|
İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Ya nice okumaktır… Yunus Emre
‘’Tanrım! Yarattığın düzene hayran oldum. Ama keşke, bunu farketmem için ‘’biz’’ e bu kadar acı çektirmeseydin.’’
17.yüzyıla kadar üniversitelerde bir ders olarak okutulan ve doğum anındaki gökyüzü konumuna göre horoskop çıkartılarak yorumlama yapılan ve yüzyıllar boyunca kehanet sanatı olarak kullanılan astroloji, 1781 yılında Uranüs’ün keşfiyle sahip olduğu tahtını kaybetmiş ve gözden düşmüştür. ‘‘Madem ki yüzyıllar
boyunca kehanetlerde bulunan astrologlar herşeyi biliyorlardı da, o halde
Uranüs’ü neden farketmediler, sistemde aksayan bir yön olduğunu neden
anlayamadılar..?’’ sorularıyla, astroloji o güne dek sürdürdüğü itibarını
kaybetmiştir. Bir zamanlar tüm bilimlerin üzerinde tutulan astroloji, ‘‘Astronomi kutsal bir anadır, astroloji ise, onun para getiren fahişe kızı…’’ şeklindeki aşağılayıcı sözlere muhatap olmak durumda kalmıştır.
Yeni çağın başlamasıyla
birlikte Pluto gezegeni Yay burcunda yol almaya başlamış, inançlar
sorgulanır olmuş, daha önce sorulmaya korkulan sorular insanların
ağızlarından dökülmeye başlamış ve insanın, kimlik arayışları sonucu kendini
tanıma adına ruhsal olana doğru yolculuğu başlamıştır. Bu süreçte
özellikle de reformları, ani olanı ve aynı zamanda da yüksek teknolojiyi
anlatan ve astrolojiyle de ilişkilendirilen Uranüs’ün Kova burcuna
girişiyle, süregelen uykusundan astrolojide tüm insanlık gibi uyanmaya
başlamıştır. Bu ana kadar bilgisiz insanların elinde, bilime ve gelişmeye
karşı bir tehdit aracı olarak kullanılan astroloji, insanlığın maddede
aradığını bulamayarak ruhsal temalara yönelmesiyle birlikte, bir kendini
tanıma metodu olarak, Yeni Çağ’ a uygun bir biçimde, bilim dünyasında
kendine yeniden saygın bir yer arayışı içine girmiştir. Düşünen, okuyan, araştıran ve kendini geliştiren 21.yüzyılın eğitimli insanlarının astrolojiyi farketmesiyle hızlı bir yükselişe geçen astroloji, yeniden kaybettiği tahtına oturacak mı bilinmez ama bir kendini tanıma aracı olarak astroloji, insanoğluna kapılarını sınırsızca ardına kadar açmaktadır.
Astroloji aslında bir göğe bakış aracı değil, göğe bakarak orda görülenlerin, semboller yardımıyla çözümlenmeye çalışıldığı bir kendine bakış aracıdır.
Astroloji ayrıca insanın kendisinin bile farkında olmadığı gündelik sorunlarıyla, çözümlenmesi tıbben de zor olan bazı gizlerinin çözümlenmesine yardımcı olması bakımından, psikoloji ve psikiyatriye çok fazla hizmet verebilecektir. Özellikle bilinçaltını okumakta zorlanan psikiyatri bilimi, rüyalar gibi kişinin doğum haritasındaki sembollere eğildiklerinde oldukça faydalı sonuçlar alabileceklerdir. Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri olan ve analitik psikiyatrinin kurucusu İsviçre’li psikiyatr Carl Gustav Jung (1875-1961), bu alanda yaptığı çalışmalarla astrolojinin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarılıp, tekrar hayata geçirilmesi için oldukça fazla uğraş vermiştir. Ama bütün bunlar astrolojinin saygınlığını yeniden elde etmesine yetmemiştir. Bu tip çalışmaların Yeni Çağ’da, tıp alanında yardımcı tıp şekillerinden biri olarak daha fazla destek ve yer bulması ve astrolojinin karanlık ortaçağ anlayışından çıkarılarak yeni çağa uygun bir biçimde, çözümleyici ve şifalandırıcı bir şekilde kullanılması, astrolojik sembolleri çözümleyen bir çok astrolog tarafından şiddetle arzu edilmektedir.
Astroloji sembollerle konuşur.
Astroloji, çoğu insanın bildiği anlamda, ben İkizler burcuyum; ben bilgiyi ve onu aktarmayı severim, hazır cevabım, aynı zamanda espiritüelim, konuşmayı da severim ya da ben Aslan burcuyum, kükremeyi ve şov yapmayı severim, yaratıcıyım ve egom da güçlüdür şeklinde dar kalıplar içinde değildir. Doğduğumuz an gökyüzünde oluşan ve gezegenlerin adeta dans ettiği bir tablo vardır. Doğduğumuz an güneşin içinde bulunduğu burç, bizim güneş burcumuzdur. Güneş burcu bizim kimliğimizi nasıl ifade ettiğimizi, benliğimizi, babamızla ve otoritelerle olan ilişkilerimizi gösterir. Ay’ ın bulunduğu burç konumu, duygularımızın nerede yattığını, annemizle olan ilişkilerimizi, nasıl hissettiğimizi, ruhumuzu, duyarlılığımızı gösterir. Doğum haritamızdaki Venüs, bizim nasıl ilişki kurduğumuzu, nelerden hoşlandığımızı, nasıl paylaştığımızı ve nelere değer verdiğimizi gösterirken, Merkür, düşüncelerimizi nasıl ifade ettiğimizi, nasıl düşündüğümüzü, nasıl iletişim kurduğumuzu ve bilgiye nasıl ulaştığımızı anlatır. Mars ise fiziksel gücümüzü ve onu nasıl kullandığımızı, nasıl savaştığımızı, nasıl mücadele ettiğimizi ve kendimizi nasıl savunduğumuzu gösterir. Satürn, Karmanın Lordu’
dur. ‘‘ Ne ekersen, onu biçersin!’’ der. Olgunlaşmanız yönünde sizi hangi
derslerden geçireceğini, sizi nasıl disipline edeceğini, ne tür sıkıntılar ve
acılar yaşatacağını, sizi ne şekilde kısıtlayıp sıkıştıracağını, bunların
hangi yaşam alanlarında olacağını ve hangi yaşam alanlarını etkileyeceğini ve
hangi alanlar da ektiklerinizi biçeceğinizi Satürn’ün doğum haritanızdaki
konumundan öğrenmek mümkündür.
