Neymiş bu "Kitap Güncesi" dedikleri?
Kitap Güncesi, bir kitabı oluştururken alınmış notlar, anekdotlar, hatırlatmalar hatta çizimler ve kapak tasarımlarından oluşan bir tür yazar veya kitap günlüğüdür. Veya basitçe bir benzetme yapmak gerekirse, kitap günceleri sinemadaki kamera arkası görüntülerinin edebiyat alanındaki karşılığıdır. Aslında bir kitapla ilgili çalışma bittiğinde kitap için yazılıp çizilmiş her şey o kitaba ait dosyaya yerleştirilip unutulur. Ama beğendiği bir kitap hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak, okuduğu satırların yaratım sürecinde yazarın aklından geçenleri bilmek, o tozlu dosyaları açıp kitapla ilgili dokümanlara ulaşmak istemek de okuyucunun hakkıdır. Cem Şancı'nın kitapları hakkında tuttuğu günceler de
zaman zaman derKi'de yer alacak ancak on yıla yayılmış sekiz roman ve bu romanlar hakkında yazılmış, çizilmiş, çiziktirilmiş fikirlerin, o anda akıldan geçivermiş düşüncelerin, bazen defterlerin kenarlarına düşülmüş küçük ama ilgi çekici notların toparlanıp elektronik ortama aktarılması zaman aldığı için bu sayfanın yavaş yavaş, küçük küçük eklemelerle genişleyip zenginleştiğine şahit olacaksınız. Şimdilik küçük bir örnek olarak aşağıda, "Kızlar Âşık Olmaz" ile ilgili kısa bir günce bulacaksınız. 2003 Ekim ayında yayınlanan romanın kapak tasarımı aşamasında yazarının aklından geçenler ilginizi çekebilir. Kızlar Aşık Olmaz Eylül 2003 Sonunda sıra kapağa geldi. Önceki kitaplarımın kapaklarıyla ilgilenmek fırsatı bulamamıştım. Bu kez aklımda çok belirgin bir kapak konsepti var. Kızlar Aşık Olmaz'ın içindeki hikayeyi en güzel anlatacak kapak, bir kızın gözlerindeki keskin bir bakış olacaktır. Veya buğulu, şuh bir bakış... Ya da o masum, erkek kandıran bakış.... Kızların bakışları vardır ya, erkeklerin hayran hayran baktığı, diğer kızların düşmanca karşılık verdiği... Konuşması yasaklanmış, dili koparılmış kadının öfkesini akıttığı, gözleriyle konuşmayı öğrenmiş kadının dil verdiği, ses verdiği bakışlar... O bakışlardan birini yakalayıp, kapağa koymalıyım... *** Grafikerimiz Selçuk'a aklımdaki kapak fikrini anlatınca, bir kaç örnek hazırlamaya karar verdi. Aslında aklımdaki kapağı yeterince anlatamadım. Zira ben bile emin değildim, hayalimde dönüp duran görüntüyü kesin kelimelerle tespit edemiyordum. Ama Selçuk'un hazırladığı kapaklar gelince biraz daha yerine oturdu Kızlar Aşık Olmaz'ın görünüşü. İlk tasarımlarda kitabın ismi "Eyvah, Yine Kızlar Kazandı" olarak görünüyordu. Selçuk önceki kitaplarıma da yeni kapak tasarladığı için, şimdilik hepsinin üzerinde ilk romanımın adını kullanmıştı.  Selçuk'un gönderdiği kapaklar, ne istemediğimi gösterdi bana. İki gözün bir arada yer aldığı kapak, ilgi odağını gözden kaçırıp kızın kimliğine yöneltiyordu. İlk iki kapak tasarımına baktığımda, bakışları değil, bir kızı görüyordum. Bu kız kim? Kaç yaşında? Adı ne? Ne iş yapıyor? Nereye bakıyor? kapaktaki bandın altında kalmış dudaklarında bir gülümseme mi var yoksa umursamaz bir yüz ifadesini mi saklıyor o bantlar? Kapağıma bakan okuyucumun aklını meşgul etmesini istediğim sorular bunlar değildi. Kapağın, üzerindeki gözlerin kimliğini, varlığını değil bakışları sorgulatmasını istiyordum. O nedenle, üçüncü tasarım daha ilk görüşte aklıma yattı. Tek bir göz ve onun üzerinden okuyucuya yansıyan bir bakış. Güzel fikirdi. Kimlik yok, sorgu yok, kapağın mesajını dağıtacak başka bir ilgi noktası yok. Zaten o bakışı tırnak içine almak da hoş bir espriydi. Bu tasarım üzerinde çalışmaya karar verdim ancak göz fotoğrafının kontrastını yükseltince, kaşların ve gözlerin üstündeki gölgenin