YELSEFE

Erkekler kadınlara bakıyor, kadınlar da kadınlara bakıyor

 

İki arkadaşımla bahçede oturmuş, yazın son güneşinin altında sohbet ediyorduk, ikisi de erkek… Laf döndü dolaştı, bir arkadaşımızın çalıştığı mankenlik ajansına geldi. Onlar için çok cazip bir durum haliyle, gidip görülesi, oturulası hatta hep orada yaşanılası bir mekân, adeta cennet. Sonra düşününce aklıma geldi ki, benim için öyle değil, tamam erkek mankenler de var tabii orada bakılabilecek ama ben duruma o şekilde bakmıyorum, onların kadınlara bakarken hissettiklerini ben erkeklere bakarken hissetmiyorum, dolayısıyla da bakma ihtiyacı hissetmiyorum. Ben oraya gitsem erkek mankenlere bakmam, ya da en azından onların duygularıyla bakmam. Erkekler kadınlara bakarken neler yaşıyorlar kim bilir ki sadece bakmak yetiyor, başka hiçbir beklentileri olmasa bile güzel bir kadını izlemek, uzaktan bakmak onlara yetiyor. Bunun nasıl yettiği, onlara ne verdiği benim için muamma. Tanımadığım bir erkeğe bakınca ne zevk alabilirim ki ben? Kediye, köpeğe, kaplan yavrusuna bakmak farklı tabii, o zevkli. Ajansa gideceğim, önümden genç, yakışıklı erkekler geçecek, ben de bakacağım ve oraya hatta sırf onlara bakmak için gideceğim… Çok uzak bir fikir, bakacağım da ne olacak yani?

 

Düşününce başka bir şey daha fark ettim; ben oraya gitsem, erkeklere değil kadınlara bakarım. Ne giymiş, saçını nasıl yapmış, eğilince göbeği kat kat oluyor mu? Poposu düşük mü, neyle neyi giyip uydurmuş, göğüsleri sarkmış mı, selüloitleri var mı, cildinin bozukluğunu tonlarca makyajın altına mı süpürmüş vs. Beğendiklerimi belki kendim uygulamayı deneyeceğim, belki daha formda olmak için motive olacağım, belki onların kusurları bana kendimi daha iyi hissettirecek…

 

Ve fark ettim ki aslında kadınların neredeyse hepsi böyle. Ben bir erkeğe bakıyorsam, önce yanındaki kadına bakmış olduğum içindir. Bu kadının yanında nasıl bir erkek var, böyle bir kadını nasıl bir erkek beğenmiş ya da böyle bir kadın bu erkekte ne bulmuş olabilir diye bakarım ancak.

 

Hatta bir erkek ancak yanındaki kadının cazibesi oranında caziptir kadınlar arenasında. Dünyanın en mükemmel erkeğini yalnız ve bekâr gezdirin, kimse dönüp bakmaz. Ama hiçbir şeye benzemeyen, zekâca da fizikçe de fakir birinin yanına güzel kızlar koyun, ya da mutlu bir ilişkisi olduğu imajını yaratın, görün bakın, kadınlar adamın etrafını nasıl köpekbalığı gibi saracak, nasıl üstüne atlayacak. Kadınların en sevdiği oyundur bu. “Beni ona tercih etti, beni seçti, bak nasıl bozdum kadının oyununu, hani mutluydular… Yanında fıstık gibi kız varken, bak nasıl bakıyor arkamdan, parmağımın ucunu oynatsam avucuma düşer…” Erkekler de nedense hep bu oyuna gelip kadınların istediği gibi davranırlar. Ve tabii diğer neden de, ‘yanında böyle kadınlar varsa demek ki bu adamda gizli bir cevher var, bakalım neymiş’ merakı.

 

Kadınlar zaten aslında erkekler için değil, kadınlar için giyiniyor. Erkekler pek öyle kıyafetten, makyajdan anlamaz zaten. Pek çoğunun geleneksel zevkleri vardır. Annelerinin onlar küçükken giymekte olduğu ayakkabılar belki de onlara göre bugün bile en zevkli ayakkabı modelidir, lisede beğendikleri kızın artık demode olmuş saç modeli hala cazip geliyordur onlara, ya da kırmızı, sivri uzun tırnaklar, dişilik sembolüdür.

