Bu alem bizden sorulur

 

Bir kaba alaycılık var tüm metinlerde. Bazılarında alaycılık ve incelik çok güzel oturmuş. Ancak bunun dışındaki yazarlarda  bunların hiçbirinin yerine oturmadığını, zorlamaların olduğunu görüyorum. Ayşe arman ve türevlerinin türevleri. Dil kullanmayı bilmeyince okumaktan zevk alamıyoruz. Ustanın kaleminden alaycılık ince bir zekanın ürünü olarak ortay çıkarken, özenenin ve yeteneksizin elinde ise katır kutur bir şey dönüşüyor. Örneğin yeşim yatak ve taşlarla terapi bölümlerinde olduğu gibi.

Bunun dışında hemen herkesi ve herşeyi eleştirerek kendinize bir konum seçip ayrı bir yere koymuyor musunuz..
 

Yakaladığım ise sonsuz un yazım tarzının diğer yazarların kendine tarz olarak dayatması. Sonsuz da görülen ise  bilgi birikiminin , dil kullanımındaki yetenekle usta bir hicve dönüşmesi. Ve çoğunlukla samimi ve çoğunlukla içten. Ve çoğunlukla kadınlar tarafından tutsak edilmiş bir erkesi var.

Popüler olma, internetten çıkıp bir büyük grubun altında dergi olma kaygısı açıkca görülüyor. Ve bu kaygı çok sırıtıyor arkadaşlar.
 

Şöyle diyor ”Okuncak bütün kitapları, seyredilecek bütün filmleri yaladık yuttuk. Bu alem bizden sorulur. Her konuyu biz biliriz. Ancak kimseyi beğenmeyiz. Bu alemde birileri bir şey yapacaksa biz yaparız. Bu alemin rantını da kimseye kaptırmayız . Biz kimiz, biz öyle bir şeyiz ki sizler tarafından bilinmeziz.” Siz  diyorum çünkü “biz” iniz çok hissediliyor..


derKİ:

Değerli okurumuz,

Öncelikle bu mailiniz için size teşekkür ederiz. Açıkcası "helal olsun güzel eleştirmiş" dedik ve özellikle de üslup açısından yer yer sivri ifadelerle birlikte (onlar da doğal) son derece düzgün ve örnek bir mail olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca eleştirileriniz, derKİ'nin kendini bir kere daha ifade etmesine fırsat yaratması için önemli, bunun için de size bir kere daha teşekkür ediyoruz.

Önce konumlandırma sorunuza yanıt vermek istiyoruz. derKİ, duruş açısından eleştirel bir dergi ve bu noktada kesinlikle bir konumlandırma söz konusu. Malümunuz spiritüel kavramlar yaygınlaştıkça ve bir nev'i moda haline gelmeye başladıkça haliyle "eee artık bu kadarına da pes" dedirten bir sürü olayla karşı karşıya kalır olduk. Keza maalesef mevcut sistemin spritüel bilgilerle harmanlanıp, kendini yeniden üretmesi ve sunması da söz konusu. Maalesef kişiler yine kendilerini bir çoban arıyorlar, yine çok fazla düşünmeden sorgulamadan birşeyleri ezberleyip, bazı ritüelleri tekrarlayarak istediklerini elde edebileceklerini, daha da vahimi "kendilerini tanıdıklarını" zannediyorlar veya zannettiriliyorlar. İnsanlar, kendilerini yani dünyada yaşayan insanlar oldukları gerçeğini reddedip, kanatsız melekler olmaya çalışıyorlar ve etraf günden güne sanki afyon çekmiş gibi gülümseyen ve okudukları ne varsa birbirine kopyala-yapıştır-gönder yapan "copy-paste" insanlarla doluyor. Ha bu kişiler böyle mutlu olabilir ona sözümüz yok, ama aynı kişiler bir süre sonra yaşadıkları illuzyonun bir anda ortadan kalkınca büyük şoklar yaşayıp bunalıma giriyorlar. Keza spiritüellik hele de bu örnekler de olaya eklenince "uçuk kaçık olmak" biçiminde algılanıyor. İşte biz bir yandan bu anlayışı ve gidişatı eleştirirken, esasında bir yandan da olaya tersinden girerek bir nev'i "çok seslilik" yaratıp enerjinin de hareketlenmesini sağlamak istiyoruz. Sonuçta herkesin tek birşeyi söylediği noktada gelişim falan olmuyor ve merdiven tek bacaklı kalıyor. Karşı görüş geldiğinde de aralarındaki etkileşimden merdivenin diğer bacağı da tamamlanıyor ve ilerleme başlıyor. Ha şu da var, biz merdivenin tek bacağı olmayı iyi biliyoruz, çünkü yıllarca bunu yaşadık. Ama bu işin böyle gitmeyeceğine de inandık ve eleştirilerimiz başladı. Çünkü karşı görüşler de olmadığı vakit, kişiler önlerine sunulanı "mutlak gerçek" olarak kabüllenirler. Bu da son derece vahim bir haldir.

