YELSEFE Evliler evlendirmeye, boşananlar ayırmaya, hamileler çocuk yapmaya Arkadaşlarınız teker teker evlenmeye başladıklarında, evliliğin, düzenin, birisine ait olma duygusunun ya da tersinin ne kadar hoş olduğundan dem vurmaya ve bu durumu size pazarlamaya başlarlar. Hatta size bekar arkadaşlarını bile tanıştırabilirler. Sonra zamanla, doğal süreç gereği boşanmalar başladığında siz evliyseniz bu kez de sizi boşanmanız için ikna etmeye çalışırlar. Eğer hamilelik veya çocuk sahibi olma durumu varsa bu defa çocukların reklamı yapılır. Zamanının geldiğinden, anne veya babalığın nasıl müthiş bir şey olduğundan söz edilir. Aynı durum erkek/kız arkadaşından ayrılma veya yeni bir ilişki yaşama durumlarında da geçerlidir. Mesela bir kız bir erkek arkadaş buldu mu onun en yakın arkadaşını da kendi kankasına ayarlamaya çalışır
Tabii kendisi ayrıldığında onun da ayrılması kaydıyla J Bu olgunun bir de kardeşi vardır, birini bulunca ortadan kaybolma hali
Sevgili bulan kadınlar birdenbire ortadan kaybolur. Kız arkadaşlarını aramamaya, eskiden takıldıkları ortamlardan uzak durmaya başlarlar. Bu durumu henüz fazla irdeleyemedim, dolayısıyla nedenini kesin olarak ortaya çıkartamadım. Konuyla ilgili bazı tahminlerim şöyle: Erkekle yeterince gurur duymadığı ve en iyisini bulduğundan emin olamadığı için mümkün olduğunca insan içine çıkartmıyor ki karizma hasar almasın. Eldekini çok sevdiği, beğendiği ve kıskandığı için başkalarına kaptırmaktan korkuyor ve bu nedenle ortaya çıkartmıyor, ne de olsa eski ortamındaki kızları yeterince tanıyor. (Bakınız, kadın-erkek nüfus dengesizliğinden söz eden eski yazım) Eski ortamında pot kırabilecek ya da sevgilisine söz etmek istemediği şeylerden bahsedebilecek kişiler olduğu için ve bu durum şimdiki ilişkisinde sorun yaratabileceği için karşılaştırmamaya çalışıyor. Eski ortamda eski sevgililer olması muhtemel, bu durumda da ilişki sarsıntı yaşayabileceğinden erkeğini izole etmesi mantıklı. Yeni erkeğin ilgi alanları, onun eski çevresiyle pek uyumlu olmadığı için eskiyi eskide bırakmayı tercih ediyor
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama sonuçta kürkçü dükkanı misali, hepsi eski çevrelerine er veya geç dönüyorlar. İşin ilginç tarafı bu davranışın daha ziyade kadınsal bir tepki oluşu. Erkekler bu şekilde davranmıyorlar genellikle. Yeni çevreleri için eskisini satmıyorlar (ya da kiralamıyorlar) J KİTAPLAR İzmir Büyücüleri-Mara Meimaridi Literatür-411 sayfa Kapadokya ve İzmirin eski yıllarını, bu bölgelerde yaşayan Rumların hayatını, o dönemdeki büyü ve büyücü merakını anlatan hoş bir kitap. Büyükannesi büyücülük yapan bir torun, elindeki günlüklerden yola çıkarak yazmış kitabı. Oldukça ilginç. Sadece büyünün gücüyle sıradan bir kadının birbirinden zengin, yakışıklı ve popüler dört kocayı nasıl kendine aşık edip evlenmeyi başardığını anlatıyor. Karma Felsefesi El Kitabı-Dr. Jonn Mumford 9 günde yaşamınızı değiştirin Alfa-180 sayfa Dr. Mumford kitapta, Sabija Karma-bu yaşama taşınan, Agami Karma-bu yaşamda ulaşılan, Prarabdha Karma-işi bitmiş olan, Dridha Karma-kaçınılmaz olan olarak dörde ayırdığı karma konusunu incelemiş, yazmış
Newtonun 1. ve 2. hareket yasalarından yola çıkarak karmayla bağlantı kurmuş, Üzerlerine dışarıdan kuvvet uygulanan her cisim (herkes) ya durağan haldedir ya da doğrusal hareket halindedir. (çevirisi: Eğer yapmakta olduğunu şeyi yapmaya devam ederseniz, ne elde etmekteyseniz onu elde etmeye devam edersiniz.)
