Aslı adı “High Frequency Active Auroral Research Program” olan HAARP uzun süredir üzerinde konuşulan bir konudur. Türkçe’ye “Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı” olarak çevirebileceğimiz HAARP aslında daha önce bilinen ve Kutup Işımaları olarak adlandırılan bir olayın (Auroral kısmı buradan geliyor) yapay olarak gerçekleştirilmesi ile ilgili bir projedir. Auroral kısmını açıkladıktan sonra Yüksek frekans kısmını açıklayalım. Radyo dalgalarını biliyoruz. Örneğin “TRT-Radyo3 İstanbul’da 88.2 MHz üzerinden yayın yapıyor” dediğimizde bu dalganın frekansını da belirtmiş oluyoruz. Bu dalgalar çeşitli frekanslarda oluyor. Haberleşme amaçlı dalgalardan söz ederken Yüksek Frekanslı dalgalar 1.8 MHz ile 30 MHz arasındaki dalgalardır. Bunlar iyonosfer (atomların iyon halinde bulundukları atmosfer katmanı) vasıtasıyla dünyanın bir çok yerine ulaşabilirler. Bu katmalar gece-gündüz değişebilirler. (Eskiden Kısa Dalga radyoları geceleri daha rahat dinliyorduk, artık kısa ve uzun dalga radyolar kalmadı gibi, ancak meraklıları alıyor.) Şimdi gelelim HAARP’e . Dünyamız çok hassa dengelerin üzerinde durmaktadır. Son yıllarda , teknolojilerimizin iklimler üzerinde yaptığı etkiler açıktır. Bu dengeyi bozacak her türlü aktivite olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. İyonosfer de Dünya’nın üzerinde bir kalkan gibidir ve kendine göre dengeleri vardır. Bu katmanda iyonize olmuş olan atomlar, nötr kalan atomların ancak 500’de biri kadardır. Bu iyonizasyon da, bu katmanın gelen enerjileri soğurmasından kaynaklanmaktadır. HAARP’ın destekçileri, bu projede gönderilen dalgaların sadece iyonlaşmış atomlarla ilişkiye girdiklerini ve bu yüzden bu katmanda olumsuz bir tesire yol açmadıklarını söylemektedirler. Ancak, daha yüksek enerjide gönderilebilecek bir dalganın buradaki iyonizasyonu arttıracağı ve bu katmanın dengesini tamamen bozacağı kesindir. Bu şekilde, Güneş’teki fırtınalardan daha yüksek enerji taşıyan dalgaların gönderilmesi durumunda oluşabilecek olumsuzluklar hakkında ise çeşitli görüşler vardır. İklimlerin değişmesinden, depremlerin oluşmasına kadar bu tür teoriler ortaya atılmaktadır. Bu konu ile ilgili bir başka teori ise 17 Ağustos 1999’da ülkemizde olan deprem hakkındadır. Bilindiği gibi deprem esnasında ve öncesinde ateş topları görülmüştü. Deprem uzmanlarının bunların olabileceğini belirtmelerine karşın, bir çok araştırmacı bunların olması gerekenden farklı olduğunu ve olması olası depremin, daha küçük depremlerle şiddetinin azaltılmasını planlayan ve HAARP ile ilgili prensiplere dayanan bir deneyin sonucu olabileceğini söylemişlerdir. Özellikle ateş toplarının oluşumu fay hatlarındaki enerji boşalımına bağlı olabileceği gibi bu tür bir çalışmadan sonra da olabilir. Havanın iyonizasyonu bu bağlamda rastlanan bir olaydır. Hatta normal koşullarda, kutup ışımalarında olduğu gibi, sivri dağ zirvelerinde olabilmekte ve halkın oraya “nur indiği” söylentilerine de neden olabilmektedir. Ancak oluşan ateş topunun ve çıkan ışımaların niteliği farklı komplo teorilerine neden olmaktadır. Tabii bu görüşün ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecektir. HAARP projesinin etkisi olabilecek diğer olaylar arasında ozon tabakasının zarar görmesi, kutupların erimesi, haberleşmenin kontrollü ya da kontrolsüz olarak kesilmesi gibi olumsuzluklar da sayılabilir. Bunun dışında HAARP porjesinin düşündürücü bir özelliği daha vardır. Bu projede yüksek frekanslı dalgalar kadar çok düşük frekanslı dalgalarla ilgili de çalışmalar yapılmaktadır. Denizaltı haberleşmesi ile ilgili olan bu dalgaların, insan ve atmosfer üzerindeki etkileri halen tartışmalıdır. Bu tür dalgalarla enerji transferi de yapılabileceği düşüncesi konuyu çok daha karmaşıklaştırmaktadır. Üstüne canlılar ve atmosfer üzerindeki olumsuz etkiler de eklenince durum daha ciddi bir hal almaktadır. Burada HAARP’in ve çok düşük frekanslı dalgaların tehlikesine dikkat çekmiş bir bilimadamının da adını anmak gerekmektedir. Bu kişi ünlü matematikçi ve nükleer enerji mühendisi Tom Bearden’dir. HAARP’a olan karşı çıkışları ve Tesla vericileri ile enerji aktarımının tehlikeleri hakkında dikkat çeken Bearden çok farklı dalga türlerinin de tehlikelerinden söz etmektedir. Bearden’e göre, Süper Potansiyel Teorisi ve Scalar (vektörel olmayan) Dalgalar yeni gelişmekte olan, dip dalgalarına benzeyen yeni tür teknolojilerdir ve enerji iletimi ve silah olarak kullanılabilecek yöntemlerdir. Bu teoriye göre, uzaktan enerji göndermek ya da insanların üzerinde etki yaratmak olanaklı olabilecektir. Sonuçta gerek bilinçaltı , gerek fiziksel , farkında olmadan saldırıya ve bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Ve düşünme biçimimiz değiştiriliyor. Üzerinde yaşadığımız Dünya ise ciddi tehdit altında. Kimler tarafından mı? Bilsem yazardım. Bu yazıyı okudunuz. Bunu okuduğunuzu kim biliyor? Kimse mi ? Hadi canım sen de! |