Lise 2’deyiz ve İngilizce dersinde okuduğumuz kitaplardan bir tanesi de Ernest Hemingway’in yazdığı “Farewell to Arms”, bizce (yani sınıfça) “Bye Bye to Guns” (kendimizi zeki ve esprili sanıyorduk o zamanlar, heyhaaat); Türkçe'ye de “Silahlara Veda” olarak çevrilmişti. Sınıfça hepimiz çok etkilenmiştik kitaptan ve tabi canımız öğretmenimiz Dicle Öldürülenoğlu’nun yaptığı ve bize yaptırdığı analizlerden de... Yağmur vardı orda da ve yağmur hakkında unutamadığım iki cümle girdi hayatıma. Taşıdım onları oradan alıp günümüze kadar, her yağmur yağışında içimden ya da dışımdan tekrarlayıverdim farkında olmadan aynı şeyi yaptığımı... “Rain brings disasters” (yağmur felaketleri getirir) ve “Rain purifies” (yağmur temizler (yıkama yağlama değil tabi ki)) ve her seferinde de merak ettim o anda yağanın ne yaptığını. Bazen dışarı çıkıp çılgınlar gibi zıpladım yağmurun altında, attım kendimi bir çukurdan diğerine (düz yolda pek zevkli olmaz bu işlem, bu yüzden belediyeler de sağolsunlar, her yerde bir kaç çukur bulundururlar biz keyifle zıplayabilelim diye), bazen camın önünde oturup saatlerce baktım yağmura, yağmurla ilgili şarkıları söyleyerek mırıl mırıl ve içime çektim yağmurdan sonraki toprak kokusunu (iki yıl önce 52 gün durmadan yağan yağmuru konunun dışında bırakıyoruz tabiiii, o, 53. gün kara dönüştü (havadan beyaz ve lapa lapa olarak yağan=snow); ben de karalar bağladım, canım muz ağacımı korumaya alamadım ve artık muz ağacım yok). Bizde de “berekettir” Aslında derKİ'deki misyonumu eğlendirmek olarak seçmiştim, zira önce seneler boyu öğrendim (bu arada hala öğreniyorum ve daha öğreneceğim çok şey var gayet iyi biliyorum, bıraktım filan sanmayın). Sonra hayatın beni getirdiği yer (irem ve emre'nin sahibi olma yerinden bahsediyorum, burası anlaşılmıyormuş ulu manitu öyle dedi), dolayısıyla bitirdiğim okulları tekrar bitirmek durumunda kaldım; hem de iki tur (umarım farklı fakültelere giderim, tekrar mimarlık ağır gelir diye düşünüyorum zira) ve bu arada da bol bol ciddi öğretici ve eğitici olmak zorundaydım(zaten yağmur da yağıyor, ağlarım ben şimdi halime ). Bu yüzden deee tekrar söylüyorum bundan sonra vallahi okurken eğleneceğiniz şeyler yazacağım. Eğer bu yazıyı gönderdiğimde editörüm yayınlanmasına karar verirse, yani köşe (köşe derler ya) hala benimse, ben bu hafta (kadın hala haftalık zannediyor) bu köşeyi aslında benim için çok önemli olan bir festivale ait bilgilerle kapatmak istiyorum (ben her zaman yazabilirim, ama bu festival yılda bir kez gerçekleşiyor, çok emek harcanıyor veee kaçırmamalısınız. Ben kaçırmamak için elimden geleni yapıyorum ve şimdiden 2 Ekim için otobüsteki yerimi ayırttım) (Yazının sonunda saçma hamişlerim yer alacaktır, ama bu program o kadar zekidir kiiii arada bir yerleri atlayıp, hamişlere varmak isterseniz, durumu kavrayıp hamişleriiiii yokedecektir , demedi demeyin) 10. Uluslararası Eskişehir Festivali başlıyor... Yıllardır İstanbul, Ankara ve İzmir ile sınırlı olan “uluslararası sanat festivalleri”nin Anadolu’daki öncülüğünü üstlenen Uluslararası Eskişehir Festivali, bu yıl 2-10 Ekim 2004 tarihlerinde arasında sanatseverlerle buluşuyor. İlki 1995 yılında Zeytinoğlu Eğitim, Bilim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen festival, 2001 yılından bu yana Zeytinoğlu Vakfı ile Eskişehir Kentsel Gelişim Vakfı işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Her yılın Ekim ayında düzenlenen festival 9 yıldır, %30 ‘u yabancı olmak üzere 2.907 sanatçı, topluluk ve orkestrayı ağırladı. Festival programı çerçevesinde bu yıl 9 gün boyunca: 19 gösteri, 4 atölye çalışması, 3 serginin yanı sıra film gösterimlerine yer verilecek. Bu etkinliklerin içerisinde 7 Klasik Müzik, 3 Caz, 2 Halk Müziği, 1 bale ve 1 müzikli gösteri, yetişkinlikler için 3 ve çocuklar için ise 2 tiyatro oyunu sahnelenecek. Konserler... 