Momentumda meydana gelen değişiklik, cismin üzerine uygulanan kuvvetle orantılıdır ve değişiklik, kuvvetin uygulandığı yönde meydana gelir. (Çevirisi: Tanrı kendisine yardım edenlere yardım eder. Şunu göz önüne almakta da yarar vardır: Bükemediğin eli öpeceksin ya da New Age söylemiyle kendini akıntıya bırak)
Bir düşünce ek, bir eylem biç, Bir eylem ek, bir tepki biç, Bir tepki ek, bir alışkanlık biç, Bir alışkanlık ek, bir özellik biç, Bir özellik ek, KADERİNİ biç
Bir Hindu/Budist beliti Karmada ödül ya da ceza yoktur. Karma, etki ve tepkinin evrensel yasasıdır. Kaçınılmaz sonuçları vardır, her yönde ve her zaman çalışır. Adalet insani bir kavramdır, kültürden kültüre değişir. Karma, doğulu bakış açısına göre insana dair bir kavram değildir, kültürlerüstü bir olgudur ve kozmik düzenin daha geniş evrenine aittir. Bazılarınızın evinde çok severek beslediği kuşları vardır. Konuşur şarkı söylerler. Bazı insanlara göre kuşlar büyük dostlardır. Eğer yandaki evin kedisi kafesin kapısını kırıp kuşu yerse, bu kuş için kötü ama kedi için iyidir. Siz ve kuş için kötü olan şey, kedi için bir lezzettir, ağzı kulaklarında gülümser. Demek ki iyi ya da kötü, duygusal alana girer. İyi ya da kötü karma diye bir şey yoktur. Her şey görecedir. Karma bizim evrensel yasayı nasıl algıladığımıza bağlıdır, bu da bir döngü içinde hareket eder Neden hepimize bir milyon dolarlık piyangoların vurmadığını düşündünüz mü? Yanıt son derece basittir: Bunu kazanmayı hak etmeyiz. Kazanmayı hak etseydik kazanırdık. Yaşamda hepimiz gelişmemizi sağlamak için tam zamanında ve tam da gerekli olanı alırız. Olduğumuz yer tam da olduğumuz yerdir, tam hak ettiğimiz şeydir ve tam da ihtiyacımız olandır. Benim yaşamımda olan biten her şeyin olmasının nedeni onu hak etmemdir
Daha fazlasını merak edenler, kitabı alıp okuyacaklar J Karma ve Tekrardoğuş - Dr. Hiroshi Motoyama Ruh ve Madde-188 sayfa Motoyama adını okuyunca nedense aklıma Katayama geldi, Formula 1in efsane Japon pilotu. Benim favorimdi, yarışlara katıldığı yıllarda. Daha start verildiği anda en yakınındaki arabaya çarpıp yarış dışı bırakırdı, bu gerçekleşmezse en geç 3. turda ya kendi kendini ya da kendisiyle birlikte birkaç kişiyi daha yarış dışı bırakmayı becerirdi bir şekilde
Ne adamdı! Yarışmayı bırakınca çok üzülmüştüm, renk katıyordu Formulaya. Zaten Schumacherin saltanatı başladığından beri izlemiyorum Formulayı. İlk favorim Damon Hilldi, onu izlemek büyük zevkti, babasını rahatça geçecek gibi görünüyordu pilot olarak. Sonra idealistlik yapıp dandik markaların takımına geçince iddiasını kaybetti, onun yerine Jacques Villeneuveü seçtim favori olarak, Schumacherin hakkından gelişini izlemeye bayılıyordum. İkisi de (Hill ve Villeneuve) kibar, centilmen ve adil yarışırdı. Michael gibi Machiavellist değillerdi. Ama o da yanlış strateji izledi ve başarısını sürdüremedi. Ben de artık izlemekten zevk alamadım. Hele takım arkadaşlarının çekilip yol vermesi, şahsiyetsiz kardeşinin, abisi kazansın diye diğer pilotları bodyguard gibi oyalaması midemi bulandırmıştı. Michael da ben izlemiyorum diye çok üzülüyordur herhalde
Yine de Türkiyeye geldiğinde Çırağandaki basın toplantısına gidip kendisini bayağı yakından görme fırsatım olmuştu. Karşımda, 2 metre ötemde etten kemikten görünce o kadar da nefret etmediğimi fark ettim. Affediyorum seni Michael Schumacher, ne halin varsa gör
Tabii buraya kadarki kısmın kitapla henüz bir ilgisi olmadı, fark ettiğiniz gibi. Kitap karma ve reenkarnasyonu anlatıyor. Sıkıcı yani. Şaka! Bireysel, ailevi, ulusal, ırksal, mekansal ve dinsel karma olarak sınıflara ayırmış, Motoyama. Bunları da uzun uzun anlatmış. Merak ettiyseniz alın okuyun ama ilk yazdığım kitap daha eğlenceli doğrusunu isterseniz, testler, oyunlar filan da var
