|
Geçtiğimiz günlerde çok tanınan bir dergimizde, kafelerin
karşılaştırılması yapılırken bir karşılaştırma ölçütü olarak dress code
verilmişti. Medyada Türkçe'nin kepaze edilmesi örneklerine artık zafiyet
kazanmış aklım o noktada duruverdi. Yani nedir bu durum? Bari dergiyi
İngilizce çıkartın, dedim içimden. Oraya gidip giyim-kuşam durumu yazsan
(ki bu kullanımda ne kadar doğru bilinmez, ama en azından bize daha yakın)
derginin karizması mı eksilir.
Keza geçtiğimiz aylarda çok sevdiğim bir arkadaşımla bu konuyu
tartışıyorduk. Bana doğrudan Türkçenin düzgün konuşulması üzerinde ne
duruyorsun ki? Artık böyle kullanılıyor, dedi (Zaten yakında ülkenin
tapusunu da toptan teslim ederiz İngilizce konuşan ülkelere olur biter).
Vatan, millet düşüncelerini bir kenara bıraktım hadi ve direk şunu
düşündüm: biz hepimiz aynı gezegeni paylaşan canlılarız ve gezegen
üzerindeki herkes de eşit hakka sahip (teoride de olsa maalesef). Başka
bir insanın kendi yaşadığı yer üzerinde kendi dilini ve kültürünü ne kadar
geliştirme hakkı varsa, benim de aynı oranda var. Ama benim gidip kendi
gelişimimi reddedip, onun diline sulanmamım tek açıklaması olabilir:
Aşağılık kompleksi. Maalesef biz milletçe ne yerimizi, ne değerimizi
bilebiliiyoruz ve halen kendimizi üçüncü dünya ülkesi sayıyoruz. Bu
yüzyıllardan beri süregelen bir ruh hali. Tabii ki Batının gelişimlerini
takip etmemiz gerekiyor, ama bunu kendimizi bilerek yapabilseydik ve biz
de üzerinde yaşadığımız değerli toprakların kültürünü üretip, Dünyaya
sunabilseydik; şimdi kim kimin kapısında olurdu?
Hiçbir şey için geç kalınmış değil elbet ve bu konuya inananların çeşitli
posta gruplarında Ben Atatürk çocuğuyum diye hamasi laflar edip gek gek
gezinenlerinin ötesinde bir şeyler yapmasının vakti çoktan geldi de geçiyor bile. Biz derKi ekibi olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyor ve
bu yolda çalışmalar yapıyoruz. Ama bizimkisi 4. sayımızdaki yazımda da
bahsettiğim gibi kocaman bir duvara kendi tuğlamız kadar olabilir. Ama
herkes kendi tuğlasını koyarsa ancak o duvar oluşur ve kimse de gelip
bizim yerimize o duvarı örmeyecek, boşu boşuna beklemeyelim (bu konuyu
bilahare daha geniş yazacağım için şimdilik burada kesiyorum)
J
Bu
sayımızda fark edeceğiniz üzere dünyada gelişen politik olaylar gündem
konularımızı oluşturdu. ABD, Avrupa Birliği, Rusya, Irak ve hatta İtalya
bile nasiplendi yazılarımızdan. Bu noktada şunu belirtmemde fayda var:
derKi, konusu tamamen spiritüellik olan dergi değil. Yani alışılagelen
ölçüde spiritüel değil. Amma velakin bence gerçek spiritüellik yaşadığımız
dünyada yaşamanın sanatı olduğu için tam bir spiritüel dergi esasında.
Ayrıca gerçek hayattaki çeşitliliğe uygun olarak elimizin uzanabildiği
hemen her konuya uzanıyor ve yazarlarımızın kendi yaşam imbiklerinden"
geçirdikleri deneyimleri sizlerle paylaşıyoruz. Bu kişisel yaşam
imbikleri zaten derKinin esas tadını veren. derKi, nesnel bir dergi
değil bu bağlamda, 3. tekil şahıs dergisi de değil. Yazarların kendi öznel
düşüncelerine dayanan bir 1. tekil şahıs dergisi. Bunun altını özellikle
çizmek istedim.
Geniş ve kozmopolit bir platform olmamız nedeniyle zaman zaman
okurlarımızın, derKinin kimliği husunda kafalarının karıştığını da
izliyoruz. Bir spiritüel dergide böyle konunun ne işi var, Reiki
dergisinde o yazar yazar mı?gibi cümleler duymuyor değiliz. Eh derKiyi
reiki dergisi olarak nitelendiren arkadaşın sanırım yaklaşık 400 yazı içinde yeralan 4 yada 5 reiki yazısına bakıp Reiki dergisi ifadesini
kullanabilmesindeki bardağın dolu kısmını görebilme kapasitesini
alkışlarız.
J
Ama spiritüel dergide işe ne?" diyen arkadaşlarımıza da derKideki
spritüellik anlayışımı üst paragrafta çizebildiğimi umuyorum.
Bu
ay derKiye dünyaca ünlü isimler katıldı sizin de fark edebileceğiniz
üzere. Bu isimlerin bir kısmı derKiye direkt yeni yazılarını yollarken,
bir kısmı da mevcut yazılarını çevirip kullanma izni verdi (Gerçi o
yazıların hiçbiri Türkçeye daha önce çevrilmediği için her yazı yeni
sayılır). Bundan böyle her ay Umberto Eco, Paulo Coelho, Susana Tamaro ve
James Redfieldı derKiden takip edebileceksiniz. Bu isimlerle birlikte
yine Türk kamuoyunun yakından tanıdığı iki isim Prof. Dr. Orhan Kural ve
Işık Menderesin de yazılarını derKiden okuyabilirsiniz. Ayrıca derKi
yazarı Murat Özün babası emekli felsefe öğretmeni Mustafa Öz de aramıza
katıldı, kendisi dergimize hoş geldi.
İngilizce sayımızın yayınlanmasıyla çeşitli yabancı ülke kardeşlerimizden
derKinin uluslararası sayısında yazar olma talepleri gelmeye başladı.
İlerleyen zaman içinde derKinin Türkiye ve diğer ülke vatandaşlarının
ortak yazılar yayınlayabileceği uluslararası bir dergi olma yolunda
ilerlediğini ve tabii ki öncelikli hedef olan bizlerin deneyimlerini,
dünya vatandaşlarıyla paylaşabilmeyi gerçekleştirme" şansımızı yaratmaya
başladığımızı görmek inanın çok mutluluk verici.
J
İnşallah derKi gibi hem bu alanda, hem başka alanlarda daha birçok
faaliyet olur da bu duvar örülür.
Buyrun bakalım derKiye
Keyifle okuyun
.
|