|
Toplumun
her kesiminin kendine göre bir aşk anlayışı var. Sonsuz Hasan, spiritüel
aşıkları çok iyi inceler de bir de ezoterik, hatta ezoterik/romantik aşıklara
bakmak gerek. Bana kalırsa, ezoterik bakış açısına sahip kimseler aşkı biraz
simya gibi düşünüyor herhalde ve kutsal birleşmeye inanıyor. Ama genelde bu
eski simyacılar gibi deneme yanılma yöntemine çok açık.
Ezoterik konularla uğraşıyorsanız zaten öncelikle bir yalnızlığa mahkumsunuz.
Çevrenizde bu konularla uğraşan kişi çok az zaten. Bir de farklı fraksiyonlara
bölünmüşlük üstüne eklendikçe bu daha da durumu zorlaştırıyor. İşte o anda bu
konuların yakınından geçen bir olduğu an , hemen ilahi bir duygu sarıyor
benliği. (Bunu nereden mi biliyorum? Kişisel tecrübelerin yanında, grup
üyeleri bir araya gelince gizemcilik mi konuşuluyor zannediyorsunuz?) İşte o
anda Hah buldum! ya da Ruh ikizim! (şu ruh ikizliği ya da eş ruhluk da
hâlâ anlayamadığım anlamsız bir kavram geliyor) gibi saf düşünceler
benliğinizi sarıyor. Sonunda daha kim olduğunu doğru düzgün anlayamadığımız
birine ezoterik ve simyasal bir aşk duyuyoruz. Bu da Ortaçağ aşklarına benzer
bir durum ortaya çıkartıyor. Bu aslında bizim düşünce kalıplarımıza da uygun
bir aşk olarak gözüküyor. Hemen tanrısal rastlantı , ilahi aşk, bütünün
tamamlanması gibi kavramlar devreye giriyor ve olayı daha da içinden çıkılmaz
bir hale dönüştürüyor.
Öte
yandan Dion Fortuneun dilimize Aşkın ve Evliliğin Ezoterik Felsefesi diye
çevrilen kitabı gibi kitapların da gereksiz yere bu ideali yüceltmekte
olduğunu düşünürsek ortalık daha da karışıyor. İlginç olan bir nokta da,
aslında Marksist olarak bilinen ve 68 kuşağı tarafından ünlü sözü Sevgi Emek
ister motto edinilen psikanalist Erich Frommun da ezoterik demeyelim ama
pseudo ezoterik yaklaşımı. O da bu söylemlere yakın bir duruma geliyor.
Bu
kadar ezoterik yaklaşım, 68 kuşağı etkileri , ülkemize mahsus Sezen Cumhur
Önal faktörü vs vs üstüste gelince bu çok yaşanılmaya çalışılan Ortaçağların
idealize aşklarının günümüz bunalımlı toplumunda sökmediği ve ortaya farklı
bunalımla da çıkarttığı bir gerçek.
Şimdi
bu bunalıma biraz daha yakından bakalım. Hatta biraz da kendimizi soyutlayarak
bakmaya çalışalım. Aslında rastladığımız entelektüel, spiritüel ya da
ezoterik kadının toplumdaki normal kadından pek farkı yok. Ancak onun
entelektüel yapısı itibarı ile topluma pompalanan değer yargılarından çok daha
fazla etkilendiğini varsayabiliriz. Ve ezoterik aşığın ya da romantik aşığın
da içinde , yukarıdaki ön yargılarından dolayı kadına değer verme, aşka değer
verme duygusunun doruğa çıktığını ve değer verecek obje aradığını
varsayabiliriz. Bu aslında onu kendini en değersiz hissedene götürecektir.
İşte
şimdi durumu tam özetleyebiliriz.
Toplumun
geldiği noktada kadının kendini değersiz olarak görmesi artık çok sıkça
rastlanılan bir durum. Özellikle 20. yy. kapitalist kültürü kadını, bizim
ezoterik görüşteki yerinden, mitolojilerden, Ortaçağ romanslarından aldı, ve
çok daha farklı bir yere, hata bir cinsel obje olacağı bir yere koydu. Erkek
kültürü de geldiği noktada kadını aynı şekilde görmeye başladı. Bu da az önce
sözünü ettiğimiz değersizlik sendromunu kadına daha çok yaşatmaya başladı.
Kadın kendini değersiz hissettikçe, kendisine bunu yaşatan erkeklerle birlikte
olmayı seçti.