Bütün bu gezegenlerin içinde bulundukları 12 ev (yaşam alanı) vardır, doğum haritalarında. Ve her bir yaşam alanı bir burçla ilişkilendirilmiştir.
1. ev Koç burcunun evidir
ve bu ev bizim dış dünyaya gösterdiğimiz yüzümüz, fiziksel özelliklerimiz, maskemizdir.
Bu evde yer alan gezegenler kişiliğimiz üzerinde etki sahibidirler ve
fiziksel özelliklerimizi de belirleyici etkileri olacakdır. 1.evimizde Aslan
burcu’nun bulunduğunu varsayarsak eğer, orda Satürn varsa Aslan burcunun
görkemli sunuşu geri planda kalacak ve kişi dış dünyaya daha dikkatli
yaklaşan, temkinli ve sert ifadeli biri olabilecektir. 2. ev Boğa burcunun evidir
ve bu evde biz, değerlerimizi oluşturmayı öğreniriz. Gerek maddi, gerekse
manevi değerlerimiz ve kendimize verdiğimiz değerler bu evin incelenmesinden
ortaya çıkar. Eğer bu evde herhangi bir gezegen varsa değerlerimizi o
gezegenin kanalları ile belirleyeceğiz demektir. Eğer bu evde Venüs varsa
ilişkilerimiz kanalı ile değerlerimizi oluşturacağımız ve maddenin de
değerlerimizi oluşturma yönünde pay sahibi olacağını söyleyebiliriz. Maddiyat
gözönünde tutularak yapılan evlilikleri buna örnek olarak verebiliriz. 3. ev İkizler
burcunun evidir ve bu evde biz yakın çevremizle iletişim kurmayı
deneyimleriz. Bilgiye nasıl ulaştığımız, bu evde yer alan burcun özellikleri
ile belirlenir. Eğer bu evde Akrep burcu yer alıyorsa, bilgiye ulaşma yolunda
oldukça inceleyici, araştırıcı, adeta dedektif gibi çalışacağımız ve
edindiklerimizi kendimize saklamayı tercih edeceğimiz söylenebilir hatta
yakın çevremiz üzerinde de aynı zamanda kontrol edici bir mekanizma
geliştirebiliriz. 4.ev Yengeç burcunun
evidir ve bu evde biz yuvamızı, ailemizle ilişkilerimizi deneyimleriz. Aynı
zamanda bilinçaltımızın oluştuğu evdir. Çocukluk yıllarımız bu evde
şekillenir. Geçmiş bu evin temalardındandır. Örneğin bu evde Ay bulunuyorsa
ailede annenin güçlü olduğunu ve çocukluk yıllarında çocuğun annesiyle daha
yakın(bu fiziksel de olabilir) ilişki içinde olduğunu ve kişinin aile
değerlerine bağlı biri olduğunu gösterir.
6. ev Başak burcunun
evidir ve bu evde hizmet etmeyi deneyimleriz. İş ortamımızda nasıl
davrandığımız, iş arkadaşlarımızla ilişkilerimiz ve sağlık konusuna
gösterdiğimiz özen bu evden anlaşılır. Bu evde eğer Mars yer alıyorsa bütün
enerjisini işte harcayan biri olabiliriz ya da iş ortamında oldukça agresif,
çatışmaya açık ve hırslı bir kişilik sergileyebiliriz. Veya iş ortamımızda
kesici alet ya da silah kullanarak çalışan biri de olabiliriz. 7.ev Terazi burcunun
evidir ve biz bu evde ilişkileri, evliliği, yakın dostlukları, hatta iş
ortaklıklarını deneyimleriz. İkili ilişkilerde nasıl davrandığımız bu evin
temaları içindedir. Düşmanlarımızla ilişkilerimiz de bu evin temalarındandır.