Diyetsiz Kalıcı Zayıflıyorum Zayıflama Diyetleri Çöpe Dr. Ozan Tunçer-Natali Tunçer Alkım-207 sayfa Kitabı sabote etmiş oluyorum ama zaten 5 milyon TLye satılıyor. Şimdi büyük bir hizmet verip kitabı bir cümlede özetliyorum: Sadece gerçekten acıktığınızda ve tam doyacak kadar, canınızın çektiğini yiyin
Zayıflamanın ve öyle kalmanın tek yolu budur. Kitapta bunun dışında bir şey okumadım desem abartmış olmam. TV Gelinim olur musun? İzlemeyeniniz var mı? Yalan söyleyen ne olsun :-P Sinirden izlemek diye bir kavram biliyor musunuz? İşte bu kavramı en iyi özetleyen olgu bu BBG, Kaynana-Gelin, Çiftlik gibi programlar. Sağolsun Semra Hanım tek başına programı sırtladı, götürdü. Ben kendisiyle bir zap yolculuğu sırasında tanıştım, aynen şunları söylediğini kulaklarımla duydum. Sen bana anne diyemezsin, şimdilik Semra Anne de, eğer bir gün layık olursan anne demen için izin veririm. Oğlum sen aşık değilsin, olunca ben sana haber veririm. Ben dövmeli, göbeği açık gelin istemem. Evlendirmem, evlensen de doğurtturmam, boşatırım. Ne terbiyesiz şeysin sen, banyo yapıp çıktıktan sonra elimi öpmedin. Benim çocuklarım her banyodan sonra gelip sırayla eklimi öperler. Eğer uyuyorsam, parmaklarının ucuna basarak odama gelir, beni uyandırmadan usulcacık ellerimi öper, öyle giderler
Daha sonra vaktim oldukça sinirden izledim. Bu da nedir, nasıl bir türdür diye
Hiç de mahcup etmedi, her yayında bir vecize, bir inci yumurtladı. AYŞE ARMAN Sinirden izlemenin bir başka türü de sinirden okuma
Bu tanıma da güzide köşe yazarımız Ayşe Arman giriyor. Hangi otelin yatağı daha geniş, favori aşk pozisyonları, yatak odasının yoluna hangi çiçeğin yaprakları serpilir, banyoya hangi kokular dökülür, kocanızı elde tutmanın 40 en pahalı yolu gibi konuları irdeleyen, en seksi, en çok seven, en çok sevilen, en çok sevişen, en çok gezen, en çok tatil yapan, en çok para harcayan, en hamile kalan, en ülke değiştiren yazarımızı okumaya doyamıyorum. Şaka maka, o feminist, özgür ve gezgin ruhlu kadının çocuğu olduktan sonra nasıl biri haline geleceğini de merak etmiyor değilim
Bekleyelim, onu da göreceğiz nasıl olsa
Yakında küçük Arman Dormenin gaz sancıları, gece ağlamaları, emzirilmesi, tay tay durması, ilk üç ayındaki 96. tatili gibi önemli konuları okuyacağız. Neyse hiç değilse Ayşe Armanın yazdıkları akla mantığa yakın. Ebru Şallı gibi kiwican hikayeleri anlatmıyor. FİLM Run Lola Run
Daha yeni lzleyebildim. Beklediğimden az beğendim. Üzerinde o kadar çok konuşulmuştu ki, beklentim daha fazlaydı. Sonlara doğru heyecan ve ilginçleşme dozu yükseldi neyse ki
Saw I saw, I liked
Beğendim. Gerçekten zekice kurgulanmış, olaydan olaya, heyecandan heyecana sürükleyen bir yapım. En sonlarında neye şaşıracağınızı şaşırıyorsunuz ve bir ara film sizin idrak hızınızı aşmaya başlıyor ve siz daha önceki kareyi yorumlayıp şaşırmayı bitiremeden yeni bir durum çıkıyor ortaya. Hoş olmuş
Village Fikir iyi, film kötü. Bence tabii. Çekimler masalsı, renkler güzel. Kurgu da iyi. Ama ne bileyim, basit geldi bana. Sadece olayın püf noktasını anlayınca ilginç geliyor ama o zamana kadar çok fazla kolay ve renksiz gelişiyor olaylar
Gelmiş geçmiş en kötü modalar Eski fotoğraflara bakma zevkimi körelten, eski filmleri izlerken midemi kaldıran modalar var. Bazılarına ben bile uymuşum ne yazık ki, kendimden utanıyorum. Ama bazıları, ne kadar moda olursa olsun benim hayatıma giremedi. Hülya Avşarın röfleli, permalı saçlarına taktığı koca mandalları hatırlarsınız herhalde. Ya taşlanmış kot pantolonlar, leopar desenli kıyafetler ki hala moda, file atletler (Madonna çok severdi), bol, insanın üzerinden düşen eşofmanlar (şu eşofman kelimesinin dilimizde girdiği şekillere de özellikle hayranım, aşörtmen, eşortman
