Muson Ruhları

Seven


Aynı buluttan çıkmıştık yola ;

Uçan bir “Pamuk” tarlası ,

Saf ruhların anasından doğup ,

Atlamıştık paraşütsüz .

 

Bilmiyorduk ki başımıza gelecekleri !!!

 

İki “Yaramaz” çocuk ,

Gökyüzündeki en beyaz bulutun yavruları ,

Galonlarca gözyaşının en temiz iki damlası ;

Hedeflerimize doğru hızlandıkça ,

Atmosferinde yanmaya başlayınca Dünya’nın ,

Hayallerimizde çizdiğimiz resimlerle bezenmiş olmadığını gördük.

 

Duramazdık ;

Başlamıştı yolculuk !

Söz vermiştik ,

Biz , iki bulut damlası ,

İki saf su yağmurcuk ,

Yola çıkarken seçmiştik varacağımız yerleri ,

Bir Alageyik ve bir “Ceylan”a özenip .

 

Bir bulutun gözyaşlarında çiseleyen iki temiz çocuk ruh …

 

Hani bir gece ruyanda görüp ,

Sonrasında anlatmıştın ya bana ,

Ödüllendirilecektik birgün ?

 

Peki , uğruna ,

Hangi bedelleri ödeyecektik ?

Değecek miydi ?

 

Yağmur …

Sağanak …

Onlarcası arasında ,

İki damla ,

Biri “Huysuz” .

 

Ağlayan bir bulutun dokuz yıl arayla , gülerek doğmuş iki çocuğu .

Hızla ilerliyorlar hedefleriyle çarpışmaya ,

Durmaları imkansız artık ,

Belki yola çıkarken yazıldı alınlarına varacakları yerler ,

Belki de yıldızlar çizdi rotalarını ;

Seçtiler veya seçildiler ,

Ödüllendirilecekler .

 

Ara sıra saptırmaya ,

Döndürmeye çalışsa da arsız ruzgar yollarından ,

Yazgıları belli doğuştan ;

Daima önde gidecekler !

 

O gün gelecek !

Kimbilir ne yorgunluklarla yazdığın bu cümle gerçeğe dönüşecek ,

Ve kapıyı açmayan Sen olacaksın feleğe .

 

Gün gelecek ,

Yola çıktığımızdaki Biz’leri özleyecek ,

Ama açamayacağız kilitlerimizi ,

İndiremeyeceğiz kalkanlarımızı , birbirimize bile .

 

Yolculuğumuz boyunca ,

Onca badirenin yıpratmışlığı ;

Hedefe koşarken aklımıza çelmeler takan ,

Zaman zaman peşinden savrulduğumuz , insancıkların ,

Saf yüreklerimize bırakmayı denedikleri izler ..

Zemzemle yıkansa çıkmayacak acı lekeler ..

Hırslı kanser hücreleri gibi yüreklerimizi kemirecek ,

Fakat asla ele geçiremeyecekler !

 

Karşılaştığı her “Bebiş”te , hep , o beyaz ışığı arayacak gözlerimiz ,

Yüreklerimizde ta en başında yandığındaki gibi ..

Ve bir daha hiç bir zaman , öylesi çarpışıp ,

Birer şimşek olamayacaklarını ,

Birleşip kıvılcımlar çakamayacaklarını da bilecekler !

 

Gün gelecek ,

Ayrı ayrı mekanlarda ,

Ayrı ayrı zamanlarda ,

Ağlamak isteyeceğiz , sarılıp !

Lakin ,

Tıpkı ,

Aynı mekanda ,

Aynı zamanda olup ;

Kimi zaman omuz , kimi zaman dizimizde ,

Ayrı ayrı ağladığımız gibi ,

İzin vermeyecek ,

Yola çıkarken farklılaştırılmış yazgılarımız “O An”da kavuşmamıza !

 

Sonsuza dek hatırlayacağız ;

Yıllar süren yolculuğumuz boyunca ,

Sadece bir kez ;

“Güneş’in ışıklarıyla kavrulurken ,

Annemizin gözyaşlarına hasret kalmış yaprakların duygularını anlatırcasına ,

Yaşarcasına” ;

Uzanıp ,

Birbirimize ve Aşk’a kanışımızı !

 

Sonsuza dek özleyeceğiz “O An”ı !

 

Sonra ;

“Uyanın “ diye haykıracak yazgımız ;

Ardından ,

“Unutun” diye bağıracak hemen ertesi gün !

“Sizin birer amacınız var ,

Yola çıkarken seçtiniz hedefleri ,

Söz verdiniz ,

Duramazsınız burada “ diyecek !

Ve başlayacak ayrılık oyunlarına ..

 

Yolculuk sürüyor …

Yağmur sağnak …

 

İki çocuk bulut damlası ,

Muson semalarında .

 

Aslında biliyordu annemiz ayrı yerlere varacağımızı ,

Biz seçmiştik hedeflerimizi !

