Uzun bir süreden sonra yeniden Suriyeye gitmek düşüncesi beni oldukça heyecanlandırmıştı. Şamda görevli kaldığım görece uzun bir süre boyunca, gizemci merakından olsa gerek, Şam ve civarını oldukça gezmiş; bir Suriyeli gibi yaşamaya çalışmış ve bir çok arkadaş edinmiştim. Hatta sık sık Şamdan, Beyruta gitmek zorunda kaldığımdan Beyrutta bir sevgilim bile olmuştu.
Suriyeye ilk gidişimde nasıl bir yerle karşılaşacağımı bilmiyordum. Hatta yola çıkmadan önce annem Aman oğlum, Suriyede bilmediğin yerlere gitme demiş, ben de ama anne, zaten ben Suriyeyi hiç bilmiyorum! demiştim. Fakat orada kaldığım süre boyunca çok da yabancılık çekmemiştim. Hatta, bir gün çarşıda dolaşırken duyduğum bir müziğin ne kadar Türk müziğine benzediğini düşünmüş, sonradan bunun Ebru Gündeşin Fırtınalar -ya da adı onun gibi bir şeydi- parçası olduğunu anlamıştım. Nargileye de Şamda alışmıştım. Hatta aromalı Arap kahvesine de. Tabii ki bizim rakının Arapçası olan Araka da. İşte bu duygularla, yeniden Suriye için yola çıkmak beni heyecanlandırıyordu. İskenderundan arbayla yola çıktığımızda, daha sınır geçişinde heyecan başlamıştı. Daha Türk Suriye sınır bölgesinde bir kale kalıntısı görmek oldukça heyecan verici idi. Bir kurşuna kurban gitmek korkusu ile bakamamış olsam da oldukça ilginç bir yer olduğunu söyleyebilirim. Suriye sınırında oldukça beklemeli bir geçişten sonra Suriye topraklarında ilerlemeye başlamıştık. Arapça tabelalar olmasa, gerek doğa olarak, gerekse insanların görünüşü olarak Türkiyeden çıktığımıza inanmak güçtü. Yol kıyısındaki höyükler de Anadolu topraklarının uzantısında olduğumuzu anlatmaktaydı. Suriye nasıl bir siyaset izlerse izlesin her iki halk arasında varolan beraberlik burada kendini gösteriyodu. Durduğumuz her yerde Türklere karşı duyulan yakınlığı farkedebiliyorduk. Tabii ki bizim de Suriye yiyeceklerine duyduğumuz yakınlık cabası. J Uzun bir yolculuktan sonra Şama geldik. Şam, Anadoludaki herhangi bir Türk şehrinden çok da farklı değil. Camilerin farklı mimarisi ve Arapça yazılar dışında kendinizi çok da yabancı hissetmediğiniz bir yer. Şama geç de varmış olsak da, yemek için erkendi -burada akşam yemeği genelde 22den sonra yeniyor-. O zaman yapılacak en iyi şey sık bulunan büfelerden birine gidip mango suyu içmek oluyor. Suriyede bu tür meyve suları her yerde bulunuyor ve oldukça ucuz olduğu için çok da rağbet görüyor. Akşam yemeği ve sonrası burada oldukça keyifli. Akşam yemeği menüsü oldukça zengindi. Öncelikle buradaki mezelerin güzelliğinden söz etmek gerek. Humus başta olmak üzere çok zevkli hazırlanmış mezeler. Arkasından da tabii ki bizim kebaplara benzeyen enfes kebaplar ve olmazsa olmaz Arak. Türk Rakısından biraz farklı olsa da bir kaç bardak yuvarladıktan sonra çok farklı gelmiyor zaten. Yemek sonrasının en büyük keyfi ise nargile ya da tütün yerine meyve kabukları olan muasser gibi birşey dedikleri nargile. Ertesi günün iş programından arta kalan zamanlarda Şamda bir gezinti yapmak ise oldukça zevkli idi. Şehir surlarını ve eski Şamın kalıntılarını görmek çok heyecan verici. Çok eski bir tarihi olan Şam bunu her fırsatta belli ediyor. Şamda görülecek en ilginç yerlerden biri Ommayad Camii. Önceleri bir Roma tapınağı olan bu yerde sonra bir kilise ve en son da bu Cami inşa edilmiş. En eski camilerden biri olan bu yapıda her döneme ait izler görmek olası. Özellikle sütunlar dikkat çekiyor. Cami civarında ise eski izler bulmak olası. Özellikle civar sokaklara sağlığınızda bir büyücü sizi kaçıracakmış izlenimine kapılıyorsunuz. Daha sonra Hamidiye kapalıçarşısına gittiğimizde ise Abdülhamitin adını taşıyan bu çarşıda oryantal zevkleri yaşadık. Burası, bizim Kapalıçarşıyı andırmakla birlikte ne ararsanız bulabileceğiniz bir mekân. Ara çıkışlardan ise daracık sokaklara ve eski evlere rastlayıp bir kaç yüzyıl geriye gitmek başka bir zevk. Şamda gezilecek bir diğer yer de kendinizi İstanbulda hissettirecek Sultan Selim Camii. Şamdaki cami mimarisi bizdekinden oldukça farklı olsa da burada bir Türk eseri caminin yanında olduğunuzu hemen hissediyorsunuz. Gece ise farklı bir program yaptık. Şamda kaldığım zamanlarda, Şam dışına Bludana çok sık giderdim. Dağlık bir yer olan Bludan, genelde Şam sosyetesinin uğrak yeri. Orada gerek kadınların giyimleri, gerekse de içki tüketimi ile bir Arap ülkesinde olduğunuz anlamanıza olanak yok. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı, kış sezonu olduğu için büyük bir düş kırıklığı yaşadık: Bludan bomboştu. Yolda bir çay içmekle yetindik. Ertesi gün Şamdan ayrılıp Lazkiyeye gitme zamanı gelmişti. Suriyede yollar kötü olmadığı için kolay bir yolculuktan sonra Lazkiyeye vardık. Bu liman kenti aynı zamanda turistik bir yer. Yaz olsaydı denize de girebilirdik. Lazkiyede çok fazla gezecek yer bulamadık. Ancak çarşısı ve ilginç restoranları ile yine de görülmeye değer. Her hali ile İskenderunu andıran bu şehri bir de yazın gezmek gerekecek sanırım. Artık Türkiyeye dönme vakti gelmişti. Gece iyi aydınlatılmamış yollar ve uykusu gelmiş gümrüğk memurları yüzünden zor bir yolculuk olsa da gezinin keyfini kaçıramadı. Ancak Suriyede daha gezilecek çok yer vardı. Örneğin Halepe gidememiştik. Artık bir dahaki sefere diyoruz ve alternatif bir tatil arayanlara Suriyeyi de önermeyi ihmal etmiyoruz. |