Eğer bu evde Yengeç burcu yer alıyorsa, ilişki kurarken içe kapalı bir
davranış sergileyebilir, hemen diyaloğa geçmeyebilir daha sonrasında güven
sağlandığında eşimiz ya da ortağımıza oldukça anaç bir tavır takınabiliriz. 8. ev Akrep burcunun
evidir ve biz bu evde ortak paylaşımları, seksi, ölümü ve krizleri
deneyimleriz. Bu evde boşalırız. Ve bu konularda çeşitli krizler yaşayarak
dönüşürüz. Ayrıca okült konular bu evin temaları arasındadır. Eğer bu evde
Oğlak burcu yeralıyorsa kişi sürekli bir şeyleri bastırmak zorunda kalan,
kısıtlanma içinde kaldığından enerjisini rahat boşaltamayan bu yüzden de
özellikle de cinsel problemlerle karşı karşıya kalabilecek biri olabilir. Bu
ev bize bırakılan mirası da gösterir. Oğlak burcu kısıtlanmanın burcu olduğu
için ve Satürn yönetiminde olduğu için miras kanalı ile bize herhangi bir
değer kalmayacak ya da gecikmeli olarak bu değerlere ulaşacağız demektir. 9.ev Yay burcunun evidir
ve biz bu evde ülkemizden çok uzaklardaki kültürleri, inançları,
felsefeleri deneyimleriz. Yabancı ülkelere seyahat de bu evin temaları
arasındadır. Eğer Güneş haritanızda bu evde yer alıyorsa, muhtemelen bu
konularla tüm yaşamınız boyunca iç içe olacak, sık sık yabancı ülkelere
gidebilecek ve hatta belki yabancı bir ülkede yaşamak durumunda
kalabileceksiniz. 10.ev Oğlak burcunun
evidir ve bu evde biz kariyerimizi gerçekleştirmeyi deneyimleriz. İşimizde
yükselmek, ün sahibi olmak, tanınmak ve otoritelerle nasıl ilişki içinde
olduğumuz bu evin temaları arasındadır. Bu evde eğer Terazi burcu yer
alıyorsa, kişi iş hayatında diplomatik davranışlar sergileyebilecek ya da
sanatsal çalışmaları ile veya yaptığı evlilikle toplum önünde yer
alabilecektir.
Bu evde eğer Merkür yer
alıyorsa, fikirlerimiz büyük oranda gruplar içinde beslenecek, zihnimiz
sürekli idealleri gerçekleştirme yönünde çalışacak hatta bu uğurda bıkmadan
yazıp çizeceksiniz demektir. Ve 12.ev Balık burcunun evidir. Ve bu evde biz gelişimimizin sonunu yaşarız. Herşeyi bıraktığımız ve Tanrı’yla bütünleştiğimiz evdir. Aynı zamanda Tanrı’yı ararken karşımıza çıkan bilinçaltımızdır. Gizli saklı olan herşey bu evde yer alır. Bu evde hayallere dalar ve bu evde hayalkırıklıkları yaşarız. Bu evde eğer Ay varsa, annemizi bizi doğururken kaybetmiş olabiliriz. Yahut annemiz çok sıkıntılar çekmiş olan, mutsuz ve kaos içinde kendini çocuklarına adamış ve hatta yaşamını çocukları için feda etmiş ve kendini kurban durumuna düşürmüş bir anne olabilir. Veya annemiz bizi bırakıp gitmiş olabilir, bu yüzden bilinçaltımızda derin hayal kırıklıkları taşıyan biri olabiliriz.
1. ev Kişilik Evi olarak adlandırılırken, yöneticisi Mars’dır, 2.ev Para Evi ve yöneticisi Venüs’ dür, 3. ev İletişim Evi ve yöneticisi Merkür’dür, 4. ev Yuva Evi ve yöneticisi Ay’dır, 5.ev Çocuklar Evi ve yöneticisi Güneş’dir, 6.ev Hizmetçiler ya da Hizmetkarlar Evi ve yöneticisi Merkür’dür, 7.ev Evlilik Evi ve yöneticisi Venüs’dür, 8.ev Ölüm ve Krizler Evi ve yöneticisi klasik astrolojide Mars, modern astroloji de Mars ve Pluto’dur, 9.ev uzak yolculuklar evi ve yöneticisi Jüpiter’dir, 10.ev Kariyer Evi ve yöneticisi Satürn'dür, 11.ev Arkadaşlıklar ve Umutlar Evi ve yöneticisi klasik astrolojide Satürn, modern astrolojide ise Satürn ve Uranüs’dür, 12.ev ise Sıkıntılar-Sorunlar Evi ve yöneticisi de klasik astrolojide Jüpiter, modern astrolojide ise Jüpiter ve Neptün’dür. Bu evlerde çeşitli
şekillerde konumlanmış gezegenler, bulundukları evlerde ya da yaşam
alanlarında kendilerini ifade etmeye çalışırken, bazısı birbiriyle olumlu ve
birbirini destekler ilişki halindeyken ya da güç birliği yapmışken, bazıları
ise birbirine zıt durumdadır. Bazısı sürekli çatışırken, bazıları ise
birbirini hiç görmemektedir bile. Bu iletişim hali astrolojide açılarla
belirlenir. Astrolojide ana açılar birleşim, kare, 60 derecelik açı, 120 derecelik açı, 180 derecelik açı olmak üzere 5 tanedir. 60 derece ve 120 derecelik açılar uyumlu açılar olarak kabul edilirken 90 ve 180 derecelik açılar uyumsuz olarak kabul edilirler. Birleşim açısı kendine özgü nitelikleri olan bir açıdır. Çünkü birleşimde bir gezegen, bir veya birkaç gezegenle güçlerini birleştirmektedir. Bu durum daha güçlü olan gezegenin daha güçsüz olan ya da olanların enerjisini kendine çekerek hatta onu ya da onları yiyerek güçlenmesine yol açabilecek ve yenilen gezegenin ya da gezegenlerin kendini sağlıklı ifade etmesi de mümkün olmayacaktır. Ama bazı eşit güçteki gezegenlerin birleşiminden de hoş sonuçlar ortaya çıkabilecektir. Merkür’le Venüs’ün birleşimi hoş kombinasyonlar doğurabilir. Merkür nötr bir gezegen olduğundan herhangi bir gezegenin doğasını bozabilecek forma sahip değildir. Venüs ise sevgi ve aşk gezegeni olduğu için Merkür’le birleşiminde kişiye sözlerini güzel bir şekilde ifade etme gücü verebilecektir. Herhangi bir tartışma arenasında bile yıpratıcı ifade tarzlarından kaçınabilecek ve Venüs’ün doğası gereği özünde bulunan diplomatik tarzı, kişi sözleriyle daha belirgin ifade edebilecektir. Tabii kişinin aklı fikrininde aşk ve sevgide olması olasılığı da vardır. Ayrıca bu kombinasyon bilgiyi paylaşmak gibi bir tarzda da çalışabilecektir. Satürn ve Venüs birleşimini ele alırsak, Satürn gibi sert ve güçlü bir gezegen, Venüs gibi yumuşak ve hassas bir gezegenle birleştiğinde Venüs’ün tüm özelliklerini yok edecek, onu kendisine tabi kılacaktır. Bu durumda da sevgi ve aşk gezegeni bir zorbaya dönüşebilecek, Venüs’ün rahat ve akıcı ilişki kurmasını engelleyebilecek, kişinin ilişkilerde korkuları olabilecek ya da kişi kariyerine faydalı olacak her türlü ilişkiye samimiyetsiz bir şekilde girebilen biri de olabilecektir. Tali açılardan önemlileri
135 derece ile 150 derecedir. İkisi de içlerinde gerilim yüklüdürler ama
diğer sert açılar gibi kendilerini direkt göstermezler ve bu gerilim daha çok
kişinin iç dünyasında onu sinsi sinsi kemiren bir kurt gibi çalışır dururlar.
