"Umutlar tükenmez"  diyorlar ama   çaresiz yüzleri ve gereksiz ölümleri görmeye dayanamıyorum.
 Umutlu olmak gerekir diyorum ama dayanamıyorum,  o sönmüş, söndürülmüş, yıkılmış bakışların ardında yatan hayatları okurken.  Zarar görmüş, aşağılanmış, eziyet, işkence çekmiş çaresiz her insan suratında suratımdan, insanlığımdan utanıyorum.                                      ...............................

Yeryüzü toz duman. Ölüm sarı kırmızı alevler ve kara bulutlar halinde hemen her gün insanların üstüne çöküyor! Dün Afganistan, bu gün Irak, yarın İran, belki  Suriye belki Türkiye..

 

 BU ACIYI VE BU NEFRETİ  NASIL SİLİP SÜPÜRECEĞİZ YERYÜZÜNDEN ?

 

Böylesine  şizofren böylesine paranoyak bir başkan ve ardındakilere ne denir?  Ne denir? Demokrasi götürüyoruz, dünya daha güvenli olacak  yutturmacasını çocuklar bile yutmuyor, kargalar  gülüyor halimize (kargalar her gün daha yakınımızda  farkında mısınız kıyamet kopuyor?) ama ABD halkı yutmuş görünüyor.  Ben bu aptallığı  A-N-L-A-M-I-Y-O-R-U-M !

 

Yaşam 21. yüzyılda daha iyiye gideceğine bunca bilim bunca teknoloji  bu kan ve gözyaşı çöplüğünü oluşturmak için mi kuruldu! Bembeyaz odamda oturup kapkara bir umutsuzluğa düşüyorum bu saldırıların ardından. Düşünüyorum da bu vahşete sesini çıkarmayan hepimiz de biraz sorumluyuz olanlardan.  Kendi etini  kesip yiyen yamyamlar gibiyiz! Dünyanın dili kopmuş gibi, işkenceden inim inim inleyen insanlarının ızdırabını duymamak için kanal değiştiriyor, unutuyoruz. Ve deliler gibi eğleniyoruz. Biz de mi şizofren oluyoruz, paranoyak olmamak için?  Dünyanın  kanına susamış ve  başaşağı duran yarasalar mıyız biz?

 

"Kurban olmayayım sana kurban ettiğin benim dünyam ey gözü dönmüş kör, yüreğin taş kesmiş senin! Zıvanadan çıkmış ihtirasların herşeyi öldürüyor görmüyor musun? Ölen sadece Felluce'deki yaralı asker değil, sadece masum insanlar, aileler değil. Umudumuz ölüyor. Utancımız ölüyor. Vicdanımız ölüyor. Gelecek ölüyor! Hani nerede bu soysuz savaşa dur diyecek insanlık? Hani nerede "Suçlu ayağa kalk!" diyecek merciler? Geleceğin masum  çocuğu! Gelecek senin için çığlık atıyor!

 

Kapkara gözlü  hüzünlü bakışları var insanların sersefil, yüreğime oturmuş.  Kendini süper güç sanma gafletine düşmüş bir de iblis var sanki karşlarında. Öyle suçlu ki o kıyameti hazırlamak için kendini haklı görüyor. Tabii  kendi kıyametini de! Aslında  o  dün İskender'dir ya da Hitler, bugün Bush'dur, yarın bir başkası  ne farkeder  ? Biz  içimizdeki kıyamete bakalım.

 

Nicedir televizyonlarda eli silahsız bir film izlemedim. Nicedir bir çocuğun masum çocukluğunu  yaşayabildiğini  gözlemleyemedim. Onlar ölmenin ve öldürmenin günlük yaşam manzaraları olduğu coğrafyada büyümekteler.  Bilgisayarım bozuk olduğu için  bu satırları bir internet kafede  yazıyorum  onlarca çocuk ve çocuk  yaşta genç de oyun oynuyorlar.  Ortalık ufacık çocukların attıkları naralarla çınlıyor;"Vur onu, öldür. Öldürsene hadii  öldüüür! Canını al onun!".

 

Ey bilimin iyileştirici zekası,sanatın yaratıcı güzellikleri, 

N-e-r-e-l-e-r-d-e-s-i-n-i-z ?

Neden sapır sapır düşüyoruz kendi kara deliklerimize? 

Bu dünyadan geçip gitmekte  olan misafir insan, sorarım sana ne oldu, neredesin sen ey toprağımın ve tüm toprakların bilgeleri nerede ?

 

Aşk iki bacak arasındadır  diyenler.

Beyni örümcek bağlamış karından kafalılar...

Böyle bir dünyada  barış  da iki savaş arasında olur ancak!

 

Vur onu, öldür!  Böl, parçala  ve  yoket! Vurup  parçalanan her şey biziz!  Anlayamadık. Ama asıl anlaşılmazlık  bu değil  bence! Asıl  bu yüzyılda  böyle bir bilinç (sizliği) dehşetle izlemek zorunda kalmak anlaşılmaz!

 

Evet bu karabasanlı bir karamizah ! Ve evet  bu bir ironi çağı! Yaşam komedisi ve ilahi komedya. Ne derseniz deyin  hiçbirşeyi umursamayanlar pastanın tamamı sizin olsun, hüzünler bizim. Ya bilgelik kimin?
 

Bazen düşünüyorum "Aydınlanmak nasıl bir şaka " diye.