), hamilelerden başka kimseye yakışmayan salopetler, sadece popo kısmı beyaz kot pantolonlar, sivri burunlu ayakkabılar, çizmeler ve botlar
Ayağı daha çirkin gösteren bir şey olabilir mi? Ayak 37 numara ise onlarla 45 gibi duruyor, üstten çırpı bir bacak çıkıyor, berbat bence, zaten botların büyük bir kısmı bana itici gelir, hele etek ve elbise altına giyilince
Füzo, aman aman, o ne berbat bir modaydı öyle, ayağın altından geçen bantıyla bacakları pinokyo gibi tahta bacak şekline sokardı. Giymem için önce bayıltılmış olmam gerekir, taytlara fazla laf yok, spor yaparken ve çok güzel bazı vücutlarda giyilebilen türleri var. Vatkalı ceketler, ıyyykkk, ne iğrenç bir modaymış
Mavi Ay yeniden yayınlanmaya başladı Digiturkte, Maddynin vatkalı giysileri o kadar kötü duruyor ki
Kadında erkek kıyafeti, kravat, bana çok itici geliyor. Kürk
boyu kısa vücudu da şişman gösteriyor
Giyenler bence tüyü dökülmüş uyuz köpeklere benziyorlar. Annem astraganını ve vizonunu ablamla kapışacağımızı ve o yüzden kavga çıkacağını sanmıştı, ikimiz de ölsek giymeyiz yapmıştık yıllar önce. Evlenince değerini anlar, istersiniz benden demişti. J Golf pantolon, berbat, kimseye yakışmaz akla zarar bir moda, aynı şekilde pantolon etekler de öyle, arada derede kalmış zavallı bir giysi türü. Straples, yani askısız bluzlar, şeffaf plastik askılı sutyenler, pantolondan iç çamaşırının görünmesi ya da beyaz pantolona renkli iç çamaşırı, babet ayakkabılar, insanı badi badi yapan karaktersiz bir tür
Reklamlar Nike'ın yeni reklamını gördünüz mü, müşteri hotdog alırken kaymaya başlayan arabanın peşinden koşmaya başlıyor
Filmin müziği, daha önce Coca Cola tarafından kullanılmıştı. İlk izlediğimde, hotdogun yanında Coca Cola içmeye başlayacak sanmıştım. Müzik bulmak bu kadar zor mu? Akılda kalan bir melodi de olduğu için bence çok yanlış bir seçim olmuş ve Coca Colaya gönderme yaparak reklamını sağlıyor diye düşünüyorum. Türkiye'nin en eski okulu: Saint Benoit Fransız Lisesi Greklere ait olan ve daha sonra 1204 yılında İstanbul'u ele geçiren Latinler tarafından latinleştirilen Sainte-Marie de Virgiotis Manastırı, Papa'nın emri ile 6 Mart 1206 tarihinde, Haçlı seferleriyle birlikte İstanbul'a gelen Saint-Benoit tarikatı rahipleri olan Benedikten'lere bırakıldı. Bu kişiler manastıra ek olarak bir kilise inşa ettiler ve 1427'de Papa'nın İstanbul'a elçi olarak gönderdiği Francesco Spinola bu kiliseye Saint-Benoit adını verdi. Benedikten'ler 24 Ekim 1450'de Saint-Benoit'yı resmen teslim aldılar. 1540 yılın Kanuni Sultan Süleyman, Fransa Kralı I. François'nın isteği üzerine Saint-Benoit kilisesini Fransız Büyükelçiliği'nin kullanımına verdi.  18 Kasım 1583'te Fransız Büyükelçisi tarafından Saint-Benoit kilisesi, Fransa'dan gelen Cizvitlere verildi. Cizvitler çevredeki latin ailelerin isteğine uyarak önce bir din okulu açtılar ve Saint-Benoit Okulu adını verdiler.
 1610 yılında Saint-Benoit kilisesinin giriş merdivenlerinin sol tarafında bir hastane açtılar. Daha sonra bu hastane Taksim'de ki Pastör Hastanesinin olduğu yere taşındı.
 Cizvitlerin çalışmaları 1686'da Saint-Benoit Kilisesi'nin yanması üzerine bir süre aksadı. Kilise tekrar onarıldı. Büyükelçi Girardin'in girişimiyle zamanın müftüsünden alınan fetva ile Babıali ilk defa bir kiliseye kubbe yapılmasına ve çatısının kurşunla örtülmesine izin verdi. Bu tarihe kadar çatıların örtülmesi yalnızca camiler ve saraylar için bir ayrıcalıktı. Bu onarım sırasında ayrıca Müftü, kilisenin girişine konulmak üzere Bizans'tan kalma mermer kolonlar hediye etti. Kilisenin giriş kapısının üstüne mermer üzerine yazılmış bir kitabe kondu. Bu kitabede Fransa Kralı XIV Louis'nin cömertçe davranışlarından ve kilisenin 1687 yılında onarılmasından bahsediliyordu.
