Kendini doğaya ve tarihe bırakmanın coşkusu ile yapılan bir yolculuğun yerini hiç bir rehber tutamaz. İşte bu durumda içinizdeki rehber sizi yönlendirir ve yüzyılların birikimini, bilinçaltının sonsuzluğunu önünüze sunar. İşte bu duygularla serin bir Ağustos gününde üç arkadaş kendimizi bu gizemli yolculuğa bıraktık. Amaç Midas Kenti’ni gezmek, aslında gezmek de değil ,yaşamak idi. Eskişehir’den başlayan yolculuğumuz Afyon’a kadar sürecek ancak bölgedeki her yeri de gezecektik. Eskişehir Afyon yolu kısa gözükse de, bu yolu tamamlamak hiç de o kadar kolay değildir. Düzlüklerden fışkıran her bir kaya parçası , her bir tümülüs sizi yanına çağırır. Yüzyılların yalnızlığından size anlatacakları çok şeyler vardır. Her birimizin biliançaltına, anılarına saklanmış Tanrıça buralarda sizi bütün çıplaklığı ile yanına çağırır ve Evren’e bir kere daha saygınızı belirtmenizi ister. Bölgede dolaşırken her bir köşede bir altara rastlamanız olasıdır. Belki her yerleşimin, her tarlanın bir altarı vardı o dönemlerde. Bunlar kayalara oluşmuş yapılardır. Burada Frig köylüleri belki de tarların bereketi için adaklar adamışlardı, sunular sunmuşlardı. Altar’da hemen gözünüze çarpabilecek nişlerin içinde ise Tanrıça’nın idolü durmaktaydı. O da Dünya’yı oluşturduğu kayalarla bütünleşmişti. Yoldan giderken, gözümüze çarpan her kaya yığınını ziyaret ediyorduk. Bir çoğu işlenmişti. Kitaplara girmeyen o kadar çok altar vardı ki. Düzlenmiş kayalarda, oyulmuş nişlerde yüzyıllar öncesinin umutlarının izleri vardı. Tabii tek izeler bunalr değildir , yüzyıllardır süren, günümüzde artık çığırından çıkan define avcılarının umarsız tahribatlarının da izleri vardı. Yolumuz bizi, Doğankale ya da Doğanlı Kale olarak adlandırılan yere götürdü. “Kale” bütün görkemi ile karşımızda idi. Kayaya oyulmuş bu yapıda bir çok oadaya ve kaya mezarına rastlamak olanklıdır. Bizans döneminde de burada bir şapel olduğu bilinmektedir. Etrafı dolaştığınzıda da bir çok kaya mezarına rastlarsınız. Tabii bunlar hiç bir şekilde korunmadığı için çevredeki hayvanlar içinde cirit atmaktadırlar. Tabii buraların define avcılarının her türlü tahribatına da açık olduğunu belirtmek yersiz herhalde. Eftrafta biraz dolaştık. Matar Kubile her bir yanda varlığını bize hissettiyor. Buralara gelen ve buraya gömülmeyi seçen Romalılar da bu çağrıdan etkilenmiş olsa gerek. Eski dinin yalnızlığını en çok bu kayaların yalnızlığı anlatıyor olsa gerek. Bir anda kendimi bir kaya topluluğunun önünde buldum. Kayanın bir yüzü düzletilmişti ve bir niş vardı. Demek ki Tanrıça buradaydı. Etrafında da , kayanın içinde hazine olduğunu sanan define avcılarının bıraktığı izler vardı. Şükürler olsun ki, güçleri burayı parçalamaya yetmemişti. Hemen kayanın üzerine çıktım. (İstanbul’da olsam merdiven çıkmak bile zor gelir) Kayanın üzeri kaya mezarları ve sunu yerleri ile doluydu. Yukarıdan, Doğanlı Kale bütün heybeti ile gözükmekteydi. Etraf kaya mezarları ile doluydu. Ondan geldikleri Tanrıça’ya dönmek isteyenler bu kayaların içini seçmişlerdi son durak olarak. Ancak yüzyılların define avcıları buna izin vermemişlerdi. Geriye kalan yaşanmışlıkların izleriydi sadece. Etrafı dolaştık. Her yerde sarnıç izleri vardı. Arkadaşım bunun aslında define işareti olduğunu söyledi. Bir kuyu ve ona giden yok. Mal oradaymış. Onun düşlerini bozmadım. Ne de olsa bu kayalar her zaman umuda doğru bir yönelişti. Dolaşırken yerde taşlar gördük. Bunlar oldukça güzel, yer yer kristal yapılı taşlardı. Zannedersem bu bize Tanrıça’nın bir armağanıydı. Bize en güzel mücevherlerini sunmak istemişti. Niş’in önünde O’na teşekkür ederek taşlardan bazılarını aldık. Yolumuz uzundu . Etraftaki diğer “kale”leri de gezmek gerekiyordu. Deveboynu Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale ve diğerleri bizi beklemekteydi. Her bir yerde bizi karşılayan altarlar ve kaya mezarları geçmişten bir anıyı anlatmak için sabırsızlanmaktaydı. Gerdek Kaya’ya geldiğimizde, Frig kayalarında Hellenistik döneme tarihlenen, daha sonra Roma dönemlerine kadar kullanılmış anıt mezara rastlamak, bu topraklardaki kültür sürekliliğini beynimizin her kıvrımına kazımış oldu. Aynı şekilde Frig anıt mezarı yanında Selçuklu Kümbetine rastlamak da aynı mesajı verdi. O kadar çok yerde durduk ve etrafı dolaştık ki...Gece olmuş bile . Ay bütün görkemi ile parlıyor. Afyon’a gidip kaymaklı bir tatlı yeme vakti. Az sonra bizi dikili taşlar karşılayacak ve sanki gizmeli Kelt diyarlarındaymış izlenimi verecek. |