Gelelim "bu alem bizden sorulur" hadisesine. Bir defa bu çok iddialı bir laf. Ama şu var ki dergi kadromuzdaki kişiler, öncelikle birarada olmaktan keyif alacağınız kişiler. Çünkü dünyada yaşadıklarının bilincinde olan ve hayatlarını "meleksel kurallara" göre değil, "insanlığını kabul etmiş" olarak sürdürmeye çalışan kişiler ve yaşamlarından da "ellerinden geldikçe" keyif almaya çalışıyorlar. derKİ'de yazar olmanın temel şartı da bu zaten ve yaşadığı alemde kendi varlığını kabullenerek varolmaya ve keyif almaya çalışan kişiden de "alem sorulur" hani. 

Ayrıca şu da var ki "Ben Dünya'da yaşayan bir insanım ve insanlığımdan da keyif alıyorum ve ben de yazmak istiyorum, yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum anasını satim" diyen herkese de kapımız açık. Tabii bu "biz olduk, biz aştık" gibi bir anlam asla taşımıyor. Zaten "kim kimi aşıyor, ne oluyorsun?", "olmaya çalıştığın varlık zaten sen değil misin de zaten olduğun şeyi tekrar olmak ve kendine paye biçmek adına çabalayıp duruyorsun" diye sorarlar adama. Bizler her türlü düzgünlükleri ve yamukluklarıyla bir bütün olarak dünyada yaşayan varlıklarız ve doğum ile ölüm arasındaki süreç içinde elimizdeki en nihai gerçek de budur.

Ha işin diğer boyutu da yazılan konulardaki uzmanlıklardır. Evet, derKİ kadrosunda konularında uzman ve yetkin birçok isim yazmaktadır. Ama konusunda, işlediği konunun en yetkin ismi, hatta belki de öğrencisi durumunda olan kişiler de yazmaktadır. Çünkü derKİ'nin öncelikli amacı, insanlığı aydınlatmak, toplumu bilgilendirmek falan gibi ulvi ve fazlasıyla iddialı misyonlar değildir. derKİ, kişilerin yaşadıkları olayları, kazandıkları deneyimleri ve düşüncelerini paylaştıkları ve spritüellikten, "yaşam yolunda yürümeyi" anlayan bir dergidir. Bu bağlamda bir konunun en bi masterı orada dururken gidip onun öğrencisinden konuyu yazmasını istemeyi çoğunlukla tercih ederiz. Çünkü esas öğrenilmek istenen öğrenci için konunun ne ifade ettiğidir. Mesela derKİ'de aromaterapi konusunda Feyza'dan daha yetkin isimlerden yazı istenebilir. Fakat derKİ için önemli olan Feyza için arometerapi'nin ne ifade ettiğidir. Çünkü internette ve bir sürü kaynakta aromaterapiyle ilgili sayısız bilgi bulunabilir. Ama bir aromaterapi öğrencisi Feyza için o yağların ne ifade ettiğini bulamazsınız. Ha Feyza bilgi aktarırken hata yapabilir, ona da zaten gerekli uyarılar gelecek ve düzeltmeler yayınlanacaktır.  Keza derKİ'nin yazı konularının belirlenmesinde temel ölçüt şudur: "derKİ'ye 'Reiki nedir?"i yazmayın. Öyle birçok yazı mevcut etrafta. derKİ'ye "sizin için reiki nedir?"i yazın."