 1731 yılında Tophane'de çıkan büyük yangında Saint-Benoit kısmen yandı. Onarım sırasında Sadrazam Topal Osman'dan bir ferman alınarak manastıra iki kat daha eklendi, geniş koridorlar yapıldı, duvarları yükseltildi ve damı kiremitle kaplandı.
 Cizvit tarikatının dağıtılması üzerine Cizvit misyonerleri Ağustos 1773'te İstanbul'u terk ettiler. Bu tarihten on yıl sonra Saint-Benoit ' da Lazarist misyonerleri göreceğiz.
 1831 yılında Sultan II.Mahmut, okulda Avrupa okullarında geçerli olan metotla öğrenim yapılmasını ve okula Türk, Rum ve Ermeni çocuklarının da kabul edilmesi koşulunu öne sürdü. Bu tarihe kadar sadece yatılı öğrenci alan kolej,1831 yılından sonra kapılarını gündüzlü öğrencilere açınca, öğrenci sayısında hızlı bir artış görüldü.1838'de erkek öğrencilerle birlikte 24 kız öğrenci vardı. Aynı yıl okula bir ingilizce öğretmeni atandı ve ilk defa resim dersi kondu.
 1844 yılında okulda bir matbaa kuruldu ve ders kitapları burada basıldı.
 Saint-Benoit koleji daha çok Galata latin topluluğunun üst sınıfına, yani zengin, varlıklı çocuklarına eğitim veriyordu. Halka açık bir kuruluş değildi. Bu durum karşısında Saint-Benoit'nın müdürü Louis Florent Leleu, halka dönük kız okulları açmak düşüncesiyle 1839'da Filles de la Charité sörleriyle ilişkiye girme kararı aldı. Sörleri öğrenim konusunda yardımcı olmak için İstanbul'a çağırdı. İstanbul'a gelen sörler Aralık 1839'da aynı binada kızlar için bir gündüzlü ilkokul, ortaokul ve bir eczane açtılar.

1874 yılında Saint-Benoit'da 130 öğrenci bulunmaktaydı, bunlardan 86'sı yatılı, birisi gündüzlü ve geriye kalan 43 öğrenci ise yarı pansiyonerdi.
 23 Aralık 1895'te tiyatro salonu büyük bir törenle açıldı ve Fransız edebiyatçılarının oyunları sahnelendi.
 1897'de Sainte-Pulchérie Koleji Lazaristler tarafından satın alındı.
 1902 yılında Saint-Benoit ' da 147 öğrenci bulunuyordu.1906 yılında ise 165 öğrenci vardı. Bunlar arasında Türk ailelerin çocukları da bulunmaktaydı.
 Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte Hükümetin aldığı kararla tüm İngiliz ve Fransız okulları 18 Kasım 1914'te kapatıldı.
 2 Şubat 1915'te Saint-Benoit Türkler tarafından savaş sırasında askeri hastane olarak kullanıldı.
 Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra 18 Kasım 1918'de Saint-Benoit bu defa Fransızlar tarafından işgal edildi ve 1923 yılına kadar işgal kuvvetlerinin kullanımında kaldı.