 

Bu durum bazen ilişkilerde değişiyor. Uç bir örnekle anlatayım, mesela erkek, annesinin tırnakları gibi sipsivri, upuzun, kıpkırmızı, aslında modası geçmiş tırnakları çekici buluyor. Sevgilisi de zamanında tırnakları o şekilde olduğu için dikkatini çekmiş. İlişki başlıyor, erkek kadını sahiplenmeye, kıskançlık-korumacılık dürtüsü ortaya çıkmaya başlıyor. Bu noktada erkeklerde genel bir düşünce tarzı oluşuyor, ‘ben neyi çekici buluyorsam bütün erkekler de öyledir’. Büyük göğüs seven erkek, bütün erkeklerin aynı yere bakıp aynı şeyi aradığını sanıyor mesela. Bu noktada kız arkadaşının tırnakları yüzünden bütün erkeklerin rüyalarını süslediğini düşünmeye başlıyor ve tırnaklar, kızın kendini pazarlama taktiği gibi etiketlenebiliyor ya da kesilmesi, başka renk yapılması isteniyor ki diğer erkeklere mesaj gitmesin. ‘Hoop arkadaş, tamam tırnaklar gitti, dükkân kapandı, sahibi var onun’, mesajı.

 

Dolayısıyla kadınlar, sadece erkeklerin beğenilerini hedefleselerdi, modayla, popüler tarzlarla bu kadar boğuşmalarına, bu kadar para, emek ve zaman harcamalarına gerek kalmazdı. Erkeklerin baktıkları, sadece giysinin içini dolduran, dikkat çeken hatlar. Gerisi kadınlar için oynanan kozlar. Gerisi kadınların kendini göstererek diğer kadınların gözünde üstünlük sağlamaya çalışması.

 

Aslına bakarsanız, makyaj da, giysi de erkekler için handikap. Makyajın temizlenmişini, giysinin de çıkmışını seviyorlar nasıl olsa. Makyajlı kadın beğenen erkeklere son yıllarda pek rastlamıyorum. İki kat astar, bir kat badana şekilde kapatılmış yüzlerden veya her yere bulaşan rujlardan pek haz etmiyorlar. Bu kadar itinayla kendini gizlemiş bir kadının boyasız halinin çok çirkin olduğunu düşünüyorlar çünkü.

 

Yazı her yöne yayılmadan bitirmek gerekiyor sanırım. Uzun lafın kısası: Erkek beğeneceğini ne giymiş veya ne giymemiş olursa olsun beğenir, aslında kadınlar, kadınlar için süslenir.

 


Sevgiliyi şekle sokmak

 

İlişkiler sürdükçe iki tarafın beğenileri daha açık bir hal alıp paylaşılmaya başlanıyor. Hem konuşuluyor, hem de başkaları hakkında yapılan yorumlardan elde edilen bilgiler referans alınıyor. Mesela kadın kısa saçlı ama adam gidilen filmlerde, sokaktaki kızlarda sadece uzun saçlı kızlara olan beğenisini dile getiriyor. E demek ki bu adam kadınlarda uzun saç seviyor. O zaman ne olacak? Saçlar mı uzatılacak? Ama neden? ‘Bende de olsun ki bu ihtiyacı karşılamak için sadece bana baksın. Ama beni sevip beğendiğinde kısa saçlıydım, neden öyle beğendi beni? Peki, başkalarında uzun saç, bende kısa saç mı seviyor acaba?’

 

Akıllı erkek bu tür sorulara cevap vermekten kaçınabilendir, çünkü böyle bir tartışmada asla doğru cevap yoktur, bilirsiniz. Bu durum iki cinsiyet için de geçerli, Tanıştıklarında adam göbekli ve kel, saç ektirtmesi, spor yapması mı gerekiyor, sürekli takım elbise, kravat giyerdi, şimdi kot bermudayla, sandaletle mi dolaşmalı? Ama sen adamı böyle tanımadın mı, böyle beğenmedin mi? O halini sevmedin mi?

