sen ver. Ben sana sonra veririm diye birşeyler geveler.
Yüzükleri alır çıkarlar.
Akşam
kapı çaldığında Ayşe karşısında Selimi ne bir demet kır çiçeği ne de bir
çikolata olmaksızın öylece bulur.
Ertesi
gün iş yerinde etrafına tebrik etmek için toplananlara Ayşe utancından gerçeği
söyleyemez ve Ah çikolata kutusunu aceleden evde unutmuşum! deyip gidip
Divandan aldığı kutularca çikolatayı dağıtmak zorunda kalır.
O
geceden itibaren Selimde geçen iki aydaki kişiyle hiç alakası olmayan başka
biri tezahür eder. Her cümlenin başı ortası ve sonu nefret ve olumsuzluk
içermektedir. Ve Selim her fırsatta Ben sinirlendim mi sofrayı örtüsüyle
çeker aşağı alırım! Tepem attı mı yumruğu yapıştırırım! gibi sözler
sarfetmeye başlar.
Selim
ona yüreğini açtı samimi davrandı diye Ayşe de yüreğini açmış ve ona Günün
birinde parmağıma bir yüzük takarsam ancak ölünce çıksın isterim demiştir.
Sonradan anlayacaktır ki karşı taraf sürekli yalan düzen tuzak kurma planları
içindeyken kendisi gözüne taktığı pembe gözlükler sayesinde herşeyi iyi
tarafından görmeye çalışarak ve zamanla elbet ben de severim diye kendini
kandırarak resmen bir uçurumun eşiğine gelmiştir.
İnsanın ne kadar iyi niyetli olursa olsun beklentileriyle hayatın önüne
getirdikleri ne kadar da farklıdır... Bu kadar kötü birini hak edecek ne
yapmıştır? Dianaya anlattıkça o da bir anlam verememekte şaşkınlıktan ağzı
bir karış açık Ayşeyi dinlemektedir. Yalnız emin olduğu bir şey vardır ki o
da uzun yıllardır tanıdığı Ayşenin yalan dolanla hiç işi olmadığı yani
anlattıklarının yüzde yüz doğru olduğudur.
Selimin kendi annesine karşı tutumu da feci kötüdür. Bir keresinde annesine
telefonda öyle tiz perdeden bağırır ve öyle hakaret eder ki Ayşe korkudan tir
tir titrer. Kendini doğuran anaya bile sevgi saygı duyamayan bu adam ona
kimbilir neler neler yapacaktır...
Bunca
yıldır peşinden koşanları çeşitli bahanelerle reddetmiş birisi olarak Bu da
bir nişanlanmaya bir de ayrılmaya hevesliymiş diye alay konusu olacağının
endişesini taşımaktadır. Ama bu gidiş hiç iyi değildir. Sevmediği için
karşısındakinin defolarını tüm çıplaklığıyla görmektedir.
Selim
Ayşenin bırakmaya niyetlendiğini hissetmiş kaçışa geçmiştir. Bir buçuk ay
süren nişanlılığın bir ayı boyunca Ankaraya briç turnuvası bahanesiyle gitmiş
ortalarda gözükmemiştir.
Ayşe
epey uğraş ve kovalamaca sonucu nihayet bir restoranda randevulaşıp Selimi
karşısına alır ve katiyen damarına basmamaya çalışarak nazik ve münasip bir
şekilde bu işin yürümeyeceğini söyler ve parasını kendi verdiği yüzüğü çıkarıp
masaya koyar. Selim yine ilk günlerdeki tavrına dönmeyi denese de artık
maskesi düşmüştür. Ayşe aldırış etmez ve buluştukları mekandan koşar adım
uzaklaşır.
Olaylar bundan sonra daha ilginçleşir. Ortak bir tanıdıktan; Selimin evdeki
ahçıyla -temizlikçi kadının kapıyı açıp içeri aldığı oğlunun bir arkadaşının
çat kapı odaya dalması sonucu- bir yatakta basıldığını öğrenir.
Ayşenin sinirleri zaten şu son aylarda yaşadıklarından laçkadır. Bir de bu
eşcinsellik haberi suratına tokat gibi iner. Tevekkeli değil herif Bakireyim
sözüne balıklama atlamıştır. Demek insana saf ve temiz olması, hele hele seks
gibi bir konuda deneyimsiz olması keriz yerine konulmak suretiyle fatura
edilmektedir. Selim Bey gökte aradığı enayiyi yerde bulmuşken anide
kaybetmiştir...
Ayşe
annesine Ben ameliyat olucam. Kızlığımı aldırıcam! der. Kadıncağız şoka
girer. Girsin...
Devir
çoktan değişmiştir Ayşe, annesi ve onlar gibiler artık çok gerilerde
kalmıştır.
