|
SSCB
idaresindeki Doğu Bloğu dağıldığından bu yana, herkesin üzerinde anlaşmaya
vardığı tek konu, dünyanın ABD'ye kaldığı gerçeğidir. O günden bu yana, ABD,
karşısında kendisine direnebilecek birisi olmadığını bilen mahalle
kabadayısı gibi bağırıp çağırmakta ve "var mı bana yan bakan?" naraları
atmaktadır. Bırakın yan bakmayı, düz bakan bir gücün olmadığı da kesin.
"Ağır ol birader. N'apıyon sen böyle?" demek bir yana, "Helal olsun, az bile
yaptın. Sen tut iki tane de ben vurayım. Hatta, gel, birlikte önümüze gelene
bir tekme oynayalım" diyen bir destekçi gurubu da var.
ABD'nin tek başına dünya lideri olması, bir kaç ülke dışında herkesi
rahatsız ediyor. İngiltere dışındaki bütün Batı Avrupa ülkeleri, Doğu Bloğu
ülkeleri, Rusya, Çin ve Japonya bu durumdan son derece rahatsız. Bu ülkeler,
dış siyasette teslimiyetçi olmayan, kendi çıkarlarını başka bir devletin
dümen suyunda aramayan, onları korumaya yönelik onurlu ilişkiler kurma
konusunda hassas oldukları için, rahatsız oluyorlar.
ABD'nin güç kullanma konusundaki rahat tavrı, bu rahatsızlığın en önemli
nedenlerinden biri. Çünkü "ya dediğimi yaparsın, ya da döverim" dayatması
ile karşı karşıya kalınıyor. Rusya, Çeçenlere karşı güç kullandığı için
eleştiriliyor. Çeçenler Rusya Federasyonu'nun vatandaşıdır ve Rusya,
tiyatro, okul, metro istasyonu gibi sivil hedeflere saldıranlar ile onlara
destek veren "kendi vatandaşlarına" karşı şiddet uygulamaktadır. ABD ise
şiddetini ve terörünü başka devletler ve halklar üzerinde uygulamaktadır.
İki olay arasında oldukça ciddi bir fark var. Tabii ki insan ölümü, hangi
yolla ve gerekçeyle olursa olsun, elbette savunulabilir bir şey değil. Ben
de savunmuyorum. Ancak, burası böyle bir dünya.
AB'nin kuruluş amaçlarından bir tanesi, pek belirgin olarak göze çarpmasa
da, iki kutuplu dünyada (ABD-SSCB) üçüncü bir güç merkezi oluşturmaktı.
Çünkü BM ve NATO, aslında ABD'nin kuruluşlarıydı ve Avrupa'da bu durumdan
rahatsız olan büyük bir kesim vardı. Her iki kuruluş da ABD'nin önayak
olduğu oluşumlardı ve gizliden gizliye ABD çıkarlarını koruyordu. BM
zamanla, belli bir denge kurduysa da bağlayıcı ve etkin bir kuruluş olmaktan
giderek uzaklaştı ve etkisizleşti. Ancak şu var ki G7+Rusya'nın ortak çıkarı
söz konusu olduğunda ciddi bir etkinlik sağlayabiliyor. Bu durumda da aklıma
Orwell'in "Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazıları daha eşittir" yasası
geliyor.
Artık
AB'nin, ABD'ye karşı politik ve askeri bir güç oluşturamayacağı anlaşıldı.
