|
Hissetmek mi Dedin?
Ertan
Yurderi
Hissetmek mi dedin?
Sevgi'nin sonsuzluğunun ardında kendini...
İşte.... Anlamlandıramadığım anlamsızlığımın bileşik bileşkesi, tanımsız
tanımlaştırılması...
Bedenim kaskatı ve yapyalın sert esen poyrazlara karşı bir ağaç misali...
Kollarım ve bacaklarım titremekli bir tavşan ürkekliğinde...
Tırnaklarım vahşi bir vaşak'ın pençesinde,
Bir ceylan leşini seyirtmede şahin olmuş gözümün fer'i...
Akbaba heybetimle süzülmedeyim en zirvelerden en derinlerine dünyasal
evrenimin...
Bir türkü tutturmuşum da us'umda, şu tahta sandalye üzerinde kıvrılmış
uyuyan kedimin mırıltısıyla...
Acılar içinde OL'mayı HEP beklemişim yoğurdun ayrana dönüşmüş ekşimsi
tadıyla...
Belki diyarların birinde Taptuk kapısına kendimi meyl edip, Yunus misali
yanmışım canım'dan can öteme...
Belki de bilmem hangi diyar-ı Belh şehrinde bir Şems'i koluma takıp
döndürmüşüm ol kutsanmışlığımla da yetmemiş, yetişmemiş, yetiştirememiş
O'nu bana...
Şarap sarhoşluğu misali döndürmüşüm kendimi, semazenler gibi belki de...
Gökten yere,
Yerden göğe...
Yerden göğe,
Gökten yere...
Sevgiyi hep TİN'imden alıp,
TEN'ime uyumlamışım...
Sevgiyi hep TİN'imden alıp,
TEN'ime uyarlamışım...
Sevgiyi hep TİN'imden alıp,
TEN'imde uyandırmışım...
Döngü, döngü, döngüsellikle...
Kendimi O'na tapulandırmışım...
Bitmez HİÇ'liğimin ardında tüm sıradanlığımla...
|