birleşmesiyle, göz sanki bir kadına ait değil de, yapılı bir erkeğin gözüymüş gibi duruyordu. Bir de o fondaki pembe, herhangi bir kitabımın üzerinde asla görmek istemeyeceğim bir renkti. Gözlerini çok beğendiğim bir arkadaşımın fotoğrafını çektim. Romandaki kızların şeytansılıklarına gönderme olarak, göz bebeğinin yarısı göz kapağının altında kaybolmuş sinsi bir bakış yakalamıştım. O bakışı kullanmaya karar verdim. Önce kontrast vermeden, gözü canlı kanlı hali ile kapağa koyarsam, karşılaşacağım görüntü konusunda merakımı yenmeliydim. O noktada, iki farklı renk üzerinde Selçuk'un tırnak işaretleri ile yeni bir kapak ortaya çıktı.  Tasarımlar beğeni topladı ancak yine de içime sinmeyen nokta, en baştaki dağınıklık endişesiydi. Ekranın karşısına oturunca biraz oradan biraz buradan ekleyip kapağa okuyucunun ilgisini dağıtacak unsurular eklemiştim. Elimin ayarı kaçmıştı. O sol üstten gelen ışık neydi bir kere, canım kardeşim? Ben okuyucu olsam, bu kapağın karşısına geçip düşüne düşüne sıkılırdım... O ışık nereden geliyor? Orada acaba karanlık, izbe, bakımsız bir evin yıkılmış, hasar görmüş ahşap duvarlarından odanın içine sızan güneş ışığı huzmesi mi vardı yoksa birisi kapağın üzerine küçük bir spot ışığı mı yerleştirmişti? Ya gözün altındaki fon neydi? Ayrıca yazarın adı neydi? Turuncu kapakta ışığın altında kaybolan isim Cem miydi yoksa Lem miydi? Kapağı yapan kişi bile bu kadar sorunun altında eziliyorsa, okuyucuya bu ağırlığı yüklemek doğru olacak mıydı? Hayır. Ayrıca, internet topluluklarında açık sözlülüğü ve keskin tespitleriyle bir asi karaktere dönüşmüş, Author rumuzu ile tanınan yazar bir arkadaşım da kapağı görmüştü. Kapak konusundaki sohbetlerimizden birinde tüm sakinliğiyle "Aşkla gösteriş arasında kalmış, yeter yerine lükse koşmuş, en iyiye değil en fazlasına göz diken kızlar vardır. Hani otuzlarını geçince eskiyen bedenleri yüzünden kocaları genç kızlar bulup da bunları boşayıverince ortada kalırlar ya, sen de romanını mutlu edecek tasarımı aramak yerine kapağa en fazlasını doldurmanın tasasına düşmüşsün gibi görünüyor. Kitabın sonu sakın o ortada kalan kadınlar gibi olmasın?" diyince, ilk başta beğendiğim sade tasarımın önemini bir kez daha hatırlamıştım. Elimdeki göz fotoğraflarını Selçuk'a gönderdim. Daha önce beğendiğim kapağın fonunu pembeden turuncuya çevirdik. Bu sırada gözdeki ifade hakkında da şüphelerim oluşmuştu. Sinsi, şeytansı bir bakış değil, melek gibi bakan, sevgililerini kandıran, kimsenin üzerine toz kondurmayacağı o örnek kızların bakışları kapağın üzerinde daha anlamlı olacaktı. Ve bir kaç saatlik uğraştan sonra, Kızlar Aşık Olmaz'ın kapağı artık hazırdı:  Kitap okuyucuyla buluştuktan sonra tasarım konusunda yanılmadığımızı anladık. Kapak beğeni topladı, okuyucuların gözü ve bakışı sorguladıklarını gördüm. Satışlar da iyi gitti. Ama tasarım sırasında çok büyük bir hata yapmıştık. Kapağın üzerinde, kitabın bir kurgu olduğunu, roman olduğunu anlatan hiç bir ifade yer almıyordu. Biliyorum, aman canım o kadar kusur kadı kızında da var, diyeniniz çıkacaktır şimdi ama sanki ilişkilerimizdeki sorunların, kadın ve erkek arasındaki açmazların, çıkmazların çözümünü veren bir kişisel gelişim kitabı yazdığımı sanıp programlarında reçete almak isteyen televizyoncuların, hatta daha kötüsü, kapağını açsa içinde roman olduğunu görecekken programdan iki dakika önce masasına bırakılan kitabı elinde sallayarak kızların ne yanlışını görüp de aşık olmadıkları sonucuna vardığımı soran program sunucularının ardından anlamış oldum ki, kapakta hata affetmez, Türk televizyonlarıysa hiç affetmez.... Maalesef... |