Kişinin hayatında ciddi ve önemli bir olay patlak verdiğinde ancak, kişi bu
gerilimi farkedebilir.
Uyumsuz açılar, kişinin hayatında sürekli kendisine çektiği çatışmalı olayların habercileridir. Eğer kişinin doğum haritasında Güneş Aslan burcunda ve Ay Akrep burcunda ise iki sabit burç arasında kare açı oluşacağından, bu açı kişi için anne ve babanın çocuk tarafından sürekli çatışma içinde ve uyumsuz olarak algılandığını gösterir. Hatta belki de bu çatışmalar anne ve babanın ayrılığı ile sonuçlanacaktır. Ayrılıkla sonuçlanmasa bile çocuk baba modeli ile kendi kişiliğini, anne modeli ile de ruhunu ve duygusal davranış kalıbını oluşturacağından iç dünyasında sürekli çatışan iki önemli sesle büyüyecek ve bu çatışmayı ifade etmek için bilinçsizce bazı olayları kendisine çekecek ve bu kriz durumu, kendisi için bir yaşam biçimi haline gelebilecektir. Aslında kare açı gibi zorlu açılar kişiyi yıpratırken aynı zaman da bir enerji santralı gibi sürekli enerji üretecek ve bu kişi diğer insanlardan daha fazla itilim duyacak, bu durumda sürekli bir gelişim içinde olmasına sebep olabilecektir. Gerilimli açılar özellikle sabit burçlarda daha fazla tahribata yol açabilir. Çünkü sabit burçlar varolanı korumaya yönelik hareket ettiklerinden dolayı değişime daha fazla direnç gösterecekler ve bu durumda da sinirsel olarak daha fazla tahribata uğrama ihtimalleri yüksek olacaktır. Gerilimli açılar, değişken burçlarda daha rahat karşılanır çünkü değişken burçlar doğaları gereği esneme kabiliyetine sahiptirler.
Astrolojide gezegenlerin bulundukları burç itibariyle yüceldiği ya da alçaldığı gibi bir durumdan sözedilir. Örneğin Mars, yöneticisi olduğu ateş elementinden Koç ve su elementinden Akrep burçlarında doğal enerjisini rahat bir şekilde ifade ederken, Mars’ın Oğlak burcunda olması durumunda bu burçta yüceldiği varsayılır. Çünkü Oğlak burcu disiplini sembolize ettiğinden, Mars burda enerjisini kontrollü olarak kullanabilecek ve hedefine sabırla çalışarak ulaşması da mümkün olacaktır. Ya da Ay’ın doğal yöneticisi olduğu Yengeç burcunda kendini daha rahat hissetmesi durumuna bir bakacak olursak, bu durumun çocuğun anne ile sağlıklı, sevgi ve şefkat dolu bir ilişkinin göstergesi olduğu ifade edilir. Astrolojide, doğum anında Boğa burcunda bulunan Ay’ın konumu, Ay’ın yüceldiği durum olarak kabul edilir. Anne çocuğunun bütün fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakta ve çocuğuna yediği önünde yemediği ardında, her ihtiyacı anında hizmetinde şeklinde, lükse ve rahatlığa düşkün Boğa burcunun standartlarında davranacaktır. Şahsi görüşüm gezegenlerin yöneticilerinin dışında bulunması durumunda alçalma ya da yücelme durumu diye bir şey olmadığıdır. Örneğin doğum anında Mars’ın Oğlak burcunda olması durumunda atılgan ve ateşli Mars enerjisi sıkıştırılacak ve zaman içinde bu enerji belki kişiye başarıyı getirecektir ama Mars’ın doğasının gerektirdiği şekilde boşaltılamadığı için kişiyi sinirsel ya da fiziksel olarak tahrip edebilecektir. Ya da Ay’ın Boğa burcunda olması durumunda, sahiplenici ve varolanı korumaya yönelik maddi bir burç olan Boğada çocuk annenin sahipleniciliğinden kurtulamayacak ve annesinin eteklerinden ayrılmak istemeyen ve büyümemekte direnen bir ruh halini ömrü boyunca taşıyabilecektir. Bu da, zamanı geldiğinde kabuğundan çıkarak, yetişkinliğe adım atmayı sağlayan Yengeç burcu özelliği ile çelişecektir.