 

İşte burada bence asıl konu ortaya çıkıyor. ‘Ben seni böyle beğendim, kısa saçlı. Çünkü sen kısa saçlı olmana rağmen diğer özelliklerinle beni öyle etkiledin, seni öyle sevdim ki, kısa saçlı olman kötü gelmedi, sana yakışıyordu, özeldin, farklıydın, güzeldin. Ya da ben seni severken saçının boyuna dikkat bile etmedim. Seni öyle, bir bütün olarak kabul ettim. Ama aslında ben kendimi bildim bileli, sapsarı, lepiska, yürürken oraya buraya ahenkle uçuşan saçlara hastayımdır. Seni çok seviyor ve beğeniyorum ama uzun saçlar da benim dikkatimi çeken bir etken. Başka kızlara bakmamam için sendeki eksiği tamamla. Ben başka türlü kendimi durduramam, bakarım, hele ilk heves geçip sen beni artık ilk günkü kadar heyecanlandıramıyorken. Bütün beğendiğim özellikleri kendinde tamamlarsan, belki benim poligam özelliklerimi de törpüleyebilirsin…’ İşte bilinçaltında yatan bu.

 

Peki, doğru mu? Buna ben yanıt veremem, her ilişkinin doğrusu yanlışı farklıdır, o ilişkiye özeldir. Eğer işe yarayacaksa, iki kişi de bu durumu kabulleniyor ve hoşnut kalıyorsa doğrudur işte, tartışmaya gerek var mı? Ama bir taraf bundan yaralanıyorsa, doğru değildir. Kısa saçlarla kendine bir imaj yapmış, kısa saçlı olmak onun yaşam biçimi, daha modern, daha özgür, daha sportif, daha rahat, daha bağımsız hissediyordu kendini kısa saçlarla, bu durumda sırf kocasını elde tutmak için saçlarını uzatmak sadece verdiği bir ödün değil, kişiliğine, kimliğine de hakarettir.

 

Peki değiştirdiğimiz, değiştirmeye çalıştığımız insanları, değişmiş halleriyle seviyor muyuz, ya da değiştirebiliyor muyuz? Orası da ayrı bir konu, başka zaman da onu inceleriz J

 
 

Sev yoksa gidiyorum!

 

Kadınlarda olan bir dürtü bu, konuya dikkatimi arkadaşım çekti, bu şekilde genellenebilecek bir davranış olduğunu fark ettim. (Terminal filminde bile vardı bu tema) İlişkilerde bir şeyler yolunda gitmemeye başladığında, işler ayrılık noktasına hatta evlilik planlarının yatması noktasında geldiğinde nedense hemen bir üçüncü şahıs çıkar ortaya. Kadınla ilgilenen, ona âşık olan, sevecen, düşünceli, nazik, cömert hatta mümkünse zengin birisi. Çiçekler bile gelebilir kapıya buket buket. Yani “ben harika biriyim, sen neler kaçırıyorsun, bak benim meraklım çoktur, al sana örnek.”

 

Hatta bu üçüncü şahıs, ne tesadüfse, asıl erkeğin yapmaktan kaçındığı şeyi yapmak isteyen biridir. Mesela adam çocuk mu istemiyor, öteki adam çocuklara bayılıyor ve hemen işe koyulmak suretiyle en az dört tane peydahlamak istiyordur, esas oğlan evlenmek mi istemiyor, bu yeni adam hemen evlenmeye hazırdır ve esas kızımızın yıllardır aradığı ‘evlenilecek kadın’ olduğuna kesin karar vermiştir. Acıklı bir tavır aslında. Üçüncü şahsın sonu belli, figürasyon yapıp zamanı geldiğinde çıkacak oyundan, sadece kullanılıyor ve rolünü tamamladığında gidecek (kendisi bilmiyordur muhtemelen). Ama misyonu bu ve diğerleri barışınca da görevi tamamlanmış olacak. Sistem bu şekilde çalışıyor çünkü.

