Akdeniz insanıyla kuzey avrupa insanı arasındaki farktan bahsetmişken değinmeden edemeyeceğim. Ülkem insanına çirkin demek haddime değil ama, ben güzel insan, güzel ne demekmiş Finlandiya da anladım. Toplum olarak kesinlikle bir çirkin, eğri burun kompleksleri yok, olamaz da zaten.Kaydırak misali minicik hokka burunlarının yanında nüfusun yüzde 99 u açık mavi den, yeşil turkuaz ve laciverte uzanan renk kuşağında gözlere sahip. Boy ortalamasının da 1.80 de gezindiği düşünülürse sokakta çarptığınız rastgele birini kolundan tutup manken yapmanız olası. İnsan ilk içine girdiğinde Tanrım ben cennette olmalıyım! sendromuna kaptırıyor tabi kendini. Tabiki hemen ardından yurdum insanının aşikar olduğu, ama bir yabancının asla hoş karşılamayacağı bir moda kapılıyorsunuz. Güzele bakmak sevaptır abi Aman diyim, siz siz olun , finlandiyaya giderseniz ve güzellik estetik hayranı bir insansanız güneş gözlüğüyle dolaşın ki, kimse nereye baktığınızı anlamasın. Anadolunun bağrından kopmuş esmer halinizle zaten bir uzaylı endamıyla dolaştığınız için, teni kafası beyaz, kuzey topraklarında; trene bakan öküz misali bönn bakışlar attığınız her yerden dayak yemeniz mümkün. Kız erkek farketmiyor,bir dayak olayına kurban gitmeniz olası çünkü kuzey ülkeleri Europol un araştırmalarına bağlı olarak, dayak ve şiddetin en çok yaşandığı ülkelerin başında geliyor. İlk duyduğumda bende çok şaşırdım. Bu sesiz sakin kendi hallerindeki finliler evlerine girdiklerinde bir canavara mı dönüşüyorlar acaba diye gülüp eğlenmiştim de hatta. Gerçekleri sonradan öğrendim. Eğlenceyi ve etrafınızda konuşan insan hareket seven biriyseniz, Finlandiya size bir huzur evi ortamı yaşatabilir, o kadar sessiz çünkü. Sokağa çıkıyorsunuz ve ses yok. Nasıl yani demeyin, bayağa yok. Gerilim filmlerinde herşeyin sustuğu bir fırtına öncesi sessizlik sendromu vardır ya hani, işte orada yaşadığınız mod da tıpkısının aynısı . Bir noktadan sonra burası çok sessiz bir ses yaratmayalım diyip kendinizi kalabalıklara atıyorsunuz ve tabiki gece hayatına. Ve işte orada anlıyorsunuz o şiddet olayının nereden geldiğini. Gerçekten de günlük hayatını sessiz sakin geçiren, banka hastane kuyruklarında saatlerce uysal bir şekilde bekleyen (avrupa falan demeyin devlet hastaneleri her yerde aynı) finlandiya insanı, gece iş sonrası gerçekten de bir canavara dönüşüyor. Hem de bir içki canavarına. Ufak bir köy, nüfusu yüz bini geçmeyen bir yer olmasına rağmen sokak başı bir bira evi ya da pub bulabilirsiniz çünkü bu insanlar içkiyi inanılmaz derecede çok seviyor. İçki içmek artık günlük hayatlarının bir parçası haline gelmiş. Akşamları, özellikle de haftasonları sokakta naralar, çığlıklar atan insanlar hatta genç kızlar görmek kadar normal bişi yok oralarda. Sizde haftasonu dışarı çıktıysanız, eve dönüş yolunda kullanabileceğiniz tek vasıta sabahın 3üne kadar saat başı kalkan gece otobüsleri oluyor. Tüm gece param yoktu içemedim kafayı bulamadım derseniz hiç üzülmeyin, otobüsteki kokudan kesin sarhoş olursunuz. Bir yerden sonra o ağır kanyak kokusuna ve bir otobüs dolusu sarhoş insana alışınca