Ama hiç birimizin bilmediğini bilen ,

Tek bir güç vardı …


 

Tanrı !

 

Biliyordu ,

Ayrı yerlerde ,

Aynı şeye varacağımızı !

 

Tanrı Aşk’ı yarattığında ,

Birde senaryo yazdı ruhlar için ,

Temasının ne olduğunu ondan başka bilen yoktu ;

Ve bulutlara , ruzgarlara , yağmurlara da roller biçti ,

Aslolansa Aşk’tı !..

 

Yüzyıllar ruhların başlayan ve biten ,

Ama hedefe varılamayan yolculuklarıyla doldu .

 

Bir lunaparktı Dünya ,

Ruhlar da bedenlendirilip içeri salınmış birer çocuk ;

Kimi karanlık korku tünellerine girdi kaldı ,,

Çıkanlar içeride bulduklarını dışarı saçtı ..;

Kiminin başını döndürdü tepeden bakmak diğerlerine ,

Oturup kaldılar dönme dolapta ..

Kimileriyse sadece bilet kesip ,

Tahsildar ilan ettiler kendilerini ..

Bir de sadece eğlenmeye gelenler vardı ,

Diğerlerinin gözünde akıllarından hastaydı onlar ..

 

Oyun sahnelenmekteydi kuralcı ama kuralsız !

 

Bazen kendi sufleler verdi Tanrı , duyabilen kulaklara ,

Bazen suflörler yolladı sağır sultanlara .

 

Zamanla araçlarını amaçlarıyla karıştıran ,

Bedenlerini var ve önemli sayarak çoğalan ruhlar ,

Birşeyden vazgeçemediler asla !

“O An”ın özleminden ..

Çünkü nakitleri yetmiyordu satın almaya !

 

Anlayamadılar neyi özlediklerini !

 

Aslında Tanrı ,

Aşk’a olan aşkını ,

Ruhlarla yaşatmaktaydı !              


 

Yağmur yüzyıllardır sağanak …

Bembeyaz bulutun iki damla gözyaşı ,

Artık birbirinden çok uzak .

Dünya’da daha fazla vakit geçirdikçe ,

Kapıldılar vasat döngülere .

 

Ama içlerinden mi  , göklerden mi geldiği bilinmeyen bir ses ,

“Ben buradayım çocuklar!” diyor !

Buralara ait olmadıklarını unutturmuyor !

Bedenlerini kanser gibi saran Dünya nimetlerinin ,

Aslında bir illüzyonlar zinciri olduğunu hatırlatıyor !

 

O ses hiç susmasın !

 

Birgün iki damla bulut yaşı ,

Yolculuklarının sonuna gelip ,

Hedefe varacaklar !

Ve “O An” ,

Yolculukları boyunca en büyük ikinci mutluluğu tadarak ,

Bütün hayatları boyunca merak ettikleri ,

Bir damlanın okyanusa düştüğündeki ,

Hem kayboluş , hem buluş hazzını yaşayacaklar !

 

Tanrı’nın aşk deryasında birbirilerine ve herşeye ,

Boğulacaklar !

 

Sağanak da olsa ,

Yağmur dinecek bir gün !

Biliyorum “Neden?” dediğini ,

Duyuyorum “Niçin bitmeli?” deyişini .

 

Tanrı olsam bitirmezdim !

 

Ama biz ruhlarını unutmuş insanlar için ,

Her sağanak bir gün durmaz mı ?

Her Gece’nin Gün’ü doğmaz mı ?

 

Tanrı olsam Gün’ü doğdurmazdım !

Hergün iki defa birbirilerine hasretle sarılıp ,özlemle ayrılışlarına şahit olmaktansa ,

Sonsuza dek kavuştururdum Gündüz ve Gece’yi !

Ve “O An”da durdurup ,  öldürürdüm hasret için zamanı !

 

Umut bize mi aittir Tanrı’ya mı ?

 

Herşeyi insan için var sayarız ;

Peki bir hücre ,

İçinde yer kapladığı dokunun varlığına mı hizmet eder ,

Yoksa varsaydığı kendi saltanatına mı ?

 

Bembeyaz bulutların her ağladığında bu Dünya’ya yolladığı ruhların da görevleri , Ayrı ayrı yerlerde ama aynıdır aslında .

 

İçinde yaşayacakları dokuya hizmet etmek !

 

Ve bunu Aşk’la süslemek .

Zaten bedenlerini geride bırakıp dönerken ,

Annelerine götürüp gösterebilecekleri tek şeydir Aşk !

 

Bir gün tüm sağanaklar bitecek diyemiyorum !

Çünkü Tanrı değilim !

Ama biterse ruh yağmurları ,

Sen ve Ben gibiler ,

İçlerinde durmaksızın konuşan o sesi ,

“O An”ın sesini ,

Kimin çıkardığını mutlaka göreceğiz “Gül’üm!”