 

Kadınlar bu oyunu sahnelerken erkeklerin genlerine nakşolmuş rekabet duygusundan faydalanırlar ve çoğu zaman da işe yarar. Kadınını başkasına kaptırmak üzere olduğunu fark eden erkek onun aslında ne kadar değerli olduğunu başka bir erkek sayesinde fark eder ve kaptırmamak için gerekeni yapmak zorunda kalır. Artık kadının isteyip de koparmaya çalıştığı şey her neyse, evlilik mi, nişan mı, kat mı, yat mı, çocuk mu… Bu plan o kadar çok erkek üzerinde başarılı olmuştur ki, işe yaraması için aslında ortada üçüncü bir erkek olması şart bile değildir. Kendine mesajlar atan, mailler gönderen, çiçek sipariş eden kadınlar bile tanıdım. İstediklerini de elde ettiler çoğu zaman, ama sonuna kadar mı? Pek değil! Yürümeyen bir ilişkiye yürütemezsiniz- Murphy kanunu J

 

Tabii bir de bu tür planların tezgâhlandığını fark edince enayi yerine konmaktan hoşlanmayarak tam ters bir tepki veren erkek türü de var ama bu tür erkekler belirttiğim gibi çok azınlıkta olduğu için üçüncü şahıs kullanarak rekabet arttırma planı genellikle çalışır.

 

Oyunu fazla abartıp ipin ucunu kaçıran ve figüran rolünde kalması gereken ikinci erkekle evlenmek zorunda kalan ama aklı hala esas oğlanda olan kadın türleri de vardır ki vah erkeklere diyorum, ikisine de… Bir gün onlar da uyanacak, iyi mi olacak kötü mü olacak bilemem tabii, onu seçim yaparken düşüneceklerdi.

 


Joker Erkekler

 

Bütün kadınların vardır, eğer sizin yoksa hemen bir tane edinin. Çok işe yararlar. Şaka bir yana, gerçekten de bu misyonu dolduran bir erkek grubu var. Misyonu tam olarak açmak gerekirse… Hmmmmm en iyi örnek şu: Kadın sevgilisinden ayrılır ve hemen eli joker erkeğe ulaşmak için tuşlara gider. Telefon veya klavye fark etmez. Bu erkekler onlar için 24 saat nöbettedir ve avutmak için ‘hazırol’da bekler. Sizden başka bir beklentileri yoktur, belki zamanında olmuştur, belki hiç olmamıştır, ama bu görevi isteyerek veya istemeyerek hayatın bir dönemecinde, bir şekilde üstlenmişlerdir.

 

Normal zamanlarda, her şey yolundayken, bir sevgiliniz varken ve mutluyken onu aramayacağınızı bilirler, ama yalnız hissettiğinizde, sarhoş olduğunuzda, sevgilinizle tartıştığınızda, kavga ettiğinizde ya da ayrıldığınızda hemen aklınıza jokeriniz gelecektir ve onu arayacaksınızdır. Size aylardır neden onu aramadığınızı ve sadece işiniz düştüğünde mi aramayı sürdüreceğinizi sormaz bile. Hatta kendisi depresif dönemlere girdiğinde sizi aramayı denemez bile. Bu sistemin tek taraflı ve ‘hep bana hep bana’ mantığıyla çalıştığını bilmektedir. Sitem yerine, hemen işbaşı yapar. “Hmm kimden ayrıldın, ne dedi, sen ne dedin…” türü sorularla konuya derin bir girişten sonra, canla başla uğraşarak derdinize derman olmaya çalışır, harika fikirler verir, vermese de sadece dinler… Bazen zaten sizin ihtiyacınız da sadece budur. Birinin sizi sadece dinlemesi, tartışmadan, olduğunuz gibi kabullenerek, yargılamadan, objektif bir bakışla, hem de düşman taraftan, karşı cinsten birinin.