 1923 yılında Saint-Benoit Atatürk'ün emriyle kapılarını tekrar öğrencilerine açtı,
 ama bu defa laik bir eğitim kurumu olarak... Saint Benoit mezunuysanız ve okulunuza, arkadaşlarınıza ulaşmak isterseniz bu linki kullanın: http://www.saintbenoit.org/ DIGITURK Bu ay yaşadığım en ilginç macera Digiturkle başımdan geçenler oldu
Konuyu aşağıya kopyalayacağım iki mailden okuyup takip edebilirsiniz. Başıma bir şeyler geldi, müşteri temsilcisine kızdım ve bütün bunları e-maille eşe dosta, çevreme yayacağım, görürsünüz şeklinde tehdit ettim. O da siz bilirsiniz, naparsanız yapın şeklinde gaz verince harekete geçtim doğal olarak. Tabii netteki etkinliğimi nereden bilsin kızcağız, akşam eve gelip aşağıdaki maili yazıp tanıdıklara gönderdim. O zamandan beri ben bir yandan, Digiturk bir yandan pirincin taşını ayıklamaya çalışıyoruz. Tabii sorunum bence kesinlikle bu mail sayesinde çözüldü, ses çıkartmasaydım kazık yediğimle kalacaktım diye düşünüyorum ama neyse ne, sorun çözüldü, ben de aynı yöntemle çözüldüğünü de herkese haber verdim. Ama ne derler, iyi reklam 1 kişiye, kötü reklam 1000 kişiye ulaşır
Maili gönderdiğimden beri ne telefonum sustu, ne mail boxım boşaldı. Bu kadar ilgiyi asla beklemiyordum. Kendimi çok önemli hissettim. Türkiyenin dört bir yanından bana yazanlar, bana destek vermek için aboneliğini sonlandırmak isteyenler, Digiturkteki tanıdıklarına gönderenler
Mailleri okuyun bari hala size zincir şeklinde ulaşmamışsa tabii. Bu arada herkes bana bir yandan da Digiturkle ilgili sorunlarını anlatıyor, yetkili merci sanarak. Okuyorum ama daha fazla ne yapabilirim bilmiyorum J Digiturk abone olduğum güne lanet etmiştir herhalde bu son bir hafta içinde
Başlarına bu kadar dert açacaklarını tahmin etmemişlerdir, ben hiç etmemiştim mesela. Aslına bakarsanız hayatım boyunca ilk defa bir konuda hakkımı korumayı başardım. Bu benim için büyük bir adım. İşte konuyla ilgili etrafa hızla yayılan ilk mailim: Digiturk'un dolandirma kampanyasi DIGITURK UYELERI, DIKKAT!!! Yillardir abonesi oldugum digiturk aboneligimi bugun iptal ettirmek zorunda kaldim. Kredi karti numaram degistiginden bunu bildirmek icin kasim ayinin basinda digiturk musteri hizmetlerini aradim ve talimat verdim. Konustugum musteri temsilcisi bana baska bir istegimin olup olmadigini sordu, olmadigini soyledim ve aramizda soyle bir konusma gecti: -Sizi lig tv uyesi yapalim. -Cok tesekkur ederim en ilgilenmedigim sey. -Olsun, bulunsun, kampanyamiz var. -Bakin beyefendi, istemiyorum. Mac izlemem, evimizde mac izleyebilecek hic kimse de yok. Istemiyorum, ilgilenmiyorum. -Ama cok guzel bir promosyonumuz var, lig tv'nizi aciyoruz, ocak ayina kadar deniyorsunuz, begenirseniz uye oluyorsunuz. -istemiyorum. Acsaniz da ben izlemem, hic ilgilenmiyorum cunku. -Bakin soyle yapalim, ben lig tv'nizi acayim, nasil olsa ocak ayinin 3'unde kendiliginden kapanacak. -Ben izlemeyecegim. İlgilenmiyorum, beni bosuna ilgilenmedigim islerle ugrastirmayin, ocakta aramayi, kapatmayi hatirlayamam ben, bosuna izlemedigim bir seye para vermek istemem sonra. -Siz aramayacaksiniz zaten, ocak ayinda kendiliginden kapanacak. -izlemeyecegim, ilgilenmiyorum. -tamam, ben acayim, siz yine izlemeyin. Baska bir arzunuz? -.... Bu konusma o kadar uzun surdu ve o kadar israrci bir hal aldi ki, ne hali varsa gorsun, nasil olsa bedava, izlemem, kendiliginden de kapanir diye dusundum. 2 ay sonra, ben hala lig tv hangi kanaldan cikar, ne zaman mac olur bilmezken evime digiturk faturasi geldi... Kasim ayi (8.11-2.12) sinema paketi 29.083.333 TL. Kasim ayi (8.11-2.12) super paket 54.000.000 TL. Aralik ayi (3.12-2.01) super paket 64.800.000 TL. bir yanlislik oldugunu, hic bir sey degistirmedigimi dusunerek Super paket nedir diye sormak icin musteri hizmetlerini aradim. 