Ayrıca şu da var ki derKİ'deki uzmanların çoğu, onları tanıyanlar dikkat etmişlerdir, kendi uzman oldukları alanlar dışında, farklı yazılar yazmaktadırlar. Bu kesinlikle bilinçli yapılmış ve daha en başta derKİ kadrosu belirlenirken yapılmış bir seçimdir. Sonuçta bizler öyle akademik amaçlı değil, hazırlarken keyif alacağımız bir dergi hazırlamak istedik ve hayatta kendimizi ifade etttiğimiz farklı alanlar var ve yazarlarımızda öncelikle bu farklı alanlarda yazmayı seçtiler. Bu bağlamda mesela reiki master olarak tanıdığımız Gülüm Omay, 2. sayımızda yeni çağ eleştirisi yapmış, kitap tanıtmış, 3. sayıya da İnisasyon konusunu hazırlamaktadır.

Gelelim alaycılık konusuna. derKİ'de mizah vardır, hiciv vardır, taşlama vardır; ama kimseyle alay edilmez! Alay etmek, birilerini aşağılamak amacı güder. derKİ'de hiçbir zaman kimseyle alay edilmek amacı güdülmemiştir, zaten öyle bir niyet olsa ilk önce yazar kendisiyle alay etmiş olur, çünkü herkes kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini yazıyor burada. Ha "takılmak" babında dalga geçmeler söz konusu olabilir ki derKİ yazarlarını yakından tanıdığızda öncelikle kendileriyle eğlenen ve dalga geçen kişiler olduklarını görebilirsiniz ve yine bu yetkinliğe erişmiş (kendisine ve çevresine gülümseyerek bakabilmek bir yetkinliktir, bir olgunlaşmışlıktır bizce. Çünkü bir bilginin en yüksek düzeyi artık ona aynada gülümseyerek bakabilme halidir.) kişileri bulduğumuz anda da davet ederiz yazar kadromuza. Ama bu noktada kimseyi rencide etmek gibi bir durum söz konusu değildir. Ha tabii şu da var, farklı algılamalar ve anlaşılmalar söz konusu olabilir. Eğer bilmeden böyle hissettirdiğimiz kişiler varsa affola. Kesinlikle böyle bir niyetimiz olmadığı biline... :) (Ha buluttan nem kapan bazı arkadaşlarımız da olabilir, o noktada yapılabilecek fazla birşey olduğunu sanmıyoruz; onlara sevgilerimizi göndermekten başka)

derKİ'nin ileriki dönemdeki hedeflerinden birisi -ve okuyuculardan da gelen talep doğrultusunda- basılı bir dergi olarak çıkmaktır. Bu kendi imkanlarımızla olabileceği gibi, büyük bir dergi grubuyla da ortak çalışma sonucu gerçekleşebilecek bir faaliyettir. Tabii ki büyük bir dergi grubundan yayınlanmanın getireceği artılar vardır. Ama tabii neler olacağını da zaman gösterecek. Bu noktada mailinizdeki "büyük grubun altında dergi olma kaygısı" ifadesinin bir kaygı değil, zaten belirlenmiş hedeflerden birisi olduğunu belirtmemiz gerekiyor (Tabii kendi imkanlarımızla çıkma durumunu da unutmamak kaydıyle). Ayrıca derKİ, belli bir grubun aldığı dergi olmanın ötesinde, daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedefleyen bir dergidir ve ilk sayıda da belirttiğimiz üzere örnek aldığımız model "Aktüel" dergisi gibi dergilerdir. Bu bağlamda derKİ, popüler bir dergi olmayı da hedeflemektedir.