Farkettiğiniz an da, çözüme giden yolu bulmuşsunuz demektir.
Ne kadar bütünsünüz? Ne
kadar parçalanmış? Yükselen burcumuzun varlığı bizim içimizdekileri ortalığa saçmak istemediğimiz ve dış dünyaya karşı takındığımız bir tavırdır. Hayata karşı duruşumuzdur. İnsanlar sizin onlara gösterdiğiniz yüzle sizi bilirler, iç dünyanızda neler olduğunu, içinizi dökmediğiniz sürece anlayamazlar ve yükselen burcunuza göre sizi bir yere oturturlar. Bu, bazen iyiyken bazen de olumsuz sonuçlara sebebiyet verebilecektir. Sizi ilk göründüğünüz hale göre değerlendiren insanlar, daha sonra ortaya çıkan diğer yönlerinizi anlamakta ve kabullenmekte zorlanabileceklerdir. Bu sizin rol yapıyormuş gibi algılanmanıza da sebep olabilecektir. Bu durum özellikle, farklı elementlerde bulunan yükselen burç ve Güneş burcu arasında daha belirgindir.
Haritanızdaki baskın olan element ve nitelik de sizi tanımlayan bulmacanın eksik parçalarındandır.
Astroloji insan kimliğini ifade etmekte dört çeşit faktörden sözetmektedir. Bunlar, yaşam formununda oluşması için gerekli olan hava, su, toprak ve ateş elementleridir.
Hava elementi kova, ikizler ve terazi burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar kendi özlerini ifade ederken düşüncelere odaklanmışlardır ve kendilerini ifade ederken sözsel iletişimi tercih ederler. Hava elementinde duyguların varlığından sözetmek anlamsız olur. Özellikle de somut kavramlardan ziyade soyut kavramlar kendilerini ifade ederken seçtikleri yoldur. Duyguları bile sözlerle ifade ederler. Sezgisel olarak kendilerine aktarılan bilgileri ve ifadeleri anlamakta zorluk çekerler. Hatta farketmezler bile… Bu burçlara göre duyguların rasyonel bir açıklaması mutlaka vardır.
Ateş elementi koç, aslan ve yay burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar kendilerini daima eylem yoluyla ifade ederler ve bu eylemi oldukça coşkulu ve canlı bir şekilde yaparlar. Bu yüzden, hava elementi mensubu burçlar gibi zapt edilmesi oldukça zor burçlardandır. Bu element mensupları için birey olmak önemlidir. Enerjilerini sürekli yapmak için harcadıklarından doğal olarak kimlik duyguları fazla gelişmiştir.
Su elementi yengeç, akrep ve balık burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar da kendilerini duygular ve sezgiler kanalıyla ifade ederler. Bu burç mensuplarının hassasiyeti, duygular üzerinde çalıştıkları için doğal olarak çok yoğundur. Her olaydan çok çabuk ve çok fazla etkilenme ve ruhsal karmaşalar yaşama bu element mensuplarında sıkça görülmektedir. Bütün bu karmaşaların bir hediyesi olarak da en derindekini bile sezebilme kabiliyetine sahiptirler.
Toprak elementi ise boğa, başak ve oğlak burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar maddeye ve doğal gerçekliğe, elle tutulur olan herşeye aşırı vurgu yaparak kendilerini ifade ederler. Özellikle madde ile ilişkilendirilen şeylere sahip olmak, bu alanlarda hizmet etmek ve bu yolla kendini güvende hissetmek dürtüsü, bu element mensuplarının kendilerini ifade etme yoludur. Bu yüzden daha fazla çalışmak ihtiyacı duyarlar. Özellikle hizmet sektöründe başak burçlarının önemi yadsınamaz. Doğaları itibariyle ateş grupları hava grupları ile toprak grupları da su grupları ile uyumludurlar. Ama asıl uyum derecesi doğum haritalarının incelenmesi ile belirlenir. İki burç arasında element olarak uyumsuzluk bulunsa bile Ay burçları uyumlu olan kişiler ruhen çok iyi anlaşabilirler. Özellikle arkadaşlık ilişkilerinde Ay’ lar arasında uyum olması gerekmektedir. Haritalar arasında destekleyici bir kaç uyumlu unsur daha bulunması ilişkiyi sağlamlaştırabilecekken, destekleyici başka bir unsur olmaması ilişkinin fazla derinleşmeden bitmesine sebep olabilecektir. Doğum haritasında bir elementin belirgin bir şekilde eksikliği varsa, kişi bazen, bu elementi güçlü olan kişilerle bu eksikliği dengeleme yoluna da gidebilecektir.
İkinci nitelik, sabit niteliktir. Mevsimlerin ortalarını sembolize eder. Sabit burçlar Boğa, Aslan, Akrep ve Kova burçları olup, varolanı koruma ve sağlamlaştırma yolunda çaba harcarlar. Varolanın devamlılığını sağlama, bu nitelik mensubu burçlara ait bir özelliktir. Bu yüzden sahip olduğuna da sıkı sıkı sarılarak aşırı bir bağlılık gösterebilirler.