8 kasim tarihinde onlari arayip kendi istegimle lig tv aboneligimi actirdigimi soylediler. Buna itiraz edip durumu ve konusmayi anlattim, hayatimda evimde mac seyretmedigimi, boyle bir talebim olmadigini, hattaki kisinin bana zorla bir promosyondan sozettigini ve bunu yapana kadar da basimin etini yedigini, ucret farki oldugunu belirtmedigini soyleyip konusmamizin bant kaydini dinlemelerini talep ettim. Konustugum kisi boyle bir durumda, hakliysam ve kendi istegimle actirmamissam, ucretsiz oldugunu soylemislerse geri odeme yapilacagini soyledi ve konusmayi dinleyip bana doneceklerini belirtti. Ben de huzur icinde bu hatanin telafi edilmesini beklemeye basladim. Bugun yani 14.12.2004 tarihinde musteri hizmetlerinden birisi beni aradi ve sunlari soyledi: "Konusmanizin bant kaydini dinledik. Temsilcimiz size bunu ucretsiz olduguna dair herhangi bir bilgi vermemis, odeyeceksiniz." "Anlayamadım," dedim, "peki ucretli oldugunu soylemis mi, bunun karsiliginda su kadar fark odeyeceksiniz demis mi?" "Soylemesine gerek yok ki, bunu zaten bilmeniz lazim." "Nerden anlayacaktim, promosyon dendi, izlemeyin ama acalim bulunsun, ne zarari var dendi bana, bundan ucretli oldugu anlami nasil cikartilabilir, ben muneccim miyim?" "Lig tv parasiz olmaz ki" "Bunu benim gibi bir abone nerden bilecek? Ben lig tv'yi parasiz bile olsa, hatta siz ustune para verseniz almam ya da izlemem, neden kabul edeyim, izlemek istemedigimi defalarca belirtmemis miyim konusmada, sirf telefondaki israrci ses sussun diye kabul ettim ben, bana odemem gereken parayi soylemeden nasil abone yaparsiniz?" "Bilemem, anlamaniz gerekirdi" dedi Ben de aboneligimin iptalini istedim. Beni aptal yerine koyup kaziklamaya calisan insanlarin hizmetini istemiyorum. 3 Ocakta digiturk aboneligim sona eriyor. Bu bile onlari rahatsiz etmedi. Comedy Max ve Fox Kids Play izlemeye bayilan kizim bu haberi duyunca aglamaya basladi. Ama bu kadar yillik bir abonesini, iki kurusluk ucuz bir oyuna getirmeye calisan bir firmanin abonesi olmak istemiyorum. Telefondaki kisiye bu durumu e-maille tum tanidiklarima duyuracagimi soyledim. Bu iletiyi siz de cevrenize duyurursaniz sevinirim. Bir gun sizi de arayip zorla playboy channel lig tv ya da baska bir seye haberiniz olmadan abone yapabilir, parasini da soke soke alirlarlarsa sasirmayin, ustelik yaptiklarinin arkasinda piskince durabilecek kadar da duyarsiz ve yuzsuzler. 118.800.000 TL benden dolandirdiklari miktar normalde benim 4 aylik abonelik bedelim. Daha belki de 10 yil, 20 yil abone olacaktim. 4 aylik abonelik bedelim karsiliginda bir abone kaybetmeyi goze alacak kadar kisa vadeli dusunen bir sirketin hizmet politikasini yeniden degerlendirmesi gerekir bence... Saygilarimla, Yelda RASENFOS Digiturk uye no: 1000251398 Not: Eger digiturk geri adim atar, yaptigi hatanin ve buyuk ayibin farkina varirsa, bunu da ayni sekilde duyuracagim. Ama bugunku mantiksiz konusmadan sonra hic umitli degilim dogrusu. Bu da sorun çözüldükten sonra gönderdiğim, nedense hızlı dağılmayan hatta belki de hiç dağılmayan 2. mailim: Merhaba, Dun digiturk hakkinda yazdigim sikayet ve uyari mailinin bu kadar cabuk yayilip bu kadar etkili olacagini acikcasi dusunmedigim gibi, olumlu bir gelisme konusunda da umutlu degildim. Ancak internet dayanismasi, iletisim caginin araclari ve kisilerin duyarliligi gibi etkenler bir araya gelip en kisa zamanda en guzel sonucu sagladi. Bu sabah digiturk yetkilisi Sayın Serpil Baykan beni arayarak gayet nazik ve yapıcı bir tutumla kayitlarin tekrar dinlendigini ve sikayetimde/itirazimda tamamen hakli oldugumun acikca belli oldugunu belirterek zararimin en kisa zamanda tazmin edilecegini soyledi. Tabii ki bu yeniden degerlendirmeye karar vermelerini saglayan surec benim konuyu e-maille sizlere duyurmam, sizlerin de bunu yaymaniz sonucunda oldu diye dusunuyorum. Bu da kendini ifade etmenin, hakkini bildiginiz yoldan aramaya calismanin mukafatini alacaginizin en guzel kaniti. Digiturk kendine yakisani yapti, en kibar ve yapici sekilde durumu duzeltti, benden defalarca, tekrar tekrar ozur dilediler... Bugunu digiturk yetkilileriyle telefonda konusarak ve ozurlerine "rica ederim" diyerek gecirdim desem yalan olmaz. Daha sonra Global Bilgi A.