Sonsuz'un üslubunun dergi yazarlarına yansımış olmasını da bir nev'i imam-cemaat ilişkisiyle açıklamak mümkünken, Sonsuz'un derKİ'nin genel yayın yönetmeni olması ve yer alan tüm yazıların onun yönlendirmeleriyle yazılması sonucu, doğal olarak kendine yakın gelen bir tarzı benimsemesiyle de açıklanabilr.

Yazılardaki mizahi üslubun yerine oturup, oturmamış olması eleştirinizi saygıyla kabulleniyor, ama bunu öznel bir değerlendirme olarak düşünüyoruz. Çünkü örnek verdiğiniz yazıları üslup açısından çok da güzel olduğunu düşünen okuyucularımız da mevcut. Son değerlendirmeyi yazarlarımız, gelen yorumlar doğrultusunda artık kendi kendileriyle başbaşa kaldıklarında yapacaklardır.

Siz bir söylediniz, biz bin söyledik gibi bir durum söz konusu oldu, ama iyi oldu. Biz kendimizi de bu doğrultu da anlatmış ve yeniden ifade etmiş olduk.

Dergimize gösterdiğiniz ilgi için tekrar teşekkür ederiz


Dostlarım,

Gulüm Omay Hoca zaten geniş bir etüdünü yazmış.Yani herşeyi yeniden tekrarlamamın bir alemi yok...
Benim anlatacağım hikaye belki benim üslubumu hiç bir zaman sevememiş olanları kızdıracak ama ben buyum işte. Beğenmeyen okumasın...
 

Amacım Gülüm Hanımın ve sık sık Reha beyin de dikkatinizi çektiklerı bedensizler arasındaki anlaşmazlığın altını çizmek.Ve buradan hareketle dini ne olursa olsun yada inansın inanmasın kişilerin aldatılmakta olduğunu düşünüyor olmam.

Kaç tane baş melek var bilemeyeceğim ama Gülüm hanım Metatronu unutmuş.Ya bir de o var... Bütün bunlardan giderek de sizlere vermek istediğim mesaj, maalesef kalemini iyi kullanabilen kimlikleri bile meçhul olabilen kişilerin, bu bedensizlerin sırtından dinler propagandası yapması...

Benim alanım Reiki... ama insaf yani, merak edin birgün de Kryon'un,Tobias'ın, Rother'ın, Birch'ün, Ramtha'nın ve saymaktan yorulduğum için diğerlerinin kitaplarının hepsini alın önünüze acın ve bir bakın... Hepsi birbirinden farklı,artık ayıp olmasın diye bir iki benzer nokta haricinde tamamen ayrı şarkılar okuyan kitaplar bunlar. Okudun mu derseniz evet çoğunu okudum hatta bazılarının bazı fikirleri mantıklı gibi de göründü. İnsanız ve tabii hata yapıp yanılgıya düşmemek Tanrıya mahsustur.

Hemen tamamı Amerikan kaynaklı bu eserlerde tek bir nokta var: İsa Mesih... Dinimizde Hz Isa hepimizin kabul ve saygı gösterdiği Kuran'da yeri (değişik tarzda anlatılmış da olsa) bir peygamber ve inanıyoruz. Ama aynı kaynaklar Allah'ın 276 tane peygamber yolladığını ve her birinin mucizeler gösterdiğini anlatıyor. İncil'deki 10 Emir, Hz İsa'dan 500 yıl önce yasamış Buddha'nın öğretilerinde de aynen var. Mucize derseniz Hz. Musa'nında mucizeleri var... Bizim alemlere ışık peygamberimizin ahır zaman ve son peygamber olduğunu ve mucizesinin de Kuran olduğunu hepimiz biliyoruz. Hz Musa'nın sopasını vurup pınar oluşturması, Firavun ordusu önünde yarılan  ve ordusunu sürünce kapanıp onu telef eden mucize var. Kaptan Cousteau, Fransız ve Hıristiyanken dalışlarında Akdeniz ve okyanusu ayıran sınırı bizzat görüp, Kuran'da Tanrı kelamı olan "iki ayrı denizi salıverdik ikisi birbirine asla karışmaz..." suresini okuyarak Müslüman olduğu biliniyor. Bu da bir mucize...

