Bir ülke dilini koruduğu ve yaşattığı müddetçe varlığını sürdürebilir. Aksi takdirde, kültürel açıdan diğer ülkelerin etkisine girer ve bilimsel kimliğini zaman içinde kaybeder. Bir toplum geçmişini, geleceğini, geleneklerini, öykülerini, efsanelerini, türkülerini ancak ortak bir dille koruyabilir. Bugünün İrlanda'sı bile tekrar kendi lisanlarını İngilizceden kurtarma çabası içerisindedir. Fransa ve Almanyada İngilizce konuşanlar bile, çok mecbur kalmadıkça bu lisanı kullanmazlar. İspanyollar, tüm Güney ve Orta Amerikaya hakim olan lisanları ile gurur duyarlar ve onlarda İngilizceden hoşlanmazlar. Yabancılar bizim lisanımızı öğrensinler diye düşünürler. Oysa günümüzde 150 kelime ile Türkçe konuşan ve hayatında bir kitap bile okumamış 90-60-90; Türkçesi noksan televizyon ve radyo programı hazırlayıp sanatçı geçinen bazı mankenlerin başlattığı, şımarık, paralı zengin çocukları kanalı ile özentili bir isim yakıştırma ve seçme modası hızla yayıldı. Çarşı, sokak, işyeri, televizyon kanalları ve programlarının isimleri bile yabancı sözcüklerden seçilmesi bir marifet, bir üstünlük sayıldı. Böylece Türkçe adım adım kültür dili olma özelliğini yitirdi. Üniversitelerimiz bile eğitimlerini hızla yabancı dillere kaydırdı. Oysaki en iyi eğitim kendi dilimizde yapılabilir. Elbette yabancı dil öğrenmeye kimse hayır diyemez. Ama üniversitelerin amacı bir lisan okulu gibi İngilizce veya bir lisanı mı, yoksa gençlere başarılı bir kariyer için meslek derslerini hakkı ile öğretmek mi olmalı ? Sorusunun yanıtını aramak lazım.
Bazı yabancı kökenli kelimeler ilk bulundukları veya keşfedildikleri hali ile bir çok lisanda olduğu gibi Türkçe'ye yerleşmiş ve halk tarafından benimsenmiştir. Bunlara müdahale etmek yanlıştır. Örneğin İstiklal Marşı yerine (ulusal düttürü), hostes yerine (gök konutsal avrat) kelimelerini kullanmak kanımca doğru olmaz, benzer şekilde Türkçeye farklı lisanlardan alınıp, yerleşmiş olan şapka (Rusça), patika (Bulgarca), çikolata (Meksika dilinde), tekvando (Korece), otoban (Almanca), kanarya (İspanyolca), soba (Macarca), çay (Çince), vişne (Slavca), portakal (Portekizce), Şubat (ayı) (Süryanice) gibi kelimeler yerine yenilerini aramak kanımca gereksizdir. Ama Fransada olduğu gibi uluslar arası şirketler hariç dükkan isimlerinin yabancı dilde olmasına müsaade edilmemeli, Örneğin yerel bir lokantanın adı silverspoon olmamalı ! Şimdi bir dizi sorular sormak istiyorum. Alfabemizin temelini atan kimdir? (Kemal Atatürk), Alfabemiz kaç harften oluşur? (29), Türkiye İş Bankasını kim kurdu? (Gene Atatürkümüz), Türk Dil Kurumunun temelini atan kimdir? (Kemal Atatürk), Peki ülkemizin en büyük bankasının bastırdığı on binlerce broşürde, televizyon reklamlarında, gazetelerde günlerce yer alan maximum sözcüğündeki x de nedir ? Bunu sormak için telefon ettiğim İş Bankası Genel Müdür yardımcısı beni adeta azarladı. Bana mı düşmüştü tasası ? Peki Türk Dili Kurumu Yönetim kurulu bu konuyu tartıştı mı? Atatürkümüzün Türkçesinin ülkemizin en büyük kuruluşlarından birinin hiçe sayılması karşısında vatandaşların tepkisi ne oldu ? Arkadaşlarım Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ile kızkardeşi Esin Afşar ülkemizde yaşanan dil kirliliğinin getirdiği ve getireceği tehlikenin boyutlarını her fırsatta dile getiriyorlar ! Ama nafile ! En iyisi, üzüntümü ifade edecek daha ağır bir üslup kullanmadan, sözü Esin Afşara bırakayım. Bakın güzel Türkçemizin elden gittiğini mısralarında nasıl güzel anlatıyor. Bye Bye Türkçe !
Biz Amerikanofiliz Dilimizi ettiler kepaze Ortalıkta bir sürü şempanze Karıştırıp argo ve İngilizceyle dilimizi Unutmuşlar adeta kendi dillerini Nasıl diyorlar ? Eee, eee ! Ay, moon, moon, maymun Biz Amerikanofiliz. Unutmuş demeyi güle güle Bakkal Ahmet Bey bile Uğurlarken diyor bye-bye abla Gel de sen bu işi anla ! Dexter, timberlend, sebago Go, go, go Lokantalar, mağazalar, butikler Hepsinde Amerikan isimler Biz Amerikanofiliz. Yahu neredeyiz biz ? Bu şehir İstanbul mu ? Texas, New York, Hollywood mu ? Morning, morning nereye dostum ? Give empty, kafam bozuk ! Can opener ver şuradan Açalım da, içelim biraları, Bulalım kafaları Hayret birşeysin doğrusu Tamam mı ? tamam Oldu mu, oldu ! Yahu ne oldu ne oldu ? Ne oldu sana böyle ? Ralph Lauren gömlek istedim anamdan Bir araba laf işittim babamdan Birader bunlar kafayı yemiş Yerli malı giymeliymiş Vah vah ! durum kötü desene Babanı bir doktora götürsene ! A dostlar ! işte böyle Uzayıp gider bu hikaye Titreyip kendimize gelelim hele Kurtaralım kendimizi, kentimizi, dilimizi de ! Esin Afşar
Prof. Dr. Orhan Kural'a e-posta göndermek için kural@itu.edu.tr adresini kullanabilirsiniz.
|