ABD karşısındaki en büyük ekonomik güç olduğu ise tartışmasız bir gerçektir
ki AB'nin ortak para birimi olan Euro'nun kullanılmaya başlamasından bu
yana, Euro/Dolar kuru, Euro lehine çok iyileşti. Başlangıçta 1 Euro 0.85 USD
civarında iken bugün 1 Euro 1.30 USD seviyesinde. Daha da artar. Ancak buna
hem AB hem de ABD engel oluyor. Çünkü bu değerin artması ürünlerin dolar
bazında daha pahalı olmasına yolaçacağı için Avrupa mallarına olan ilgiyi
azaltacaktır. ABD açısından ise daha fazla itibar kaybetmek demek. AB'nin
bir önceki ismi AET idi. "Avrupa Ekonomik Topluluğu". Yani ekonomik bir yapı
olmayı hedeflemişlerdi. Şimdi ise isim Avrupa "Birliği" oldu. Tıpkı Amerika
"Birleşik" Devletleri gibi, Tıpkı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler "Birliği"
gibi. Yani siyasi, askeri ve ekonomik bir yapı oluşturmayı hedeflemiştir. Şu
anda bu hedef oldukça uzak görünüyor. Çünkü, üyeler birbirleriyle her konuda
tam olarak anlaşamadıkları gibi, ABD'deki gibi devletlerüstü federatif bir
güç söz konusu olmadığı için ortak hareket kararı alınamamaktadır.
Euro'nun bu kadar değer kazanması neyi gösterir? Dünyada Amerikan
hegamonyasından rahatsız olan büyük bir kesimin var olduğunu. Onlar ABD
dolarının yerini alabilecek, güçlü, istikrarlı ve güvenilir bir paranın
ihtiyacını duyuyorlardı. Euro, onlara tam da istedikleri şeyi verdi. Önce
Venezuela, ardından Irak, petrolü Dolar yerine Euro üzerinden
pazarlayacaklarını söyledi. Bu iki ülkenin bazı ilginç benzerlikleri var.
İkisi de dünyanın en önemli petrol ihracatçılarından. İkisi de USD yerine
EUR kullanmaya karar veriyor. Bu kararın ardından Venezuela, bir anda iç
karışıklığa düştü. Kamyon şoförlerinin grevi hükümeti istifaya götüren bir
sürecin lokomotifi oldu. Irak halkı ise Saddam gibi eli kanlı olduğu kesin
bir diktatöre karşı ayaklanmadı. Hem de her türlü provokasyona rağmen.
Ülkeyi içten halledemeyeceğini gören ABD sonunda Irak'ı işgal etti. Hala
"Kitle İmha Silahı" arıyorlar. Eğer yeteri kadar toprağı kazıp Teksas
yakınlarından çıkarlarsa bulabilirler. Belki Venezuela'yı da işgal ederdi.
Ama gerek kalmadı. Latin Amerika ülkelerinde sabah erken kalkan darbe
yapabilir.
Istanbul'da yapılan NATO zirvesiyle hemen hemen aynı zamanda, çok az dikkati
çeken bir zirve de Kazakistan'da yapılıyordu. Kimler vardı bu zirvede?
Ruslar, Kazaklar, Çinliler, Moğollar ve Afgan'lar. Afganlar mı? İyi de orası
Amerika işgali altında değil mi? Öyle.
Haritayı açıp baktığınızda bu 5 ülkeyi aynı renkle boyayınca karşınıza çok
ilginç demografik bilgiler çıkıyor. Örneğin toplam yüzölçümü. Örneğin toplam
nüfus. Örneğin toplam enerji (petrol, doğal gaz, kömür) ve tabii kaynaklar
(madenler). Örneğin askeri ve nükleer tesisler. Örneğin uzay üsleri. Örneğin
okumuş, nitelikli işgücü.
Kazakistan, Rusya Federasyonu'nun ardından en büyük yüzölçümüne sahip SSCB
ülkesidir. SSCB'nin uzay üsleri Kazakistan'dadır. SSCB'nin dağılmasının
ardından ABD, Rusya'ya yapmış olduğu yardımın 10 katından fazlasını
Kazakistan'a yapmıştır. Çünkü Kazakistan önemlidir.