Üçüncü nitelik ise, değişken niteliktir. Mevsimlerin bitişini sembolize eder. İkizler, Başak, Yay ve Balık burçları değişken nitelikte burçlar olup, değişime adapte olabilme, uyum sağlama ve esneme yeteneğine sahip burçlardır. Yaşamdaki değişen şartlara en rahat uyabilenler ve daha az yara alarak değişimi gerçekleştirenler, değişken nitelikteki burç mensuplarıdır.
Doğum haritasında hangi element ya da niteliğin daha baskın olduğu, güneş ve yükselen burcunuz da dahil olmak üzere gezegenlerin haritanızdaki konumlarına göre hesaplanır. Bu yüzden element ve nitelik belirlenmesinde sadece güneş burcu yeterli değildir. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde, ortaya çıkan tablo sizsinizdir yani doğum haritanız.
Hayat sürekli bir değişim halidir. İsteğiniz dahilinde olanlar ve isteğiniz dahilinde olmayanlar.
Güneş burcu bizim için,
yaşamda kimliğimizi ifade ediş biçimimizdir. Çocukluğumuzda babamızı
izleyerek, bir şekilde ondan etkilenerek kendi kimliğimizi oluştururuz.
Babamızı tanımadığımız durumlarda kendimize örnek aldığımız bir model muhakkak
olacaktır. Olmadığı takdirde kişideki kimlik duygusu tam olarak
gelişemeyebilir ve kişi hayatı boyunca kimlik karmaşaları içinde yaşayabilir. Hayatımıza giren herkes
bir şekilde bizim kimlik gelişimimizde etken faktörlerdir. Onlar vasıtası
ile hayatı tanır, çocukluğumuzda temelini attığımız kimliğimizin üzerine
yeni kalıplar katarız. Kendimizi sürekli bir yenileme ve oluşturma hali
içindeyizdir. Bu modellerden kimisi sağlıklı bir gelişmeye ışık tutarken
kimisi de kişinin kimlik oluşumunda negatif unsurlar barındırmasına sebep
olabilecektir. Çok fazla iyiniyetli olan bir kişi, yaşam süreci içinde
karşısına çıkan ve kendisini suistimal etmiş kişilerden, kendini korumaya ait
yeni bir davranış modelini kişiliğine katabilir. Sürekli istismar edilen kişiler,
bir süre sonra karşısına çıkan kişilere karşı istismar edici davranışlar
modellerini benimseyebilirler. Astrolojide önemli olan yanlış biçimlenmeleri
ayıklayabilmektir. Kişi, bu özelliğinin farkına vardığında, istismar
edilmekten istirmar etmeye doğru değil, istismarı önleyici davranışlar
benimseyip ama bunu kimliğine zarar vermeden, kırılmadan, kırmadan, incinip
kabuklar oluşturmadan yapmaya doğru kendini biçimlendirebilmelidir. Ve bu
sayede rotasını doğru yöne çevirebilir. Çocukluğunda, kimlik gelişimini çok fazla bastıran bir baba modeli ile karşı karşıya ise kişi, bir yetişkin olduğunda, babadan gördüğü davranış modellerini bilinçsizce çocuklarına uygulayabilecektir. Astroloji, yanlışların farkına varmamızı sağlayıcı tarzda, bize hizmet edebilir.
Kişi büyüdükçe gelişir ve değişime uğrar.
Bunu astrolojide görebilmek mümkün müdür?
Ruhumuzun gizemli sesi: Ay
Duygularımız... Bizim için en kutsal varlık olan annemiz… Nasıl ve ne kadar sevebildiğimiz… Duygular insan yaşamında
derin karanlık bir kuyu gibidir. Bazen kendimizin bile farkında olmadığımız
gibi…Tıpkı doğmadan önce yerleştiğimiz ve dışarı çıkma zamanımızı
beklediğimiz rahim gibi. Ay’ın yani duyguların ilk oluşması cenin
durumundayken başlar. Cenin halindeyken henüz üst bilinç gelişmemiş
olduğundan tamamen alt beyinle hareket ederiz. Hissederiz. Annemizle ve dış
dünyayla bir şekilde sözsüz bir iletişim kurarız. Dünyaya gözümüzü açtıktan
sonra ise, annemizle duygularımızı, hislerimizi şekillendirmeye, ifade etmeye
başlarız. Anne ile kurulan ilişkiler ne kadar sağlıklı olursa, kişinin
hayatında sağlıklı duygusal iletişimler kurması ve hayattan haz alması da o
kadar mümkün olur. Eğer anne ile kurulan ilişkiler sağlıksızsa, yetersizse
veya eksikse, kişinin ızdıraplı hayatı da başlamış olur. Sürekli
huzursuzluklar, bitmek bilmeyen sorunlar, mutsuzluklar, arayışlar, suçlamalar
hayatımızın başrollerine yerleşiverirler. Duygular tıpkı suyun kayaları
sessiz ve yavaş yavaş oyması gibi, sizi için için oyar dururlar. Ve bir gün
bir patlama ile krizin eşiğine gelmiş bulabilirsiniz kendinizi.
