1995’ten kalan bir ajandam var ve ben bu ajandayı kendi biriktireceğim yazılar için ayırmışım, ama not alma gibi bir huyum olmadığı için de bomboş bırakmışım ve bir köşeye koymuşum. Sonra tesadüfen elime geçti bu ajanda ve kapağını açıp girişe o dönem yazdığım yazıyı gördüm: “Ben’i Yaratan ve Ben Olan Yüce Ben’e”. Ba ba baaaa derler adama hani. Kimisi de “vay beeee çocuğun bilince bak o zaman ki” diye de lkış tutabilir. Açıkça şunu söyleyeyim ki o cümleyi yazarken, ne yazdığımdan haberim bile yoktu. Sadece sürekli olarak spiritüel bilgilerin içinde neredeyse 24 saat geçirmem nedeniyle, o kültürden etkilenmiştim ve haliyle de böyle şeyler karalıyordum sağa sola. Lafa bak “Ben’i Yaratan ve Ben Olan Yüce Ben’e”. Ulan onca sene geçti, bu yazdıklarının enerjisini kaç kere hissettin diye soruyorum kendime. Zaten hissetmeme de imkan yok esasında belki de, çünkü cümle kuruluşunda var bir sakatlık; “Ben ve O” ayrımı var her ne kadar sanki bütünmüş gibi düşünülse de. Sadede gelecek olursak bu satırlar benim için sadece yüzümü gülümseten nahif birer anıdan ibaret. Çünkü ne anladım, ne de hissettim bu kelimeleri.
-Peki O kim? (önce bir tıss, sonra anında) -Yaradan, yaratıcı, ışık, Tanrı.
Yapma yahu, acaba sen gerçekten ne dediğinin farkında olmayan biri olabilir misin? Ben karşımda etiyle, butuyla bir insan görüyorum, pek de Tanrı’ya benzetemiyorum hani? (Bu noktada şunu belirtmeliyim ki kesinlikle bu söylenen yanıtların anlamları son derece derin ve manalı ve esasında çok da güzel yanıtlar içeriyor. Amma velakin kopyala yapıştır yöntemiyle yaşayan bir insanda ise atın sırtına konmuş kelebek gibi duruyor kimse kusura bakmasın. Çünkü ortada sadece kelimeler var, ama enerjileri yok).
Bir de çeşitli spiritüel kimliklerin dönem dönem modaları çıkar ki herkes koşa koşa edinir. Bir kanal bilgisinde herhangi bir tanesi geçmeye görsün, etraf bunlardan doluverir. 2000’e giriş dönemlerinde moda “ışık işçileri” idi. Etraf şantiye gibi ışık işçilerinden geçilmiyordu. Sonra İndigolar çıktı ve bir anda her 3 kişiden 2’si İndigo olduklarını keşfetti. Arada Shaumbra belirdi ki halen modası süren bir kimliktir. Son dönemde ise Kristal veletler moda. Size ben şimdiden söyleyeyim, çok yakında kanal bilgilerinden Yakut çocuklar ve Elmas çocuklar bilgilerini de alacağız ve taş serisini tamamlayacağız. :) Etrafımız yakutlarla, elmaslarla dolacak. Daha 2 sene önce “ben İndigoymuşum, hem de ilk gelenlerden” diye zıp zıp zıplayan 40 yaşında bir teyzenin, “Ayten Hanım’ın içgörüleri çok kuvvetli, bana baktı. Ben esasında elmasmışım” dediğini göreceğiz. Daha sonra da kanatlı at Pegasus’la sembollenen insan enerjileri gelecek ki umarım o zamana kadar aklımızı başımıza devşirmiş ve bunların, biz kimlik yapıp kartvizitlerimize takalım diye değil, çeşitli bilgileri aktarabilmek amacıyla anlatımı kolaylaştırmak adına kullanılan semboller anlamış oluruz.
Arkadaşlar, bizler bu dünyada yaşayan insanlarınız öncelikle. Ben Hasan Çeliktaş’ım mesela ve bunca şeyi okumama, çeşitli kimlikler edinip kopyala yapıştırla satmama, “Ben O’yum” diye gek gek gezinmeme, “Tanrı’yız” gibi iddialı tartışmalara girmeme vs.’ye rağmen şu ana kadar hissettiğim tek “gerçek” duygu bu: Ben Hasan Çeliktaş’ım. Ne bir ışık işçisiyim, ne bir ışık savaşçısı, ne bir indigo, ne bir kristal, ne zümrüt ya da yakut, ne elmas, ne shaumbra, ne ışığın efendisi, ne tanrı, ne de O. Ben Hasan Çeliktaş’ım ve hissettiğim ve yaşamaya çalıştığım tek gerçek bu.
“Ben O’yum” çok güçlü bir yanıttır kesinlikle, her ne kadar “Ben Ben’im” kadar olmasa bile. Ama o ya da bu yanıtı hissedebilmenin yolu, bu cümleleri sağa sola kopyalayıp yapıştırmak, çeşitli mail grupların atılan maillerin sonuna “BEN’İM” yazmaktan falan geçmez. Bu yanıtlara ulaşabilmenin yolu, varolan gerçeği kabullenmek ve yaşamaktan geçer. Gerçek OLmak budur işte… Ve kendi hesabıma elimde olan gerçek şu:
“Ben dünya gezegeninde yaşayan bir insan, Hasan Çeliktaş’ım”.
Peki sizin gerçeğiniz ne? ;)
|