Bunları neden mi yazdım? Demek ki o koşulsuz sevgi kaynağı, zaman zaman gerekmiş ki; peygamberler göndermiş. Peki yanı bunlardan sadece biri mi en büyük Reikici?

Paris'te Gare Saint_Lazare vardır. Bu Aziz, Hz. İsa zamanında yaşamış cüzzama yakalanmış, yaralarının kalın kabuklarıyla geri kalan yaralarını kazımış, bır mahzende kendine uzaktan bakanlara: Ulu tanrı bana herşeyı verdi şimdi de bunu verdi, buna da müteşekkirim dıyerek yıllar geçirmiş, ama onu yeniden Allah'ından başka kimse düzeltip eski haline koymamıştır...

Şimdi hanı şu önünüzdeki kitaplar var ya bir mukayeseli okuyun bakalım. Aklı olan bir insan hepsinin birbirinden çok temel farkları olduğunu görecektir.

Ama bu kitaplar belli bedensizleri konuşturarak misyonerlik propagandasına temel hazırlamada, ve günümüz koşullarında inanç ve irade boşluğuna düşmüş kişileri çekmektedir.

Ben artık bıktım. Bir araya gelip barı bır konsensus sağlayabilseler. Tüm bedensiz tanıdıklar bize öte alemden bilgi vermeyecek mi?  Bu bilgiler biraz da birbirini tutsun artık diyorum.

Bunlar benim kişisel ve hur fikirlerimdir ve amacım kimseyle tartışmaya girmek değildir. Zaten inançlar tartışılmaz.

Cennet ülkemizden başka gidecek yerimiz yok.Yurt dışında bu sevgi dolu laflar ihtiva eden kitapları basıp buraya yollayanlar bizleri hiç sevmiyorlar ve açıkça da belirtiyorlar. Bu nedenle bizleri bir arada tutan sevgi mozaiğine dikkat edelim kırılırsa yok oluruz deyince de sen ecmaınsın, sen siyaset yapıyorsun diyorlar. 

SİYASETİN EN ETKİLİSİ NE YAZIK Kİ NE OLDUKLARI BELLİ MİSYONERLERİN BEDENSİZ FİLAN KİSVESİ ALTINDA YAPTIKLARIDIR. DENESELER YA AYNI SEYI REIKI ALTINDA YAPMAYA. YAPAMAZLAR ZİRA KULLANDIKLARI DİN VE TARİKAT GİBİ MALZEMELER REIKI DE YOKTUR.

Çok harikulade bir girişim olan derKİ'yi akıl edeninden basanına kadar kutluyor ve uzun omurlu olmasını diliyorum. Hepınıze saygılar ve sevgiler sunarım.

Yenal Karahan


derKİ: Biz de Yenal Bey'e teşekkür ediyoruz. Kendisi bu maili Gülüm Omay'ın "Fast-Farkındalık" yazısı üzerine dergimize göndermiştir. Konuya farklı bir bakış açısı ve söylem olarak mailini yayınlıyoruz.


Sevgili derKİ,

Geçtiğimiz sayıda yer alan en iyi 20 spiritüel kitaba kendi eklerimi yapmak istedim.