Ş.'den Sayın Kaan Böke de beni arayarak durumun yeniden değerlendirmesini yaparak son derece kibar bir bicimde özür diledi. Hatta eve çiçek bile göndermişler... Eger bir gelisme olursa bunu ayni yollardan duyuracagimi belirtmistim dun, iste gorevim geregi bunu yapiyorum. Biz "baristik". Buradan cikarttigim sonuc su, bir sepette bir ya da iki curuk elma olabiliyor. Eger curuk elmalara takilirsaniz sorun yasaniyor ama onlari asabilirseniz sorun kolayca cozumleniyor. Iste e-mailler beni bu noktaya ulastirdi. Durum degerlendirme konusunda eksikleri bulunan bir-iki musteri temsilcisi yuzunden butun bir kurum icin genelleme yapmakta aceleci davranmamak gerekebiliyor demek ki. Hakkinizi aramaya devam ettikce dogru kisilere ve iki tarafi da memnun eden cozumlere ulasmaniz mumkun olabiliyor. Ben dun telefondaki temsilciye bu durumu internet araciligiyla herkese duyuracagimi haber verdigimde sanirim bu kadar etkili bir yontem olacagini ve bu kadar ses getirecegini dusunmemisti :-) Ben de dusunmemistim acikcasi. Mailim Digiturk'e sizlerin sayesinde pek cok koldan hatta biraz fazlaca sayida ulasmis. :-) Once uzen sonra kendini affettiren digiturke ve bu durumda gercekten payi olan sizlere tesekkur ederim. Sevgi ve saygilarimla, Yelda RASENFOS Not: Konuyla ilgili pek cok destek maili ve sikayet paylasimi aldim. Fakat bir tanesi beni cok hosuma gitti, buraya kopyaliyorum : YELDA HANIMA KATILIYORUM AMA BIR SEY DAHA HATIRLATMAK ISTIYORUM DIGITURK'U IPTAL ETTIRMIS AMA KULLANDIGI MAIL ADRESI DE AYNI FIRMANIN, CEP TELEFON HATTI DA... DAHA NE DIYEYIM.. BIR FIRMAYI PROTESTO EDIYORSANIZ DIGER TUM DALLARDA DA ETMELISINIZ.. cem dogan Cem Bey, maalesef odemelerin yapildigi kredi kartim da Yapı Kredi'den :-) 15.12.2004 Sayın Rasenfos, Tarafımıza e-mail aracılığı ile ulaşan şikayetiniz ve bugünkü telefon görüşmemiz üzerine aşağıdaki konuları dikkatinize sunmak isteriz; Müşterilerimizden gelen her türlü talep ve şikayet tarafımızca titizlikle incelenmekte ve müşteri odaklı bir yaklaşımla geri dönüş yapılmaktadır. 08.11.2004 tarihindeki konuşma kaydınız incelendiğinde Müşteri Temsilcimizin beklentinizi yanlış yönlendirerek işlem yaptığı sonucuna varılmıştır. Bu işlem sonucu da Aralık faturanıza 8.11.2004 03.01.2005 arası Süper Paket ücreti yansıtılmıştır. Bugünkü telefon konuşmamızda da size belirtildiği üzere, yanlışlık sonucu Süper paket ücreti yansıtılan Aralık faturanızdaki Süper paket ile Sinema paketi arasındaki fark bir sonraki faturanızdan mahsup edilecektir. Size yaşattığımız bu sıkıntıdan dolayı tekrar özür diler, bu konuda göstermiş olduğunuz hoşgörü için teşekkür ederiz. Herhangi bir sorunuz olduğunda direk olarak benimle temasa geçebileceğinizi hatırlatır, karşılıklı güvene dayalı ilişkimizin devamını dilerim. Saygılarımla, Serpil Baykan e-mail : serpil.baykan@digiturk.tv DIGITURK Müşteri İlişkileri FİLMLERDEN REPLİKLER Hayatta yaptıklarımız, sonsuzlukta yankılanır... Maximus "Gladiator - Gladyatör"
Biriyle tanıştığınızda ilk önce farklılıklarınızı görürsünüz ama zaman geçtikçe benzerlikleri fark etmeye başlarsınız. Sanırım tüm dostluklar böyle başlar. Brian Kessler "Kalifornia"
"Bir soru için 64 bin dolar mi? Umarım sana hayatin anlamını soruyorlardır..." Mark Van Doren "Quiz Show"
AYIN SÖZLERİ Kendine buyruk veremeyen söz dinleyecektir. Nietzsche Just remember, if the world didn't suck, we'd all fall off. (bunun çevirisi olmaz. Varsa çevirebilirim diyen, göndersin, gelecek ay yayınlayayım buradan) War doesn't determine who's right; war just determines who's left. (Savaş kimin haklı olduğunu değil, kimin sağ kaldığını belirler.) The supernatural is the natural not yet understood.-Elbert Hubbard Doğaüstü, doğanın heniz anlaşılamamış kısmıdır. An eye for an eye will only make the whole world blind.-Gandhi Göze göz felsefesi, sadece dünyayı kör etmeye yarar.
|