 

Bunun bir de yüz yüze görüşülen türü vardır. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılır, birlikte eğlenilen, birlikte ağlanılan şeklinde… Birinci tür şu şekilde çalışır “ya ne zamandır görüşemedik, bi akşam çıksak diyorum, mesela bu akşam.” Meali: “Durum acil, yeni ayrıldık, anlatmazsam çatlarım”. Karşı taraf hiç sormaz bile, “Be kadın, bunca zaman nerdeydin, ne aradın, ne sordun, adamın peşine takıldığından beri bi gün olsun aklına geldim mi, hatırımı sordun mu da şimdi dadan düşer gibi ortaya çıkıp beni görmek istiyorsun?” Böyle bir adalet arama hakkı yoktur joker adamın. Bu gruptaki jokerlerle gezilir, eğlenilir, gidilmek istenen yerlere gidilir, sap kalındı ya, kavalye ihtiyacı belirdi aniden, gidilen yerlerde mümkünse parası da çektirilir, orada potansiyel erkekler varsa hemen o tarafa akılır. “Ben kalıyorum, sen dön istersen” cümlesi bile yetecektir icabında jokerden ayrılmak ve bir sevgiliden başka bir sevgiliye yatay geçiş yapmak için. Tabii bütün bu süre içinde dert yanılır, eski adam bol bol şikâyet edilir. Bu gruba ‘birlikte eğlenilen joker erkek’ diyoruz.

 

İkinci gruptakiler, birlikte ağlanılan ya da daha doğru bir deyimle omzunda ağlanılan jokerlerdir.  Bu türe ‘lavabo erkek’ de denebilir. Genellikle kadınlar tarafından salgılanan sıvılardan sorumlu joker erkektir ve bu grup da yüz yüze mesai yapar. Kadın iyice down sendromuna girdiğinde, moral durumu enkaza döndüğünde, deliler gibi içtikten sonra sarhoş olup kusmaya başladığında onu arar, ya da morali bozukken ve sinirler tiz tiz alarm vermeye başlamışken arar ve görür görmez salya ve sümüklerini itinayla omzuna transfer etmeye başlar. Bu durum pek çok defa tekrarlanır. Joker kâh eğlenceden çağrılır, kâh yatağından kaldırılır, o da türlü manevi bağlılık düşünceleriyle itirazsız gider her seferinde. Zaten gittiği için çağrılmaktadır, diğer gitmeyenlerin yerine… Erkek bu sulu ayinden illallah diyerek gına getirip istifa edinceye kadar bu rutin itirazsız sürer. Kadın başkalarıyla eğlenir, mutsuz olunca onu arar, kusar kusar ağlar ve işi bitince yollar.

 

Genellikle erkekler, kendilerine lavabo muamelesi yapan kadınlara âşık olmazlar. Eğer karşılıksız bir aşk durumu varsa, tabii ki umutla bu duruma dayanırlar ve bir gün birlikte eğlenilen erkek grubuna terfi etmenin hayaliyle yaşarlar ama böyle bir durum yoksa sizi oraya buraya kusmuşken, suratınız pancara kesmişken, salyanız sümüğünüzü yanağınızda bulmuşken gören birinin sizi beğeneceğini ve bir gün gelip âşık olacağını ummayın. Size karşı duyduğu, sadece acıma ve gereksizce bir sorumluluk hissidir bu ve zaten bir yerde de istifa edecektir. Telefonlarınıza çıkmamaya ya da size az içmenizi, sinirlenince sakinleştirici bir şeyler almanızı önermeye başladığında, bu erken ve kibar sinyalleri alın ve iki tarafın da iyiliği için sessizce o kişinin hayatından çıkın. Zaten eğer uzatmaları oynayıp limiti aşarsanız, lavabo erkeğinizin saygısını tamamen yitirmeye ve hatta dostluğunuzun bitmesine, ya da bir gece tek başınıza kendi pisliğinizin ortasında boğulmaya hazır olun. Bir gün kıskanç bir eş veya sevgilinin hışmına uğramanız da söz konusudur, kim sevgilisini böyle biriyle paylaşmayı kabul eder ki?

 
 

Strech film, yoğurt ve Nesquik

 

Boş vakitlerimde gitmek için kurslar arıyorum. Strech filmi etkin olarak kullanabilme ve bir şeylerin üzerine germeyi başarma, bardağa, etrafa saçmadan nesquik kutusundan, kaşıkla servis edebilme ve yoğurtların şeffaf kapağını açabilme kurslarına ihtiyacım var. Şeffaf yoğurt kapaklarını ancak bir kenarını dişleyerek açabiliyorum, bana yemeğe geleceklere duyurulur, neyse ki altında bir kapak daha oluyor ve o kolay açılıyor. Nesquik’i her zaman etrafa döküyorum çünkü kaşığı daldırıp içini doldurmakla bir sorunum olmamasına rağmen dolu kaşığı sarı plastik ambalajın kenarlarına çarptırmadan çıkartmayı başaramıyorum. Strech film konusuna hiç girmeyeyim, küfür içeren tümceler kurmadan anlatamayacağım çünkü J