KOZMİK KİTAP ( Itzak Bentov & Mintana – Dharma yayınları ) : Kitabın üstünde yaradılışın mekaniği üzerine diye de bir not düşülmüş, okuyucuyu korkutmak açısından ama kapağını açar açmaz tatlı sert bir ifade sizi ele geçiriyor. Birinci dikkat ettiğim nokta, her zaman da inandığım bir düşünce, kendini gösteriyor." Eğer bir iş de iyi isen o işi yapmalısın! " durmadan ayağına dolandırılmaya çalışılan bir üniversite diploması değildir hayat. Nitekim, düşünen bir insan olan Ben, makine mühendisliğinden, ruhsal boyutta ki olaylara kayarken bulur kendini. Her şey o tesadüfle!! başlar ve O'nu alır götürür çünkü yolda bir yerler de meditasyonla karşılaşmıştır. Bu kitabı ilk başa yerleştirmemin sebebi, Derki de ki bakış açısına paralel bir yol çizmesi. Ben, yaşadığı deneyimleri eğlenerek ama bu arada pek tabi ki ciddiyetinden de şüpheye düşürmeden nakletmiş. O kadar dürüst bir doğrultu da aktarılmış ki olaylar, hem ciddi kuramlarla hem de sevgiyle pekiştirilmiş. Kitabı okuduktan sonra dünyaya, kosmosa bakış açınız falan değişiyor. Kendinizi sevgiyle kuşatılmış hissediyorsunuz ama bu sevginin kaynağı içi boş bir balon değil, yani laf salatası edebiyat yapılmamış. ( Bir anda, nedense aklıma birbirlerine doğru ağır çekim de koşan iki tip geldi, herhalde birbirine iki zıt sevgi anlatımı bu şeklide gerçekleşir diye…) Size burada Ben'in tatlı anlatımından bir parça sunmalıyım, yoksa eksik hissederim; " Tanrılar, devalar, melekler ve diğerleri hakkında konuşurken çok saygısız olduğumu düşünebilirsiniz. Bunun nedeni son derece basittir. Eğer bu varlıklardan biriyle konuşur ve O'na saygıyla; Hey bayım, acaba siz kutsalmısınız? diye sorarsanız, bu varlık size bakıp şöyle diyecektir; " Bilmem, neden gidip büyük patrona sormuyorsun? O, benden çok daha büyüktür, belki de O kutsal olabilir. Bildiğim kadarı ile ben yalnızca burada işimi yapıyorum." Dahası, onlar da bizim gibi evrimleşmekte ve onların da bizler gibi gidecek uzun bir yolları bulunmaktadır. " Daha fazla anlatıma ne gerek?

ÖLÜMÜN ÖTESİ ( Dolores Cannon & Akaşa yayınları ) : Geçenlerde kitapçıya gittim ve bu kitapla aynı adı taşıyan yeni bir tane daha keşfettim. Yazara dikkat!! Çünkü evirip çevirmelerim ve ümitsiz isim hafızam yüzünden, emin olamadım ve anlayana kadar da akla karayı seçtim. O kitapla, benim bahsettiğim kitap aynı değil, belirtmek isterim. Elimde ki kitap 1998 basımı.Uzerinde de altın rengi bir kelebek var. ( Bu bilgisayar beni deli ediyor U'nun noktalı hali yok, yazamıyorum!!! ü, küçüğü çıkıyor da büyükde ki problem de nesi?! ) Neyse…bu aralar  bu tip konuları konuşmak ya da sorgulamak insanlar da şok etkisi yaratmıyor eskisi gibi. Öyle kelalaka ortamlar da, öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki, bir bakmışsınız kitaplar, işte şu kitap bana çok yol gösterdi falan muhabbeti başlamış. Bu da, aynen öyle bir rehber özelliği taşıyor. İçinde sorular ve yanıtları var. Açıklamalar " Ya kardeş, bu Türkçe, okudum ama ne anlatmak istediğini bi türlü çözemedim!"türü bir şey değil. Dolores Cannon bir hipnozcu. Bu işi profeyonel olarak yapıyor ve hastalarından birinin aniden ölüm anına gitmesi ile birikimleri başlıyor. Yine bir tesadüf yani! Aklımız da olan bir dolu soru….Kitap bittiğinde Dolores'e teşekkür etmek geliyor içinizden, bu kadar güzel soruları bir araya getirdiği ve birçok konuya da açıklık kazandırdığı için. Fakat, bir yerde unutulmamalı ki aktarılan deneyimler, verilen cevaplar da, soru sorulan varlığın düzeyinden, deneyimlerinden gelmekte. Yani, hepimizin deneyimi birebir örtüşemediğine göre, her zaman mantık kullanmakta ve verilen her yanıtın kutsal kitap gibi sorgusuz sualsiz, yorumsuz kabul göremeyeceğini hatırlamakta fayda var. Bu kitapların bize kazandırdığı en büyük yetenek, üzerinde düşünme, daha fazla araştırma dürtüsü kazanmak. Bu yüzden, eskisi gibi düşünmeden kabul etmek gibi ya da inanışın sevgi değil korkuya dayanması gibi sağlıksız bir bakış açısı da yavaş yavaş etkisini kaybetmekte.

