Sizi Uçuranlar-Yelda Rasenfos

 

Geçtiğimiz aylarda kitabım piyasaya çıktı. Sizi Uçuranlar… Yazar olmayı küçüklüğünden beri hayal eden biri için ne kadar büyük bir tatmin oldu anlatamam…

Kitapçıda kendi kitabımı görmek çok uzun yıllardır hayalimdi. Her yerde olmasa da artık tek tük raflarda rastlamaya başladım artık. Yakında, daha çok duyuldukça daha da çok satacağını biliyorum zaten. ( Konu ona göre seçildi çünkü J )

Buraya nasıl ve nereden geldim, belki birileri merak ediyordur. Belki de etmiyorsunuzdur ama bu sayıya yazmaya karar verdiğim konu bu maalesef. Bu sayıda Yelsefe yok. Özel nedenlerle bu ay Yelsefe’ye ara verdim. Beklemedeyim, malzeme biriktiriyorum, yakında çok renkli malzemeler ve konularla daha çok Yelsefe yapacağım. Belki siz de bu arada yazılarımı özler ve bu konuda fikir beyan edersiniz ki ben de çok okunduğumdan emin ve mutlu olayım.

 

Her şey nasıl başladı? İlk kitap yazma denememi ilkokul 2. sınıfta yapmıştım. Bana ani bir yazma isteği geldi, annemden biraz para aldığım gibi sokağın köşesindeki kırtasiyeciye koşup bir defter aldım ve hemen ilk romanımı yazmaya koyuldum. 20 sayfa kadar süren romanımı anneme okuttuğumda annem “ama kızım, bu Comtesse de Segure’ün Les Filles Modeles, Örnek Kızlar kitabının aynısı, sadece yerleri ve isimleri değiştirmişsin” dedi. Anlayacağınız, ilk kitabım çalıntıydı… Annem daha sonra bana kitap yazmak için özgün fikirlere ihtiyaç olduğunu söyledi ve ben de böylece ilk gerçek kitabımı yazdım. Fikir olarak Enid Blyton’dan alınma ama anlatımı ve konusu bana ait küçük maceralar. Okuyucu kitlem de sınıf ve servis arkadaşlarımdı. Heyecanla yeni maceralarımı beklerlerdi.

 

O yıllarda bir de korkunç bir okuma hastalığına yakalanmıştım. Aralıksız okuyordum. Yolda yürürken, evde, okulda, herkes uyurken… Okuldan eve geliyorum, babam o dönemde nedense eve kavanoz kavanoz Chokella alıyordu, eve gelir gelmez üzerimi değiştirip elime bir kavanoz Chokella alıp pencerenin önündeki yastığıma oturup annem akşam yemeğine çağırana, hava iyice kararana kadar saatlerce okuyordum.

 

Favori yazarlarım başta Samed Behrengi ve Enid Blyton olmak üzere çocuk kitabı yazan tüm yazarlardı. Can Yayınları’nın tüm kitaplarını, Enid Blyton’un tüm serilerini çıkar çıkmaz alır, aynı gün okur bitirirdim. Ödevler çalakalem yapılır, annem sorarsa bitti denir, çok sıkışırsam kitaplarım ders kitaplarımın arasına saklanırken okunurdu. Geceleri ablam ders çalışacaksa sorun olmuyordu, yorganın altında okuyordum, ışık açık olduğu için. Ama eğer o da uyuyorsa, bu defa el fenerini ağzımda tutarak yatağın içinde, karanlıkta okumak zorundaydım ve tabii bu nedenle geceleri ancak 2–3 saat uyuyabiliyordum, kitabın sürükleyiciliğine bağlı olarak…

 

Annemle babam bana kitap almazlardı, evde zaten çok kitap olduğu için önce onları okumamı isterlerdi. Bu nedenle harçlıklarımın hepsi kitaba gitti, parasız dönemlerimde de salondaki büyük kitaplıktan aldığım Rus ve Fransız klasiklerini okumak zorundaydım, önce Türkçeleri, sonra Fransızcaları.