Öte
yandan, Rus halkı, bir zamanlar dünya süperi olan bir ülkenin vatandaşları
olarak saygı görüyorken, şu anda bulundukları durumun ezikliğini yaşayan bir
halktır. Ekonomik nedenlerle yapmak ve katlanmak zorunda kaldıkları
şeylerden son derece rahatsız olmaktadırlar. Nataşa olarak anılmak onlar
için de ciddi bir sorundur. Ancak, Ruslar yine de bir süper güç olma
adayıdırlar. Çünkü altyapıları vardır. Bu altyapı nitelikli içgücüdür. Doğal
kaynaklar konusunda çok zengindir. Ulaşım altyapısı da yaygındır. Rusya'nın
tek ihtiyacı olan şey yüksek teknoloji ve disiplinli
bir yönetimdir. Gorbaçov ipleri elinde tutamadı. Yeltsin alkolik ve depresif
bir kişilikti. Putin ise agresif, ancak disiplinli bir lider. Dahası, halk
desteğini arkasına almış bir başkan. Ruslara, komünist olmayan bir süper güç
olma hedefi veriyor. Rus halkı da bu hedefi şiddetle arzu ediyor.
Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna ile sınırları kaldırdı gibi. Azerbaycan ile
sınır sorunlarını çözdüler. Kazaklarla aralarındaki Hazar Denizi sorununu
çözdüler. Özbeklerle ve Türkmenlerle de çok iyiler. Eski SSCB'den geriye
kalan 3 altık cumhuriyeti Estonya, Litvanya ve Letonya ile pek anlaşma
şansları yok gibi geliyor bana. Ermenistan'da mafya ve kanyak, Gürcistan'da
ise şaraptan başka bir şey yok. Tacikistan ve Kırgızistan yalnızca ucuz ve
niteliksiz iş gücü demek. Rusya daha önemli iki - üç ülkeyi kazanmak
peşinde: Çin, Moğolistan ve Afganistan.
Afganistan neden önemli? Buna yanıt verebilmek için coğrafi haritaya bakmak
gerekli. Ortaasya petrollerinin ve doğalgazının nakli, bu kaynaklara sahip
ülkeler açısından çok ciddi bir sorundur. Afganistan bu kaynaklara sahip
olan Türkmenistan ve Özbekistan'a komşudur ve petrol ile doğalgazın, büyük
miktarlarda ve kolayca taşınabileceği deniz ile arasında yalnızca Pakistan
vardır. Üstelik Afganistan ve Pakistan ile İran sınırındaki coğrafya, boru
hattı geçirmek için son derece elverişlidir.
Rusya, ekibini hızla topluyor. Üstelik silah zoruyla değil, gönüllü olarak.
Yakın bir zamanda, ABD'nin karşısına süper güç olarak çıkması hiç şaşırtıcı
olmamalı. Rusya, artık kapitalist bir ülkedir ve "özgür dünyayı tehdit eden"
korkulu bir rüya olma durumunda değildir. Bu nedenle, ABD'nin karşısında
dengeleyici bir gücün bulunması zorunluluğuna inananlar için, engellenmesi
gereken bir güç değildir.
Dünyanın ABD'yi dengeleyecek bir süper güce ihtiyacı vardır. Bu bir tek ülke
mi olacak, yoksa bir birlik mi, bunu görecek kadar yaşayacağız.
Şimdi,
Rusya'nın kopyalanamaz bir nükleer silah iddiası var ortada. Şüphesiz ilginç
bir iddia. Kimsede olmayan ve gelecekte de olmayacak olan bir teknoloji ...
Deli, deliyi görünce sopa saklarmış. Eğer yaşadığımız "global" kudurukluğa
engel olacak ise, o kadar da kötü bir gelişme olmasa gerek. İsterdim ki
silahlanmaya gerek olmasın. Soğuk savaşın sonunda, Doğu Bloku'nun
dağılmasının ardından, belki de bütün dünyanın gerçekleşeceğine inandığı
hayal buydu. Gördük ki hayalimiz, kabusa dönüştü.
Dedim ya; Burası, böyle bir dünya.
|