Konu kapanmış başka bir gündem maddesine geçmiştik ki. „Babalar Günü’nü“ anımsadım. Bir erkek olarak benim bile aklıma en son gelmişti. Arkadaşlarım ise tamamen gözden kaçırmıştı. Bu onların dikkatiyle ilgili bir durum değildi. Babalar Günü’ne yüklediğimiz anlam, verdiğimiz önemle ilgiliydi. Oysa derginin Mayıs sayısında Anneler Günü ayrıntılı tartışılmış konu ile ilgili üç yazının yer almasına karar verilmişti. Konuya yakın ilgimi gören arkadaşlar günle ilgili yazı yazma işini bana yüklediler. Genç yaşta yitirdiğim bababamdan başlayıp tanıdığım babalar sürdürdüğüm düşünce süreci ülkemin babaları ve kendime bakışla son buldu. Bu süreci aşağıdaki yazımla sizinle paylaşıyorum.
Sevgili Babalar: Anneler Günü yanında bulunsun diye icat edilmiş, tüketime meze olan Babalar Günü’nüzü değil, babalığınızı emeklerinizi kutluyor hakettiğniz ilgiyi ve saygıyı görmenizi diliyorum.
Mahallemizdeki birçok arkadaşımız ve akranımız, bizimle aynı konumdaydı. Çocuğunun babası ölmüştü. Babamın ölümünü bir ölçüde normal karşılamamda belki bu durumun da rolü vardı. Baba ölümleri mahallemizde sıradanlaşmıştı. Bizim gibi, arkadaşlarımızın da babaları birerikişer yıl arayla ölüyordu. Öyle ki acıların küllendiği bir dönemde annemle komşu kadınların bir sohbette "Dul karlar mahalesi olduk" diye gülüştüklerini anımsıyorum. Gecekondumuz iki oda olsa da arsamız geniş. Bakkalın işleriyse eskisi kadar iyi değil. Gelecek endişesini iliklerinde hisseden babam, arsamıza bir kaç gecekondu daha yapıp kiraya vererek ek gelir sağlamayı düşünüyor. Düşüncesini çok geçmeden yaşama geçiriyor. Bir yıl sonra bir ev, üç yıl sonra bir ev daha... Bu arada en küçük kardeşim doğuyor. Çocukların zorladığı yaşam koşullarından bunalan babam, son olsun diye kardeşimin adını "Soner" koyuyor. Babam, zamanının azalmış olduğunu hissetmiş olacak ki; şartları olağanüstü zorlayarak arsamızın son parçasına bir gecekondu daha yapıyor. Evlerimizden gelen cüzi kira gelirleri bakkalın geliriyle birleşince, idare ediyoruz. Babam; "Oğlanlar da büyüyor artık birkaç yıla kalmaz, omuzlarlar yükümü" diye düşünüp oturup tembellik edeceği günleri hayal ederken, madden ve manen yıpranmış bedenindeki kalbi buna izin vermiyor. Evlerin yapımı sırasında üç kez sıkıştıran kalp, son kez sıkıştırmasının ardından duruveriyor. Tedavi olmak için Ankara'ya gitme girişimleri evleri bitirme uğruna hep ertelenmişti. Ölüm, ertelemedi.
Babamın ölümünün üzerinden 33 yıl geçti. Şimdi anlıyorum onun ne kadar genç öldüğünü. Aynı yaşa gelmiş kendimi düşünüyorum, o kadar erken ki!.. Babam, yüreğimi bir kez daha sızlatıyor. Babasızlık acısıyla 33 yıl geçmiş. İçimde doldurulmaz... Boşluk, boşluğun ne kadar büyük olduğunu bugün bile bilmiyorum. Belki çok, belki az... "Baba" sözcüğü bana yasaklanalı 33 yıl oldu! Çocukken yalnız kaldığımda bazen, kendi kendime ürkek söylerdim "baba, baba" diye, sonra buna hakkım olmadığını düşünür, susardım. 1 Anneler çocuklarının öyle düşünmesini sağlıyor. 2 Sürekli annelerin yaptığı işlere tanık olan çocuklar, babaların neler yaptığını, neler çektiğini bilmemektedir. Yaptıklarının görevi olduğunu düşünen baba, bu sıkıntıları anlatmadığı için, çocukların da babaların neler çektiklerinden haberi olmaması doğaldır. Anne isterse bu kanıyı değiştirebilir. Babaların da işlerinin hiç kolay olmadığı, çocuklara anlatılabilir. Belki de bunu başka birinden beklememeliyiz. Çocuklarımızla aramızdaki tüm engelleri kaldırmalıyız. Onları ne kadar çok sevdiğimizi onlara göstermeliyiz. Başlarını okşmalı, sarılmalı, öpmeliyiz. Onlar için yaptıklarımızı anlatmalıyız.
Çoğu zaman bizi bankamatik kartı gibi gören çocuklarımızı suçlamayalım. Böyle düşünmelerini önlemek için gerekenleri yaptık mı? Çocuklarda bilmeli ki babaların da en az anneler kadar emeği vardır kendilerine. Ona sadece yaslanmak değil, sarılmanız gereken gün bu gün olmasın. |