 

O kadar çok okudum, o kadar çok okudum ki, ilkokul 5. sınıfta, Milliyet ilkokullar arası bilgi yarışmasında sınıf 1.si, okul 2. oluverdim, kitaplardan aldığım, okuldan almadığım bilgilerle… Hiç ders çalışmazdım, derste dinler, evde de kitap okurdum. Kolej sınavlarına hazırlanmam gerektiği için annem özel bir hoca tutmuştu. Pazartesi günleri eve gelirdi. Pazar akşamları adamcağızın ödevlerini yapmadığım için ağlamaya başlardım, dayanamayıp adama rezil olmamak için annem ödevleri kendisi yapardı. Beni ders çalışmam için zorladığında da birkaç testi kitabın arkasındaki cevap anahtarına bakarak çözer, aralara dikkat çekmesin diye birkaç yanlış da karıştırıp anneme verirdim.

 

Kolej sınavları zamanı geldi çattı. O yıllarda her okulun sınavı ayrı yapılıyordu. Ben sınava hiç hazırlanmamış olmamın sonucu olarak sınavlara girip girip çıkıyor ama fazla bir başarı sağlayamıyordum. En yakın arkadaşlarım Robert Kolej, Üsküdar gibi anne ideali okulları kazanırken ben maksimum 3. yedekte varlık gösterebiliyordum.

 

Ve benim günüm geldi… Saint Benoit Fransız Lisesi ve Avusturya Lisesi sınavlarına girdim. Önce normal sorular ve işte büyük sürpriz ve hayatıma yön veren gelişme… Normal soruların arkasından birer tane de kompozisyon konusu verilmiş J hatta Saint Benoit sınavındaki soru “hangi yazarların kitaplarını okursunuz, neden?”. İnanılır gibi değil! Doğal olarak ikisini de kazandım. Ama ailem fazlasıyla “francophone” olduğu için, babamın, babamın babasının, anneannemin annesinin okulu olan Saint Benoit’yı seçtim. Annem de Dame de Sion’dan zaten…

 

Orada okuduğum sekiz senede okuma alışkanlığım hiç değişmedi, hatta ağır Fransızca ve Litterature Française dersleri ile iyi edebiyat hocalarım sayesinde daha da gelişti. Lise son sınıfta edebiyat öğretmenimle aramızda geçen ilginç diyaloğu kitabımın arka kapağına da koyduk.

 

Çok okumam sonucu lisede de AFS’yi kazandım ama yeterince Türk olmadığım için bütün yazılı, sözlü sınavları kazanmama rağmen son mülakatta elendim. Lise sonda, hiç ders çalışmadan, özel ders almadan ve dershaneye gitmeden (bu kısmını annem bilmiyor; bir arkadaşımın arabasını çarptığımda hasarı ödemek için annemden para alırken özel ders için olduğunu söylemiştim çünkü ve bir de sene başında annem beni Fen Bilimleri Dershanesine yazdırmıştı ama ben sadece ilk 2 gün gittim) eğlenceli ve evime yakın olduğu için yazdığım Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu kazandım ki şimdi baktığımda çok doğru bir seçim olduğunu görebiliyorum.

 

Yıllar içinde ben hostesliğe kaptırıp sınavlara giremedikçe uzayan okulum Harbiye’den bizim eve çok daha yakın olan Nişantaşı’na taşındı ve annem ”hadi kızım bitir artık şu okulu, yoksa koca okul alt katımıza taşınacak yakında vallahi” şeklinde motive bile etti beni. Bitirdim de ne oldu, hiçbir işimde kullanmadım okulumu ama neyse, diploma diplomadır, üstelik orada çok güzel ve faydalı dersler okuduk. Hele sosyoloji ve benzeri derslerin hocası Ünsal Oskay’ı unutmam imkansız…

 

Neyse, konu fazla dağılmadan hedefe döneyim, bütün bu yıllar yazdım da yazım, hiç yazmayı ve okumayı bırakmadım. Issız ada sorusuna kağıt, kalem ve kitap yanıtı verebilirdim ancak. Aslında şimdi düşünüyorum da, yıllar boyu kitaba verdiğim parayı bankaya yatırsaydım, hayalimi daha çabuk gerçekleştirebilirmişim, hayal şu: bahçe içinde bir evde oturup kitap yazmak. Ne yaman çelişki değil mi? Kitap yazmak için okumak gerekmediğini hayatında hiç kitap okumadığını gururla söyleyen manken yazarlarımızdan biliyoruz ne de olsa…