Bu
durumda ezoterik aşık en büyük çıkmazını yaşamaya başladı. Kadına romantik
yaklaşımı aslına kadının içindeki değersizlik duygusundan kaynaklanan kendini
horlatma dürtüsü ile karşılaşınca, erkeğin kayaya toslamasına (bu deyim cuk
oturdu, çünkü kaya da Ana Tanrıçanın yeryüzündeki görüntüsüdür) ve kadının
erkeği erkek olarak değil aptal aşık olarak görmesine yol açtı. Bu durum
erkeğin ya kastrasyonu ile ya da saldırganlığı ile sonuçlanmaya başladı.
Erkek, erkekliğinden gelen koruyucu ve yüceltici duyguları sevdiği kadına
aktaramazken , kadın da kendini değersiz hissettirecek erkeklerin kollarına
atarak aynı senaryoları defalarca yaşamaya başladı. Bu her iki taraf için de
çelişkili durumlara yol açtı.
Erkek,
kadına karşı olan yüceltici duygusunun kendini aşağılattığını gördükçe, kendi
içindeki çelişkinin telafisini tam tersi davranarak yaşarken, kadın da
değersizliği yaşatan erkeği seçerken bunun bunalımını yaşayarak mutsuz
ilişkiler içinde aynı senaryoları yaşamaya , ya da kendini yalnızlığa itmeyi
tercih etti .
İşte
durum bu !
Ezoterik aşık bu durumda kendini çekmeyi seçtiği anda işte felaket o zaman
başlıyor. O zaman, aşkın akamadığı noktada başka konuların yüceltilmesi
devreye giriyor ki, bu da etrafımızda çok gördüğümüz koşulsuz sevgi nutukları
ya da basit bir sistem olan Reikinin yüceltilmesi gibi bir çok sonucu da
beraberinde getiriyor. O zaman ezoterik aşık da değişen zamana uymak zorunda
ve asıl amacı olan dönüşümü yaşatarak işe başlamalıdır.
Zamana
uyma ... Bilgisayar ve Net mi, zamana uymak?
Ezoterik aşığın ikinci çuvalladığı yer de kuşkusuz Internet ortamı.
Ezoterik bilginin Internet ortamında hızla yayılması ve bu tür konularla
ilgilenen insanların birbirlerini bu ortamda bulmaları ezoterik aşığın da bu
ortamlarda yer almasına neden olmuş, ve bu ortamın getirdiği tanışma
olanaklarının bolluğu ezoterik aşığı bu ortamda aşk yaşamaya itmiştir. Aslında
e-posta grupları ve chat ortamı , ezoterik aşık için tamamen hayali ruh
ikizini bulmak için ideal ortamlardır. Öyle ya! Aynı konulardan hoşlanan,
sonsuz paylaşımlar yapabileceği aşkı orada onu beklemektedir. Oysa kazın ayağı
öyle değildir.
Ortaçağlardan
gelen romantik aşkın tadını alan kadın ya da erkek, aslında o çağlara ait
aşkı Net ortamında tam olarak yaşayabilmektedir.
Ortaçağlara dönelim. Bir erkek bir kadını ne kadar tanıyabilmektedir? Bir
trubadur düşünün, bir şatoya gelmiştir ve bir leydi ile karşılaşmıştır. Ya da
bir asilzadenin bir turnuvada gördüğü kadın. Ya dazZırhları içinde bir
şövalyeye aşık olan bir kadın. Aynı şekilde bizim toplumumuzda pencerenin
arkasından ya da çarşafın açık kalan yerinden görülen kadın. Hiç bir zaman
konuşulamayan erkek. Yirminci yüzyıla kadar bu görüntü de pek değişmemiştir.
On dokuzuncu yüzyılda Lamartine hiç tanıyamadığı bir kıza göl kenarında
şiirler yazarken, bizim toplumumuzda da ince hastalık moda olmuştur.
İşte
bu tanıyamama döneminde hayal gücü devreye girer. Kendi içinizdeki kadını ,
bu sanal kadına ya da erkeğe yüklersiniz. Evet o da kesinlikle sizin
dinlediğiniz müziği dinliyordur, o da aynı filmlerden hoşlanıyordur, beraber
yağmur altında yürümek için sabırsızlanıyordur, yatakta birbirinize daha
dokunduğunuzda kendinizi kaybediyorsunuzdur, kimse onun kadar iyi sevişemez,
sizi tek anlayacak olan odur vs vs. Sanal alemdeki bu aşklarla, Ortaçağlardaki
soylu aşkların ya da On dokuzuncu yüzyılın romantik aşklarının en önemli
kesişim noktası belki de budur.
Gece
saatlerce chat yaptıktan sonra ezoterik aşık kesinlikle ruh ikizini de
bulduğuna emindir. Hayallerinde bu dünyalar güzeli insanla birliktedir. Sanal
ortamdaki bu karşılaşma aslında Evrenin bir armağanıdır. Ulaşılamayan insana
ulaşmıştır. Ama bilemez ki bir insana ulaşmak bu kadar kolay değildir.