GEÇMİŞ YAŞAMLAR ÖLÜMSÜZ USTALAR (Dr. Briane L. WeissDharma yayınları ) : Geleneksel bir psikoterapist olan Briane yine bir hastası vasıtası ile spritüel bakış açısı kazanır ve birgün tüm bu yaşanılanları yazma dürtüsü hisseder. Hastasının problemlerinin geçmiş yaşamdan kalan izler olduğunu anlar. O döneme kadar, yaklaşımları her zaman ki gibi bilimin elle tutulur, gözle görülür, test edilir sınırları içinde kalmıştır. Bu konu da ayrı bir soru. Neye göre kanıtlanır ki bazı şeyler? Elinde ki teknoloji kadar kanıtın vardır. İmkanların bir şeyi kanıtlamaya yetmiyorsa, o yok mu sayılmalıdır? Bana göre, üzgünüm ama bilim de bazı yerler de dinin tutuculuğunu ve bağnazlığını sergiler. Neyse, konumuzdan saptık yine, Briane hastası Catherine'le beraber bir dolu hayatlara girer çıkar ve burada öyle bir noktaya dikkat edilir ki Catherine belli yaşamlarda belli görüşleri savunur. Bunlar birbirlerinden bazen oldukça farklı, bazen de paraleldir. Hayatın tiyatro sahnesi gibi yaşandığı bu kitapta ortaya çıkıyor. Çünkü tek kişi üzerine odaklanmış bir kitap. Bu arada, tabi ki Catherine vasıtası ile üstad varlıklarla da bağlantıya geçilip panorama açıklığa kavuşturulmaya çalışılıyor. Yani, görünenin arkasında ki nedir? Çoğumuzun hayatında algılayamadığı da bu değil mi?

EŞRUHLARIN DANSI ( Dr.Brian L.Weiss – Say yayınları ) : İşin komik tarafı nedir biliyormusunuz ? Şu ana kadar bu kitapların aynı insana ait olduğunun ayırdında değilmişim!!! İçinde geçen Catherine ismi beni kendime getirdi. İsim benzerliği mi acaba diye düşünürken, bir baktım ki aynı insandan bahsediliyor. Bu durumu lütfen bir lakayitlik olarak falan algılamayın. Ben böyleyim, isimler yerine oturup da kişiliklerle birleşene kadar zamana ihtiyacım var. Bir şeyleri okuyup, alınan bilginin toplanması ile onları gruplamak, ayıklamak, özetlemek çok ayrı şeyler. Bu İngilizce konuşmaya da benziyor. Sorarlar; " İngilizce bilirmisiniz? " diye, cevabını çok temkinli vermek zorundasınızdır. Birgün, karşınıza çeviri yaptırtmak isteyen insanlar çıkabilir. Bu ise, normal günlük ingilizceden farklıdır. Şöyle demek lazım; " Ne ingilizcesi? Tıp mı, matematik mi, muhasebe?....." Siz, bilgileri biriktirirsiniz ama o bilgiler farklı özellikteki diğer bilgilerle örtüşmeyebilir. Burada, benim için önemli olan, kitabın içeriği ve bana verdiği yanıt olduğu için, böyle son dakika farkındalıkları da yaşanıyor görüldüğü gibi….Geçelim bu kitaba…Burada Brian, Catherine ile başlayan yolculuğunu diğer hastaları ile devam ettirmekte. Mevlana Celaleddin-i Rumi yine ilk sayfada karşımıza çıkıyor, doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım dizeleri ile. Her bölüm, Goethe gibi,Carl G.Jung gibi düşünürlerin sözleri ile başlıyor. Bir eş ruhtur almış yürümüş vaziyette. Bu kitap ise size başlangıçtan itibaren eş ruhun ne olduğunu, bir Hollywood film karesi ile ilişkilendirilemeyeceğini, belki de bu hayatta O'na asla ulaşamayacağınızı ve bu düşüncenin evlenip, çoluk çocuğa karışarak sonsuza kadar mutlu yaşadıların çok ötesinde olduğunu anlatmakta. Sonra da tesadüfen! bir araya gelen ama birbirinden haberi olmayan iki hastanın eşruh hikayesini anlatmakta. İşin tatlı tarafı ise, iki kahramanın da bundan haberi olmadan aynı doktora tedavi amaçlı gelmiş olmaları ve bağlantılarının Brian tarafından anlaşılması. Bir araya getirilme aşamalarını ise size bırakıyorum sayın okuyucu….