 

Üniversite yıllarımda hosteslik yaparken birdenbire “ben bunları yazmalıyım” dedim. Benim ilk kitabımı nasıl olsa kimse basmaz, ama hosteslik konusunda yazarsam hem basılır hem de çok satar. İlk kitap satınca ben de istediğim şeyleri yazdığım kitaplara geçebilirim diye plan yaptım. Hesap da şöyle, 3000 hostes var, onlar alsa, 1000 tane de kaptan olsa, onların da her birinin 2 arkadaşı alsa, oldu sana best-seller. Hostesler arasında bir geyik vardı “ben bunları kesin yazacam” “hostesliği bırakayım, kesin kitabını yazcam” alın işte, zahmet etmeyin artık, ben yazdım arkadaşlar :-P

 

Hosteslikten istifa eder etmez kitabı yazmaya başladım çünkü malumunuz, bendeki balık hafızasıyla oyalansam iki sene sonra yazacak malzeme çoktan unutulmuş diyarlara giderdi. Bu balık hafızası işi filmlerde ve kitaplarda işe yaramıyor da değil, parasız dönemlerimde bazı kitapları defalarca tekrar tekrar ve ilk günkü heyecanıyla okuyarak paradan çok tasarruf etmişliğim vardır.

 

Okuma konusuna girmişken hemen ekleyeyim, tek üzüntüm çok hızlı okumam. 20 milyon verdiğim kitap bir günde bitince yıkılıyorum adeta. Ama ne yapabilirim ki? Yavaş okuma kursuna henüz talep olmadığı için böyle bir kavram gelişmemiş.

 

Kitap uzun sürse de bitti, ama bir türlü bastıramadım. Yayınevleri fikri seviyor ama son dakikada bir problem çıkıyordu. Milliyet yeterince sansasyonel olmadığını, Gendaş basacaklarını söyledi ama son dakikada yayıncı değişti, bir şeyler oldu. Ve sonunda sevgili, birtanecik reiki hocam Gülüm Omay ve onun özverili emekleri sayesinde okuyucuyla buluştu (vayyy, kendimi önemli hissettim). Evet artık basılı bir kitabım var, gerisi de gelecek, biliyorum. Benden yazması, ki zaten bu benim için hayati bir ihtiyaç, sizden de okuması J Haydi, görev başına…

 
 

FİLMLER:

 

G.O.R.A.

 

Cem Yılmaz yapmış, nasıl beğenilmez. Gösterime girdiği ilk gün gittim. Filmin başlarında, ilk izlenimim şuydu “10 kere izlenecek sanırım bu film”. Tabii ilerleyen dakikalarda zaman zaman düşen tempo bu sayıyı ondan ikiye indirdi ama ne olabilirdi ki, bir film stand up show gibi cümle başına bir kahkaha şeklinde yapılamazdı ki. Oyunculuk olarak Cem Yılmaz harika, Ozan Güven harika, Rasim Öztekin çok tarzım değil, oynamış oynamasına… Özkan Uğur biraz harcanmış, çok iyi bir rolü yok. Başroldeki kız Özge, çok silik ve başarısız bir seçim. Güzel desen değil, yetenekli desen değil, kimin nesi de neden seçilmiş anlamadım. Ama filmi beğendim.