Yıllar
önce , Sevgililer Günü için yazdığı bir yazıda, Sezen Cumhur Önal bunu o kadar
güzel anlatır ki : Chat yaparmışsın kimin umurunda? Sana ulaşmak bu kadar
kolay mı? Öyle ya bir insana ulaşmak, tanımak, derinliğine inmek... Neyse!
Derken
karşılaşma faslı gelir.
Önce
korkar ezoterik aşık. Buluşma yerine gelen en tipsiz erkeğin ya da en çirkin
kadının o olmasından korkar. Olmadıklarını görünce rahatlar. Ve sonunda büyülü
an gelir.
Senaryo #1 : Bizim aşık eğer şanslı ise, çok olağanüstü bir ortamda onunla
karşılaşır. Diyelim ki, deniz kenarı ve çok güzel bir mehtap var. Hem de özel
bir gün. Bir anda yanına geliyor. Olağanüstü güzel biri. İnanılmaz konuşmalar
yapılıyor. Gözler birbirine takılı kalıyor. Hemen buluşmak için
sözleşiyorsunuz. Arka arkaya buluşmalar. Ancak görülüyor ki aslında o insan
hiç de düşünüldüğü gibi değil. Arada anlaşmazlıklar ve alınganlıklar oluyor.
Hayır , iki tarafın da suçu yok. Suçlu olan kafada yaratılan hayaller. Sonunda
ya soğukluk giriyor ya da iki taraf da yeteri kadar olgunsa arkadaşlık devam
ediyor. Tabii ki , içinde hâlâ aşk umudu taşıyan, buruk bir arkadaşlık.
Sonuç
her durumda çok acıdır aslında. Her insan değerlidir. Ona o değerini anlatacak
bir sevgiliye ihtiyacı vardır. Ama bizim aşık karşısındakine o kadar çok
kendine ait değer yüklemiştir ki, bu yüzden karşısındakini tanımakta aciz
kalır, onunla anlaşabileceği konuları, paylaşabileceği güzellikleri göremez,
hatta yaşayabileceği bir güzel yaşamı elinden kaçırır. Çünkü bu durumda ,
aşığın aşık olduğu karşısındaki değil, kendi hayalleridir. Hüsran da burada
başlar ve dünyalar güzeli bir insan elinden gidebilir. Ya da gerçekten ,
karşısındaki o hayal ettiği kişi değildir, hatta kendini çok farklı
tanıtmıştır. Bu da onu yıkan bir başka durumdur.
Senaryo
# 2 . Buluşmaya gelen o olağanüstü erkek ya da kadın, aslında gördüğü en
çirkin kişilerden biridir. Aman Tanrım bu o muydu? denir. Buluşmanın bir an
önce bitmesi en büyük arzudur. Öte yandan o yapılan paylaşımlar, yüce duygular
uçup gitmiştir. Hani Koşulsuz Sevgi?, İlahi Birleşme? İlahi Sürahi !
Hepsi bir yere gitmiştir. Zor zar geçirilen bir saatten sonra taraflardan
birinin acil işi çıkar, ayrılırlar. Nette de muhabbet devam etmez.
Senaryo # 3 İki insan birbirini bulmuştur. Daha karşılaştıkları anda o ateş
birbirlerini yakar. Evet ruh ikizlerini bulmuşlardır. Beraber deliler gibi,
sabahlara kadar çılgınca tekâmül ederler. derKide bu yazıyı görüp alay
ederler. Sonunda Gökten üç elma düşer, biri bu sevgililere, biri bu yazıyı
yazana , biri de Sonsuz Hasana.
SONUÇ
: Ezoterik aşık ya da romantik/ezoterik aşık olmak hiç kolay değil. Özellikle
de bu tür ilgilerin sağlıksız ruhsal yapılara çok daha kolay hitap ettiğini
düşünürsek. Eskiden bunu engelleyici inisiyasyon mekanizması vardı. Günümüzde
bu olmayınca, bu tür bilgilere bu kadar kolay ulaşılınca duygusal ve ruhsal
bakımdan hassas kişiler çok daha etkilenmeye başladı ve sağlıksız aşklar daha
da çoğaldı. Ruhsal düşünce biçiminin tuzaklarına düşmeden sağlıklı aşklar
yaşamak da çok daha zorlaştı. Sanırım yine yol önce kendimiz sonra da
karşımızdakini daha iyi tanıyabilmekten ve bunun için süre vermekten geçiyor.
|