Doğru
randevu alıp ünlü jinekoloğunun muayenehanesine gider. Doktor bey başımdan
böyle bir hadise geçti. Sakın yanlış anlamayın sizi tenzih ederim ama ben
erkeklere herhangi bir şey saklamanın ve sunmanın son derece anlamsız olduğu
kanaatine vardım. Hem ben acı çekerken karşı taraf zevk alacak bu ne yaman bir
çelişki diye hep düşünmüşümdür. Lütfen beni ameliyat edin! der.
Doktorun büyük ihtimal ilk defa karşılaştığı bu talep karşısında bir müddet
şaşkınlığı geçmez. Sonra Ayşecim sen iyice bir düşün, öyle gel. Günün
birinde böyle şeylere önem veren birine denk gelirsen bu senin için sorun
olabilir der.
Ayşe
Doktor bey benim burnum tıkalı olsa deviasyon ameliyatı olmak için O kişiyi
mi beklicem?. Kendi vucudum üzerindeki tasarruf tamamen bana aittir. Kimseye
bu saatten sonra verecek hesabım yok! der.
O güne
kadar her adette ayılıp bayılan, yemyeşil olup kusan Aman öleceksen git
evinde öl diye izin verilen Ayşe, doktor tarafından kapsamlı muayene edilir.
Şimdiye kadar hep makattan muayene olmuştur. İncelemeden sonra tekrar
karşılıklı oturduklarında doktor neredeyse bir karış kalınlığında bir kitabı
getirir Ayşenin önüne koyar ve oradan açtığı bir sayfadan ona bir şeyler
gösterir. Her periyodda yaşadığı problemler Ayşenin literatüre kadar geçmiş
kızlığından kaynaklanmaktadır. Hakikaten tek çözüm ameliyattır. Fakat
operasyon için öyle astronomik bir meblağ ister ki doktor, bu defa Ayşe
şoktadır.
Doktor bey benim bildiğim bu ülkede millet habire bozdurup diktiriyor. Söyler
misiniz o operasyon kaça? dediğinde. Doktor Ben o tip operasyonları
yapmıyorum der.
Ayşe
o günden sonra istenen meblağı denkleştirmek için bir yıl bekler. Ve yanına
ısrarları sonucu gelmeyi kabul eden bir arkadaşıyla, hastaneye genel anestezi
ile yapılan operasyona gider. İnanılır gibi değildir ama kızlığı 14 dikiş
atılarak ancak alınmıştır. İki hafta boyunca oturup kalkarken zorlanır. Doktor
ayrıca Ayşe sen ameliyata rağmen biriyle yatmakta çok zorlanırsın dikkatli
ol diye de uyarmıştır.
Ayşede Doktor bey merak etmeyin ben bu ameliyatı kimsenin kollarına koşmak
için ya da bir histeri krizi geçirdiğimden dolayı olmadım. Olay benim kafamda
bitti öyle geldim zaten karşınıza der.
Artık
arzu ettiğinde onunda önünde korkacağı engel olarak göreceği bir şey
kalmamıştır. Hem sonra bu ülkede kendileri tecrübeleriyle öğünürken, illa ki
el değmedik gün görmedik kız aramayı marifet sananların bundan böyle onunla
işleri olmayacaktır. Nasıl olsa erkekler aslında uyanık geçinen çok saf
varlıklardır. Ayşe için, yalnızca karşı tarafın ilk olduğunu bilmemesi
kafidir..
Bu
olayı anlattığında arkadaşlarının çoğunun evlilik adı altında ne kepazelikler
yaşadığını öğrenir. Öyle şeyler anlatılır ki kendisine yazmaya kalksa en aşağı
üçyüz sayfalık roman olur. Nedense insanlar gerçek cinsel tercihlerini
saklamakta heteroseksüel havalarda ortalıkta dolanmaktadırlar. Keşke kişiler
gerek kendilerine, gerekse karşılarındakine dürüst olup gerçekleri açıkca
ifade edebilseler. Farklı cinsel tercihleri olanları tasvip etmese de takdir
etmeye başlar. Çünkü onlar bu kuralcı toplumda Don Kişot misali yel
değirmenlerine karşı savaşmaktadırlar...
Cinsellik bir zorunluluk mudur? Ya da birilerine şov yapma maksadıyla
birşeyleri ispatlama amacıyla mı girilir yatağa? Hala anlayamamıştır.
Ayşeye ve Ayşe gibilere; kendilerini hak edenlerle, cinselliği sadece ten
teması olmaktan çıkarıp hem ruh hem bedensel bütünleşme olarak
yaşayabilecekleri güzel birliktelikler dilerim...
|