 

KİTAPLAR:

 

Rüyalarınızdan yararlanın Lillie Weiss Hacettepe Doktorlar Yayınevi ve

Rehber Rüyalar Işık Elçi-Arıtan Yayınevi

 

Bu iki kitabı paralel olarak okudum. Rüyalar ilgimi çeken ama bilgi sahibi olmadığım bir konuydu. Çevrenizdeki insanlar bir konuyu fazla bildiğinde bazen konuya nasıl gireceğinizi bilmiyorsunuz, astral seyahat konusu da böyle örneğin. Çok ilgimi çektiği halde bir türlü girememiştim ama artık kesin kararlıyım, fuarda tanışma fırsatı bulduğum Mehmet Aslan’ın da zaman ayırıp verdiği pratik bilgiler sayesinde deneyimlemeye çalışıyorum bir süredir. Becerirsem sonuçları sizinle de paylaşırım burada, söz. Neyse, rüyalara dönelim, bir dönem rüya görmüyor ya da anımsamıyordum. Artık anımsıyorum bu nedenle de yorumlar ilgimi çekmeye başladı. Bu kitaplar çok yardımcı oldu, benim gibi horoz şu demek, erkek bu demek gibi saçma yorumlarla ikna olmayan biri için herkesin kendi sembolizmi olduğu TEORİSİ çok daha inandırıcı ve akla yakın. Işık, kitapta hatırlamayı kolaylaştırıcı afirmasyonlara, rüya günlüğü projesine de yer vermiş. İlgilenenlere öneririm.

 

Tanrım Keşke İncecik Olabilseydim- Jane Gren- Kelebek Yayınları
 

Çok şişman bir kızın başından geçenleri anlatan, “Alışverişkolik” ya da “Şeytan Marka Giyer” tarzında başka bir kitap. Kötü tarafı, kızın kilo verme süreci çok hızlı ve detaysız geçiştirilmiş. Bir bakıyorsunuz koskoca kız iğne ipliğe dönmüş… O haliyle yaşadıkları, hayatında iyi yönde değişenler çok hoş tabii ama kilo vermenin sancılı süreci daha uzatılabilirdi bence eksik kalmış. 

 

 

 

 


 

 

Katina’nın Elinde Makası-Huysuz Virjin-Seyfi Dursunoğlu

 
Röportaj şeklinde yazılmış kalın bir kitap. Eğlenceli. Değişik bir hayat deneyimi haliyle. Son derece dürüst olmuş Seyfi Dursunoğlu. Camiyayla ilgilenenler severek okuyacaktır eminim. Benim kitapta fark ettiğim, karakter ve bazı durumlara bakış açısı olarak Seyfi Dursunoğlu ile çok fazla ortak noktamın oluşu. Onun kadar titiz değilim çok şükür ama arkadaşlık ve yalnızlık konusunda yazdıklarına tamamen katılıyorum.

 

 

 

 

 


Ben 44 yaşındayım, oğlum 53… Stella Molinas Trevez-Kozmik Kitaplar

 

Genç bir anne J Konu şu, kendi halinde, iki çocuğu ve kocasıyla mutlu ve sıradan bir hayat yaşayan, part-time briç öğreten bir ev kadını, bir anda kendini spiritüel bir fırtınanın içinde bulur. Gerçek bir öykü bu. Yıllar önce ölüp tekrar bedenlenen ve bu durumda önceki hayatındaki oğlundan 9 yaş küçük olan bir kadının hayat hikayesi. Reenkarnasyona ilgi duyanlar için iyi bir malzeme.

 

 

 

 

 


 

Peki Konuşalım-Ünsal Oskay-Melis Çelebi-Epsilon

 

Yazar torpilli, benim üniversitedeki sosyoloji hocam. Prof. Ünsal Oskay, sınavlarda tek bir soru sorardı çoğu zaman. “Gençler neden bluejean giyer” gibi sorular. Notlar da ya 90 ya 10 gibi olurdu… Kitapta Melis’in sorduğu sorular üzerine sesli düşünmüş. Popüler, güncel konular bunlar. Gülben Ergen, Okul filmi, Davut Güloğlu, tecavüz, zayıflık, şişmanlık, evlilik, çocuklarımız, milli piyango, aşk, eski eşya tutkusu, Yüzüklerin Efendisi, Avrupa Birliği bu konulardan bazıları. Özlemişim hocamın sohbetlerini, iyi geldi.

 

 

 

 

 

REKLAMLAR

 

Etkili bir jingle en az reklam kadar önemli...