 

 

 

KİTAP

 

Şeytan Marka Giyer
Lauren Weisberger - Altın Kitaplar - 446 sayfa

 

Andrea adında bir genç kızın, The New Yorker dergisinde yazmak için katlandığı iş deneyimi anlatıyor. Dergicilik işine ucundan köşesinden de olsa bulaşmanın ona istediği dergiye giden yolu açacağını düşündüğü için Miranda Priestly yönetimindeki Runway dergisinde, büyük ve korkulan patron Miranda’nın asistanı olarak işe başlıyor. Miranda’nın asistanı olmak kolay değil, en moda giysiler sürekli üzerinizde olmalı ve en imkansız işleri bile fazla soru sormadan en kısa sürede başarmalısınız. Miranda kesinlikle dayanılmaz bir patron. Andrea bütün bu maceraları içimizden biri gibi yaşıyor ve hissettiriyor. Moda dünyasının iç yüzünü görmek isteyenler için gayet hoş ve eğlenceli bir kitap.


 

 

FİLM


Terminal


Viktor Navorski adında bir yolcunun son derece saf ve sıradan beklentilerle başlayan yolculuğunun vardığı noktayı her anından zevk alarak izlemenizi sağlamış Steven Spielberg.

Catherine Zeta Jones’un filme kattıklarından belki de çok daha fazlasını, görevi formları kontrol edip damga basmak olan memur, catering firmasında çalışan görevli ve yerleri silen Hintli temizlik elemanı sağlamış. Herkesin iyi oynadığı, basit konusuna rağmen dikkatin kopmadığı film, izlenmesi gerekenler arasında.


Filmden Replikler:
Amelia : I have to go. (gitmeliyim)
Viktor Navorski : I have to stay. (kalmalıyım)
Amelia : Story of my life. (benim hayatım bu işte)
Viktor Navorski : Me too. (benimki de)
--------------------------------------------------------------------------------
Airport Construction Worker (Havaalanı inşaat ekibinin bir çalışanı)[watching Viktor build something on a wall they're supposed to be fixing] (Victor’un duvara bir şeyler yapmakta olduğunu görür) What's he doing? (Ne yapıyor bu?)
Karl Iverson : I can't ask him what he's doing. I'm supposed to tell him what he's doing. I ask him what he's doing and I'm gonna look like an idiot.  (Ona ne yaptığını soramam şimdi çünkü normalde ona ne yapması gerektiğini benim söylemiş olmam lazımdı. Şimdi ona bunu sorarsam salak durumuna düşerim.)
 

Fahrenheit 9/11
 

Güzel belgesel. Ama belgesel sinema salonunda izlenir mi? Ayılar hakkında olanını izlemiştik. Ama idiotlar hakkında olanı biraz sıkıyor. Seçime oynanmış bir film…

 
 

REKLAMLAR


Mc Donalds filmi ile Arko filmi. Çocuğun ağlaması ortak özellikleri. Birinde Mc Donalds logosunu görünce susuyor, diğerinde babasını…

 

Diesel, "we hate sales but we do it for you" , sloganını yaklaşık 2 yıl önce bahar indiriminde kullanmıştı.

JVC nin  reklamı akla hemen Diesel’inkini getiriyor.

 

Fiat’la başlayan (bisikletli Palio filmi), VW ile gördüğümüz (market arabası ve BORA filmi), en son da Kia ile tanık olduğumuz 'OTOMOBİLİNİ SEVME' fikri, birbirlerine fazla yakınlar…

 

FİLMLERDEN

İnsan kalbinin içinde mantık arayan avanaktır.
Ulyssess Everett McGill "O Brother Where Art Thou Nerdesin Be Birader"


Demiş Ki


Kimse korktuğu kişiyi sevmez. Aristo
Oldukları gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. - Anais Nin