2003 yılında “Uluslararası Müzik Konseyine” üye olarak kabul edilen Türkiye, bu yıl ilk kez Uluslararası Müzik Günü’nü 1-2 Ekim 2004 tarihlerinde gerçekleştirilecek konserlerle Eskişehir’de kutlayacak. Festival 2 Ekim akşamı Carl Orff’un ünlü eseri Carmina Burana ‘nın seslendirileceği konserle başlayacak. Şef Naci Özgüç yönetiminde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu’nun katılımıyla gerçekleştirilecek olan konserde Carmina Burana, orkestranın yerini iki piyano ve altı kişilik vurmalı çalgılar grubunun aldığı farklı bir düzenleme ile sunulacak. İki piyanoda dünyaca ünlü piyanist ikiz kardeşler Ferhan ve Ferzan Önder’in yer aldığı konserin solistleri ise soprano Pervin Çakar ve çalışmalarını halen Viyana’da sürdüren bariton Güvenç Dağüstün. Güvenç Dağüstün eserdeki bariton partilerinin yanı sıra kontrtenor partisini de seslendirecek. Sanatçılara Festival Vurmalı Çalgılar Grubu eşlik edecek. Festival, bu yıl iki özel koroya da ev sahipliği yapacak: Uluslararası yarışmalarda ülkemizi başarı ile temsil eden Gökçen Koray yönetimindeki TRT İstanbul Gençlik Korosu ve “Romanya’nın kanatsız melekleri” olarak anılan Romanya Radyosu Çocuk Korosu. Festivalin kapanış konseri, yedi yıldır olduğu gibi Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı elemanları ve öğrencilerinden oluşan orkestra tarafından gerçekleştirilecek. Kapanış konserinde bu yıl, Devlet Konservatuarı Gençlik Senfoni Orkestrası üyeleri ise ilk kez böylesi geniş bir kadro ile yer alacak. Anadolu Üniversitesi Festival Orkestrasını şef Burak Tüzün yönetecek. Caz’ın farklı ritimleri... Halk Müziği ezgileri... Son yıllarda festivalde önemli bir yer tutan Halk Müziği konserleri bu yıl da etkinliğini sürdürecek. Kardeş Türküler ve usta yorumcu Arif Sağ eşsiz yorumları ile festivalin konukları olacak. İDOB’dan iki farklı çalışma İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Nil Berkan’ın sahneye koyduğu tek perdelik “Metroda” adlı baleyi sahneleyecek. Bale öncesinde İDOB sanatçıları Fransız şarkılarından oluşan bir de konser verecek. Yine İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Folklarama-Türk Büyüsü adlı eserle, 06 Ekim 2004 tarihinde izleyicisi ile buluşacak. Konuk ülke, İtalya... Uluslararası Eskişehir Festivali’nin “Konuk Ülke Programı”nın konuğu ise bu yıl, İTALYA olacak. 07 Ekim 2004 tarihinde, I Solisti della Scala topluluğu ve 08 Ekim 2004 tarihinde de Duo Arcadia di Roma Topluluğu Anadolu Üniversitesi Sineme Salonu’nda konser verecekler. Duo Arcadia di Roma Topluluğu, Bocceherini, Paganini ve Manuel de Falla’nın yapıtlarının yanı sıra F.B. Amendola’nın kendilerine ithaf ettiği eserin Avrupa’daki ilk seslendirilişini de gerçekleştirecek. Ayrıca bu program çerçevesinde İtalya sinemasından da örneklerin sunulacağı program, Ankara İtalyan Kültür Merkezi’nin katkıları ile hazırlandı. Usta kalemler, usta oyuncular Akbank Kültür Sanat Merkezi-Prodüksiyon Tiyatrosu, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, “Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış” adlı eserle festivalde yer alacak. Kent Oyuncuları ise festival kapsamında Martin McDonagh’ın yazdığı “İnishmorelu Yüzbaşı” adlı son yılların en çarpıcı komedisi ile sahne alacaklar. Geleceğin izleyici/dinleyici/sanatçıları için ... Çocuk Etkinlikleri bölümünde “İtalya” konulu bir resim yarışması düzenlenecek; Antalya Devlet Tiyatrosu’nun “Harikalar Mutfağı” ve Arama Tiyatrosu’nun “Kabus Yiyen” adlı oyunları sahnelenecek. Nihal Geyran yönetiminde tiyatro; Aydın Teker yönetiminde dans; Naz Erayda yönetiminde resim ve Tugay Başar yönetiminde müzik atölyelerinde çocuklar sanat yoluyla kendilerini ifade etme ve yaratıcıklarını sergileme imkanı bulabilecekler. Fotoğraflarla Festival... Anadolu Üniversitesi Spor, Sinema Salonları ve Atatürk Kültür Merkezi salonları, Eskişehir Hayal Kahvesi ve bu yıl Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan yeni Kültür Merkezi salonlarında düzenlenecek etkinliklerde, 10. yıl için özel tasarlanan Sokak Etkinlikleri ile salonlardan sokaklara da inilerek, festival coşkusu tüm hızıyla yaşanacak. Sanat etkinliklerinin düzenlendiği merkezlerden uzakta kalan semtlerde yapılacak mini dinleti ve gösteriler, daha geniş seyirci kitlesine ulaşılmasına katkıda bulunacak. Festivalin biletleri 18 Eylül 2004 tarihinde satışa sunuldu. Ayrıca her gösteri için gösteri günü, gösteri mekanında da bilet satışı yapılacak. Eti Plaza önü ve Anadolu Üniversitesi Sinema Salonu gişelerinden alınabilecek biletlerde, öğrenciler ve çocuklar için indirimler uygulanacak.
Ve tabii ki buraya hala sıkılmadan vardıysanız sağolun... |