|
Hayatımdaki
ilk editörlük deneyimimi yedi yaşındayken anneannemin evinde yaşamıştım. O
gün kuzenim Başakla birlikte hadi gazetecilik oynayalım ve gazete
çıkartalım demiştik. Sonra hemen tükenmez kalemi almış ve yazıp çizmeye
başlamıştım. Gazete bir defter kağıdını ikiye bölüp dört sayfaya çıkartmak
suretiyle oluşmuştu. Manşet haberi ise kuzenim getirmişti ve ben de
duyduktan sonra hmmm evet güzel haber demiştim: Anneannemin bulaşık
eldiveni karıncalandı. Güner Teyzem, mutfak dolabında duran eldiveni alıp
karıncalandığını görünce çığlığı basmıştı. Eh bu da bir aksiyondu tabii.
J Sonra
bir de spor haberlerini hatırlıyorum: Hüseyin Amca, Bora Abiyi tavlada
yendi. Tabii sülale teyze ve amca dolu olduğu için anneannemin evinde bir
nevi tavla ligi vardı ve tüm bacanaklar kapışırdı. Gerçi hepsi de
birbirine denk olduğu için birbirlerini yener dururlardı ve güzel de
haberler çıkardı.
J
O ilk gün çıkardığımız gazete (!) bile evde sıkı olay olmuştu ve özellikle
manşet haberi okuyan herkes kopmuştu.
Sonra
aradan yıllar geçti ve ben Lise 2ye geldim. Ortaokul ve Lisede çok sessiz
bir çocuktum aslında, çünkü şişmanlığımdan utanıyordum ve özellikle kızlara
yaklaşamıyordum bu nedenle. Sonra bir Ağustos gecesi künefeleri mideye
indirdikten sonra şafak attı bende ve yeter artık kilo vereceksin, Hasan
oldum. Öyle sağlam karar vermişim ki hızla incelmeye başladım ve birden
boyum da attı. Ama tabii bu işin fiziksel yönüydü. Bir de manevi gelişim
vardı ki bunu sağlayan aşk olmuştu.
J
Evet, aşık olmuştum ama kıza sadece uzaktan bakıyordum. Bu arada sınıf
panosunda arkadaşım Özgürle birlikte Çizgi Ötesini çıkartmaya başladık.
Kısa bir süre sonra da okul yönetiminin önerisiyle Çizgi Ötesi okul
duvarına taşınmış oldu ve artık okulun duvar gazetesini çıkartıyorduk
Özgürle birlikte. İşte o anda aklıma geldi o kızla nasıl tanışabileceğimin
yolu: gazete için bir anket yaptım ve herkese hayattaki üç dileğini
sordum. Sonuç inanılmazdı; sadece o kızla değil okulun tamamıyla tanışmıştım
ve insanlar çıkacak yazıyı hevesle bekliyorlardı. İşte o gün medyanın gücünü
bir kere daha görmüş oldum.
Çizgi
Ötesindeki bu deneyimim beni değiştirmişti bayağı bir. Artık insanların
yanında daha rahattım, sonra zaten üniversite geldi ki, Ankara Üniversitesi
İletişim Fakültesini kazanmıştım. Eh bir de yurtta kalınca ilişkiler
açısından iyice rahat hale geldim. Sonra 3. sınıftayken üniversite
hocalarımla ilgili mizahi yazılar yazmaya başladım. Okuyanlar o kadar çok
gülüyorlardı ki ay bunları bir dergi halinde çıkartsana diyorlardı.
Bir ay sonra dergiyi
onlara verdiğimde, yahu biz lafın gelişi söylemiştik, sen gitmiş yapmışsın
dediler ama çok da tuttular. Dergim Kulis, 4 sayı çıktı ve İletişim
Fakültesinde özellikle hocalar tarafından halen anılır. Kulis, öyle güçlü
bir deneyim oldu ki benim için hem yine tüm okulla tanışmamı sağladı, hem
hocalarımın deyimiyle hocalar ve öğrencileri birbirine yakınlaştırdı, hem
de ilerleyen zaman içinde yapacağım bir sürü faaliyetin önünü açtı, hatta en
sonunda da fakülte kadrosuna girmemin ilk adımı oldu.
2002
yılında ikinci web sitem sonsuzlukotesi.comu açtım (ilki Kulisti ama
kapanmıştı sonradan). Orada özellikle netteki mail gruplarından tanıdığım
(ve şu anda hepsi de derKi yazarı olan arkadaşlarımla bir sistem
oluşturmaya çalışmıştık ve bunu bir süre çok da güzel götürmüştük, fakat
sonradan periyodik bir düzenin olmaması nedeniyle zaman içinde orada editör
olarak sadece ben kaldım (Herkesin bir bölümü vardı ve herkes o bölümden
sorumluydu, ama yazıların belli bir düzende gelmemesinden ötürü bir süre
sonra motivasyonlar da gitti haliyle). Fakat biz orada derKinin ısınmasını
yapmışız, bunu şimdi daha net görüyorum.
Geçtiğimiz sene ben Esquire ile Cosmopolitana yazmaya başladım. O ara
Aktüel dergisi benden bir yazı istedi ve hazırladım. Fakat o ara dergi
karışıktı ve bir türlü yayına çıkmadı o yazı. Benim de aklıma yahu piyasada
neden spiritüel yazılarımı yayınlayabileceğim bir dergi yok diye geçti, bir
yandan da bir gün böyle bir dergiyi çıkartacağız ama nasıl bilmiyorum
diyordum. Derken bir sabah arkadaşım Zeynep Sevilin evinde kahvaltı
ederken, Sevil yahu keşke şöyle bir dergi olsa, hani aktüel olayları
spiritüel bilgilerle değerlendirebileceğimiz falan filan. Ben de evet ya,
esasında böyle bir dergi çıkartmak benim de içim de var ama basılı dergi
çıkartmak vs. çok zor. O anda masada oturan İdil oğlum internet dergisi
çıkartsana, sonradan basılı hale de geçersiniz dedi ve ben de tink etti.
O anda derKinin tohumları ilk filizlerini vermişti
derKinin tohumları derken esasında bir eseri ortaya çıkartmanın tohumları
mesela yediı ay önce atılmıyor. Bu bir birikimin sonucu oluşuyor.
Yukarıdaki paragraflarda benim editörlük maceramın tohumları var, ama derKideki her yazarın benimkisi gibi bir hikayesi var ve bu tüm hikayeler
bir araya geldiğinde ortaya çıkıyor bir eser ve bu eseri, her ay üzerine
yeni tuğlalar ekleyerek sunmaya devam edeceğiz 2005te de
2004ün
son sayısında derKimize katılan yeni yazarlarımız ise gazateci Mine
Kavalalı, tiyatrocu Kaan Erkam, Kalbim Egede Kaldı gibi enfes bir
şarkının söz yazarı Yelda Karataş, Açık Radyoda 4. Boyut programıyla
tanıdığımız Neslihan Yavuzer Behmuaras, Esquire dergisi eski yazarı Ece
Buyurgan ve halen Esquire dergisi yazarı olan Metin Ünder. Kendilerine hoş
geldiniz diyorum.
1 Şubat
2005te Aşk, cinsellik ve Erotizm Özel sayımızda buluşmak üzere
|