eğlenmeye de başlıyorsunuz, hatta sizde biraz sarhoşsanız grup halinde sarhoş şarkıları söyleyen gruba eşlik edip eğlenebilirsiniz. Fince bilmiyorum demeyin, şarkı söyleyenlerin de ne söylediklerini bilmediklerine yüzde yüz eminim. Bu noktada okul kulüplerinin yaptığı tek organizasyon da içki dans seks partileri oluyor doğal olarak. Herkesin kendini kaybettiği bu partilerde, bu kadar güzel fiziği olan bir milletle eğlenmek de bir o kadar güzel oluyor tabi. Okul sonrası da genelde gençlerin yaptığı iki şey var zaten. İçmek ve buz hokeyi oynamak. Dünyanın en iyi buz hokeycilerinin buradan çıkmasının bir nedeni de bu zaten. Adamlar sarhoşken bile buzun üstünde profosyonellere taş çıkartacak dans figürleri üretebiliyorlar. Ve tabi bu kadarıyla da kalmıyor. Turku da çok özel bir gün var. Herkes dört gözle yılın bu zamanını bekler oralarda. Tüm halkın liseden mezun olurken aldıkları beyaz keplerini taktığı, tüm lise ve üniversite öğrencilerinin ders ve sınavlarının bittiği gün, Vappu. İçkinin serbest olduğu, herkesin istediği herşeyi yapmakta serbest olduğu müthiş bir gün. Oraya ilk adım attığım günlerde spiritüel yanımı okşayan Aura nehri , Vappu gününde tam bir eğlence ortamına dönüşüyor. Çünkü oralarda kimse kimsenin hayatına karışmadığı gibi Engellemiyor da, isteyen atlıyor nehre.Tabi biliyorlar ki, nehirdekileri toplamak üzere kurtarma botları bekliyor. Belediye bakmış ki bu iş olmuyor, önüne gelen atlıyor, nehre atlamaya bir ceza koymuş. Nehirde yüzme kararı verirseniz ciddi miktarda para ödemeyi de göze almış oluyorsunuz. O gün işte tüm şehir birbirine giriyor. Her yer içen kusan eğlenen insanlarla kaynıyor. Ve siz o sarhoş halinizle o kadar özgür oluyorsunuz ki. Tüm dükkanlar camları kırılmasın diye kepenk indirdiklerinden pek bir maddi zarar da yaşanmıyor. Benim için en eğlenceli kısmı, nehir kenarında atlayanları düşenleri izleyip eğlenirken ve bir yandan da şarkılar söylerken..gruptan ayrılıp bir başıma dolaşmaya başladım o sarhoş halimle.. Sonra baktım bir bisiklet var, atlayıp bisiklete dolaşmaya başladım. Hırsızlık diye bir kavram da olmadığı için de onlarda, bir gün bisikletiniz ya da başka bir şeyiniz çalınırsa merak etmeyin , bir sarhoş yanlışlıkla almıştır ve ertesi gün geri getirecektir. Okulda heryerde herkes herşeyini rahatlıkla ortada bırakabiliyor. Ben de ortama uyum sağlayıp kaptım bir elemanın bisikletini ve kendimden geçmiş bir halde ana caddenin ortasında yavaş yavaş bisikletime bindim. Bu kısım çok eğlenceliydi, ama en eğlencelisi kimsenin size laf etmeyeceğini karışmayacağını bildiğiniz bir özgürlükte mutlu olmanızdı. Bir ara arkama döndüm , ve benim ilkerlemi bekleyen yavaş ilerleyen tarfiği gördüm. O gün herşey serbest olduğu için arkamda bekleyen arabalarda bana anlayış gösteriyor korna çalmayıp yavaşça arkamdan ilerliyor ve kimbilir içlerinden yoldan çekilmem için ne dualar ediyorlardı. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi.Yaşına başına bakmadan bir şehir dolusu yaramaz çocuk, o gün çocuk olmaya karar vermiş ve akıllarına gelen her tür muzipliği çılgınlığı yapmaktaydılar. |