İlerletilmiş haritalarda Ay’da 2,5 yılda bir burç değiştirir ve Ay’ın girdiği burç, hangi ruhsal temaları o 2,5 yıl içinde deneyimleyeceğinizi gösterir. Eğer ilerletilmiş Ay girdiği burçta herhangi bir gezegenle temas haline girmişse, o gezegenlerin bulunduğu hayat alanları ve ifade ettiği kişilik durumları da o ruhsal deneyime katılmış olur. Kendimden örnek vermem gerekirse ilerletilmiş Ay’ım Boğa burcunda ve 8.evimde giderken ve aynı zamanda doğum haritamda Akrep burcunda bulunan Neptün’le bir karşıt açıya doğru giderken, bu alanda yaşayacağım bazı dersler olduğunun farkındaydım. Neptün, illüzyonun ve sanatın da temsilcisi olduğundan birden bire kendimi sayısını şu anda hatırlayamayacağım kadar çok, bir yığın filmi ard arda izlerken buluverdim. Neptün aynı zamanda kontrolsüzlüğün de gezegenidir. Ve burda edineceğim dersleri elimden geldiğince almaya çalıştım. İlginçtir ki çok etkilendiğim bazı film kahramanlarının (araştırmacı yönümün ağır bastığını da belirtmek isterim) doğum haritalarına ulaştığımda, doğum haritalarında Ay’larının Boğa burcunda ve Akrep burcundaki Neptün’le karşıt açı yaptığını hayretle gördüm. Tıpkı benim haritamın o anki durumu gibi… Ve hayattaki en küçük bir parçanın bile, diğer parçalarla nasıl da temas halinde olduğuna günlerce şaşırdım. Film yıldızları, filmleriyle bana dersler vermekteydi.
Size bu noktada özellikle belirtmek istdiğim bir husus var. Astrolojinin fal anlamında kullanılmasını oldukça sakıncalı bulmaktayım. Sürekli gökyüzünden medet umarak hiçbir sorununuza çözüm bulamazsınız. Haritanızın size söylediği mesajları algılayıp sorunu çözümlemeye uğraşmak yerine, hiçbir şey yapmadan, kendinizi çözümleyip düzeltmek yoluna gitmeden, sürekli gökyüzünü izleyip geleceğin size ne getireceğini beklemek, abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Bu, içine gireceğiniz ve bir daha da asla çıkamayacağınız bir kısır döngü halini alabilir. Siz, şimdi ve şu anda ne yapıyorsanız geleceğiniz de o şekilde şekillenir. Hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakıp durursanız, gelecekte de kendinizi hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakar bulabilirsiniz. Ve değişen hiçbir şey olmamış, herşey daha da içinden çıkılmaz bir hale bile gelmiş olabilir.
Herkes, 12 burcun birbiriyle değişik şekiller de harmanlanmış halleridir.
Herşey sadece içimizde mi olup bitiyor, peki dışarda ne var?
Uranüs, Neptün ve Pluto. Dışarda neler oluyoru gösterirler. Kollektif enerjilerdir.
Ailemiz ve yakın çevremiz dışında, bizim kişiliğimizi oluşturan kollektif enerjiler ne demektir ve nasıl çalışırlar?
Ülkemizde başkaldırılar, darbeler mi oluyor? Uranüs sahne de! Korku imparatorlukları mı kuruluyor? Pluto sahnede! Ülke, kayıplar ve sıkıntılar mı yaşıyor? Herşeyi Tanrı’dan mı bekliyor insanlar? Neptün sahnede! ( Tabii ki Karmanın Lordu olarak, bütün bunlara eşlik eden bir Satürn transiti de, muhakkak olacaktır. )
Bunlar kollektif enerjilerin olumsuz kullanımlarıdır. (İnanıyorum ki, Yeni Çağ, bize bu enerjileri daha olumlu kullanabilme hediyesini verecektir.)
Bazen hep birlikte, bazen ayrı ayrı, bazen kontak içinde birlikte de sahneye çıkabiliyorlar. Ve biz, kollektif enerjilerin gölgesi altında, kendi kişisel varoluşumuzu, kendi kaderimizi yaşamaya başlarız. Kendi karmamızı..!
Kollektif enerjilerden
yani dışsal şartlardan çok fazla etki almış bir kişi, örneğin Uranüs
haritasında kişisel gezegenleri ile temas halindeyse, huzursuz ve olur olmaz
herşeye baş kaldıran bir kişi olabilecektir. Kişi bu enerjiyi farkındalıkla
uyumlu bir şekilde kullanmayı başarabilirse, toplumunu veya insanlığı daha
ileri götürebilecek radikal fikirler ve eylemlerle ortaya çıkabilecektir. Haritasında yoğun Neptün etkisi altında ise kişi, sürekli kaos ve karmaşa içinde bulunan, hayattan sürekli kaçarak hayallere sığınan veya uyuşturucu gibi maddelerle hayal dünyasında mutluluk ve huzuru arayan bir kişi olabilecektir. Eğer kişi, bu enerjiyi olumlu kullanmayı başarabilirse, ruhsal olana yönelerek mutluluğu maddede ya da kaçışda değil, iç dünyasında aramaya yönelecek ve orada Tanrı’ya veya içbenliğine ulaşıp onunla uzlaşmayı başararak, gerçek huzuru ve mutluluğu yakalayabilecek ya da belki de hayal dünyasını yaratıcı bir şekilde kullanarak herhangi bir sanat dalında ürettiklerini ortaya dökebilecektir.
Güçlü Uranüs etkisi büyük devrimcilerin ve bilim adamlarının, güçlü Pluto etkisi önemli devlet adamlarının ve güçlü Neptün etkisi ise tarihe damgasını vurmuş din adamlarının ve insanlığa inanılmaz güzellikte eserler bırakmış sanatçıların haritalarında sıkça rastlanan bir durumdur.
Hayatı çözmek istiyorsan, çok uzaklara gitmene gerek yok. Kendine bir bak yeter.
