Takvimler 1946 yılını gösterirken Antoine de Saint Exupery kendi yaşantısından hareketle kısa bir öykü yazdı. Küçük Prens. Aynı zamanda öyküsünü kendi suluboya resimleri ile süsledi. Defalarca okunsa bile her kelimesi ve her cümlesi insana sonsuza dek tek tek zevk veriyor. Benim bildiğim kadarıyla Emel Yıldız (Panter Emel), Oğuz Aral, Altan Erbulak, Müjdat Gezen bu kitabı yıllar yılı ceplerinde taşıdılar. Yıpranınca bir yenisini satın aldılar. Küçük Prens doğaya duyulan saygı ve sevgiyi temsil ediyordu. Biraz önce kedim Şeker ve ben korku içinde yerimizden fırladık. Dehşetli patlamalarla sarsıldık. Annem de merakından beni aradı. Pencereye uzandım, Galatasaray takımının 100. yıl kutlamaları dolayısıyla havai fişek gösterisi yapmışlar meğer. Hayvanların ürktüğü, hastaları yatağından fırladığı, otomobillerin alarmlarının çaldığı 3-4 dakikalık bir show için milyarlar sokağa atılıyordu. Çünkü bir futbol takımın yıl dönümü herkesten her şeyden daha önemlidir. İçki, futbol, konser, formula-1, pop star yarışması gibi anlık zevklerle insanların kıymetli vakitlerini çalıyorlar. Bir de Küçük Prensin düşüncelerine ortak olalım.
Sonraki gezegende bir ayyaş yaşıyordu. Küçük prens orada çok az kaldı, ama yüreği sıkıntıyla ayrılırken. Bir sürü boş ve dolu şişenin bulunduğu bir masada oturmakta olan ayyaşa Ne yapıyorsunuz burada ? diye sormuştu. İçiyorum, demişti ayyaş asık bir suratla. Niye içiyorsunuz ? diye küçük prens yine sormuştu. Unutmak için, diye yanıtlamıştı ayyaş. Küçük prens adamın haline üzülerek neyi unutmak için ? diye sormuştu bu kez de. Utancımı, demişti adam başını sallayarak, Niçin utanıyorsunuz ki ? diye sormuştu küçük prens. Ona yardım etmek istiyordu. İçtiğim için ! demişti adam. Sonra da yine eski sessizliğine gömülüvermişti. Küçük prensin kafası karışmış olarak uzaklaşmıştı oradan. Büyükler gerçekten çok tuhaf, diye söyleniyordu giderken. Bakın, teknolojinin gelişimi ve buna paralel olarak insanların doğanın güzelliklerinden uzaklaşması bu başucu kitabında nasıl anlatılıyor ! Günaydın, dedi küçük prens. Günaydın, dedi tüccar. Susuzluk giderici haplar satan bir tüccardı. Haftada yalnızca ve hiç susamıyordunuz. Bunları neden satıyorsunuz ? diye sordu küçük prens. Çünkü çok zaman kazandırıyor. dedi tüccar. Uzmanlar hesaplamışlar, bu haplarla haftada elli üç dakika kazanılıyor. Peki ne yapacağım o elli üç dakikada ? Ne istersen... Bana sorarsanız, dedi küçük prens, dilediğimi yapacağım bir elli üç dakikam varsa, bir su kaynağına doğru gönlümce yürümeyi seçerim. Ve devam ediyor Küçük Prens; Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor., senin gibi: Çok önemli işlerim benim ! Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar ! Doğaya, bir çiçeğe, bir hayvana ne kadar çok zaman harcarsanız ne kadar emek verirseniz, ne kadar onu anlarsanız. Onu o kadar fazla sevip, ona kıymet verirsiniz ve korursunuz. Şu ana kadar Küçük Prensi okumadıysanız lütfen okuyun, hem de defalarca !
|