 

Bazı jingle'lar o kadar dile yapışıyor ki, sabah uykudan uyanır uyanmaz mırıldanmaya başlıyoruz... Dişimi fırçalarken “Dimessss meyve suyu içi dışı meyve dolu” diye söylenirken buluyorum kendimi, nerede duydum, rüyamda mı gördüm belli değil…

 

İşte dillerde yer eden, yapışıp gitmeyen jingle’ların bir listesi… Aklıma ilk gelenlerden oluşturdum bu listeyi…

 

-Dimes meyve suyu, içi dışı meyve dolu...

 

-Bellona'yla, Bellona'yla mutluyum... Arkama yaslandim, iyi ki ona rastladim...

 

-A-ommm- Turkcell

 

-Beni uyut- Molfix

 

-El bebek gül bebek gel bebek gel... Kirlenmeden büyüyemem, Omo Baby

 

-Ege Pen Deceunick

 

-Tut şunun ucunu döşeyelim abi...

 

-Türk Petrol, Türk Petrol...

 

-Alsak alsak bedavaya ne alsak...

 

-Alarko kombi, gerçek kombi gerçek konfor

 

-Cornettom aşkımla erir misin?

 

-Elidor, hep bakacaklar...

 

-Garanti.com.tr, iki tıka bir Porsche

 

-Terlikler Polaris, tebrikler Polaris

 

-Polaris aman... Polaris aman...

 

-Açınca kolanın turkalısını turkalaştı bu meşhur amerikan rüyası, Kola, Kola Turka

 

-Işığını yansıt Coca Cola Light

 

-Ooo Beko dı nı nıt dınıt dınıt

 

-Supeeer FM

 

-Türkçe pop yeah Türkçe pop aa, Powerturk

 

-Çokonat'ın lezzeti bambaşka

 

-Bonibon, Bonibon, kakaolu draje Bonibon

 

-Evy Baby, hüpper, Evy Baby, hüpper, Evy Baby hüpperemici...

 

-Bornozları giyeriz, tek sıraya gireriz... Dalin  

 

Taaa eskilerden (bunları hatırlamadığınızı söyleyin de genç görünün)

 

-Ho ho ho Hoover, süpürür döver, her yeri temizleyen Hoover Hoover Hoover :-)

 

-İşteee temizlik ferahlık sizlereeee hem de hiç kurulamadan durulamadan Marc!

 

-Ballerina Jif'dir benim adım bakın bana bakın, ıslanıp hemen temizleriiiim...

 

-Mintax'la canım Mintax'la...

 

-Vernel'leyin, yumuşacık olsun, Vernel'leyin, mis gibi koksun.

 

-Bonibon, mini mini çikolata Bonibon, çantada cepte Bonibon.
 

-Bir bilmecem var çocuklar, haydi sor sor, Eti Eti Eti
 

-Annecim annecim baksana, şampuanım bitmiş alsana, Dali Dalin Dalin şampuan...

 

-Popo, Popolin, Popolin Popolin kafaya...

 

 

AYIN ESİNLENMESİ:

 

Rodi Jeans’in kullandığı “İçinden çıkamayacaksın” sloganını yıllar önce Vitra yapmıştı… (Vitra İdeal banyo küvetleri için) Hatta bu fikir ve reklam Kristal Elma almıştı o yıllarda. Bir esinlenme daha. Burada slogandan birebir esinlenilmiş J

 

 

FİLMLERDEN UNUTULMAZ REPLİKLER:

 

Bir topluluğu kontrol etmek, bireyi kontrol etmekten kolaydır. Bir topluluğun ortak bir amacı vardır. Bireyin amacı ise her zaman için şaibelidir.
Dr. Murnau "Kafka"

 

Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Şimdi bunu anlamaya başlıyoruz...
Tyler Durden "Fight Club - Dövüs Klubü

 

"İtalya'da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet... Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans ayni dönemde var oldular. Oysa isviçre'de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat!...
"Harry Lime "Üçüncü Adam"

 

"Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar."
Calvero "Limelight"

 

 

AYIN SÖZLERİ:

 

Dostu severim ama düşman da işe yarar; dost gücümü gösterir, düşman da ödevimi. Schiller
Başarının formülü yoktur. Ama başarısızlığın formülü vardır: Herkesi birden hoşnut etmeye kalkmak. Nicholas Ray