Doğum haritamız olan,
doğduğumuz anın gökyüzü haritası, bize kişiliğimizin an be an hangi şekle
ulaşacağını göstermektedir. Bir nevi kaderimiz doğduğumuz an belirlenmiş
olmaktadır. Bu noktada bazı astrologlar, kaderimizi değiştirme şansımızın
elimizde olmadığını, olacakların olacağını, bunu değiştirmenin ise mümkün
olmadığını kaderci bir temayla açıklarken, bazı astrologlar ise farkettiğimiz
an da seçim yapma şansına sahip olduğumuzu ileri sürmektedirler. Yeni Çağ
farkındalık kavramını yaşamlarımıza sokarken, seçim yapma şansına sahip
olduğumuz düşüncesi, daha akla yakın görünmektedir. Yazılmış bir oyunun oyuncuları mıyız yoksa her an yazmaya devam ettiğimiz bir oyunu mu oynuyoruz?
Bazı planet transitlerinin yaklaştığını görürken, bunu engellemek mümkün müdür? Ya da bunu görme şansımız var mıdır?
Her gün, gökyüzündeki gezegenler, ritmik bir şekilde doğum haritanıza dokunur, dururlar. Buna transit gezegen etkisi denir.
Gezegenler transit geçiş halindeyken, doğum haritanızdaki gezegenlerinizle temas ediyorlarsa, bundan yaşamınızın hemen hemen tüm alanları etkilenir. Çünkü doğum haritanız birbirine bağlı küçük parçalardan oluşan, bir bütündür. Ama özellikle hangi gezegeniniz transit etkiyi alıyorsa ve hangi evden alıyorsa o ev ve o gezegeniniz ve etkilenen gezegeninizin yöneticisi olduğu burç ve o burcun doğal evi daha fazla etki altında kalır. Ardından etkilenen gezegeninizin açı yaptığı diğer gezegenler ve bulundukları alanlarda geri planda etkilenirler. Ve bir etki, bir çok tepkiye yol açar.
Transit gezegen etkilerini, kişisel gezegenler olarak adlandırdığımız ve klasik astrolojide kullanılan yedi gezegenin transitlerinde kontrol edebilmek mümkün olabilirken, diğer üç gezegen olan ve kollektif gezegenler olarak kabul edilen Uranüs, Neptün ve Pluto transitlerinde bu durum pek mümkün olmamaktadır.
İçsel şartları kontrol edebilirsiniz ama dışsal şartları ne oranda kontrol edebilirsiniz?
Aslında bütünün etkilendiği durumlarda, parçaları da muhakkak bundan doğrudan olmasa bile, bir şekilde nasibini alacaktır.
Eğer doğum haritasında Akrep burcunun doğal evi olan ve 8.ev tabir edilen krizler evinde ağır bir Satürn deneyimi yaşıyorsanız ve Güneş’iniz de Pluto’dan sert bir tansit etkisi alıyorsa, bu noktada seçme özgürlüğü size zaten verilmemiştir ve bu ağır deneyimi kader size yaşatacak demektir. Seçme özgürlüğü size ancak ağır deneyimlerden sonra gelen bir özgürlüktür. Çünkü artık o enerjilere aşina olmuşsunuz demektir. Tanıdığınız bir düşmanla başedebilirsiniz ama tanımadığınız ve size ansızın vuran bir düşmanla başetmek için yoğun mücadele etmeniz gerekir.
Her transit gezegen etkisi, herkesi aynı şekilde etkilemeyebilir. Kişinin sahip olduğu doğum haritası, orijindir.
Bütün bu kadersel temalar söz konusu olduğunda, öncelikle yapmanız gereken, bu düşmanın kim ve neden orda var olduğu konusuna eğilmenizdir, çünkü ekilenler biçilmektedir. Sizin kontrolünüz dışında ekilmiş olan hatalı tohumların, bir şekilde temizlenerek, yeniden ve sağlıklı tohumların atılması ve geleceğinizi, ekeceğiniz sağlıklı tohumlarla şimdi ve şu anda şekillendirmeniz gerekliliğini farketmeniz gerekmektedir.
Sağlıksız olan enerjilerinizi farkettiğinizde, bunu çözümleyerek bu enerjiyi yapıcı bir biçimde hayata geçirebilmeniz imkanı vardır.
Bir örnek daha vermek
gerekirse, ilerletilmiş haritalarda, ilerletilmiş Ay’ınız natal Pluto’nuz
ile temas halindeyse, burada muhakkak ruhsal bir arınma, temizlenme ve
yeniden yapılandırma dönemi yaşayacaksınız demektir. Ama bunun ağır mı hafif
mi geçeceği sizin doğum haritanızda gizlidir. Eğer Pluto enerjisine aşina
biriyseniz ve onunla başa çıkmayı biliyorsanız bunu oldukça verimli bir
şekilde kullanabilirsiniz. Ama eğer Pluto enerjisine yabancı biri iseniz,
sizi yerle bir edebilecek hatta yıkıp yeniden yapılandıracak deneyimler
yaşayacaksınız demektir.
Eğer krizler yaşıyorsanız ve acı çekiyorsanız, bilmelisiniz ki sonuçda bu durum sona erdiği zaman ödülünüzü alacaksınız. Bütün bu yaşananların sizin ruhsal gelişimiz için olduğunu bilmelisiniz. Yaşamda hiç kimse tesadüfen bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, astrolojinin, kendini tanıma yolunda, kişiye öğreteceği çok şey olduğuna inanıyorum. En azından farkındalığı öğretecektir. Kendinizi bilirseniz, hatalarınızı düzeltme şansınız olur. Bir şans, çok şey demektir. Size büyük adımlar attırabilir. Bu, bütünün en yüksek hayrı için de, çok büyük bir adımdır.
Herkes elbirliğiyle bir taş koysa, bir bina biter! |