REENKARNASYON (Cem Çobanlı – Dharma yayınları ) : Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum. Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum, öyleyse ölümden korkmak niye? Hiçbir sefer daha kötüye dönüştüğüm ya da alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım. Fakat yolum devam edecek. Tanrıdan başka her şey kaybolacak. Hiçkimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım. Yıldızların üzerinde bir yıldız olup, doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım. Mevlana Calaleddin-i Rumi. Kitap böyle başlıyor. Ben de çok etkileniyorum ve size de aynı dizeleri yazamadan edemiyorum. Reenkarnasyon düşüncesinin tüm uygarlıklarda ki bakış açısı alınmış. Böylelikle, ortak noktaları yakalamak mümkün fakat tabi ki uygarlıkların bilgeliklerine göre de yapılan tasvirler komik olabiliyor. Sonuçta, ortada duran bir gerçek var ama bir taraf bunu duygusal anlatırken, bir diğeri mesela uygarlığında savaş ve kadın önemli ise doğal olarak ona göre yorumlar katıyor. Binlerce yıl önce ki algılamanın bu yüzyıla adaptasyonu gülünçlük ötesine geçemez hiç kuşkusuz. Dünya da ve Türkiye'de reenkarnasyon….Bizim ülkemiz de ki en büyük eksikliklerden biri yerine konmaya çalışılmış. Pek tabi ki, dünya üzerinde birçok bilgi evrensel olsa da insan, Türkiye'de neler olup bitmekte diye kıvranıp duruyor. O yüzden, bu konularda Türk yazarları çok seviyorum ben. Can Polat'ın araştırmaları var içinde. Dolayısı ile Türkiye'den reenkarnasyon manzaraları görmek de mümkün. Bu demek değil ki, her öldüm dirildim diyene ün, şan, şöhret gelir. Zaten, hepimiz öldük öldük dirildik ya bunun neresi önemli? Esas dikkat edilmesi gereken nokta; bu şekilde tekamül ettiğimiz, o kadar. Yani, bana göre ben şuydum, buydum diyene de prim verilmemeli, bunun bizlere kazandırdığı değil, o bireye kattığı değerler nedir? Hiç kuşkusuz ki bunu reklam aracı yapmak değil. Kitabın sonuna doğru, yine soru cevaplara geçilmiş. Hoş, biraz da ders kitabımsı ama bilgilendirici ve bir sistematiğe oturtulmuş bir kitap.

DOĞUMDAN ÖNCEKİ HAYATIMIZ – DENEYSEL TEKRAR DOĞUŞ OLAYLARI (Dr. Helen Wambach – Ruh ve madde yayınları ) : Yine bir klinik psikoloğu çıkıyor karşımıza. Bu araştırmaya neden giriştim? diye de bir başlangıç….Artık, klinik psikologların karşılaştıkları olaylarla, kafalarında yanan ampul arasında bir bağlantı kurmak gördüğünüz üzere, gayetten de beklenen bir hal aldı. Bu kitapta ki bilgiler beni, doğum anında yaşananların tasviri sebebi ile çok etkilemişti. Şu an ki anı birikimizle hatırlayamadığımız detayların ve tüm bu detayların bir birikimi olarak varlığımızın bilincinde olmamız…..Ben ne diyorum, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan gibi olmuş! Sonuçta, kitap bir sürü doğum olayını ele almış. Yine bir sürü farklı bakış açısı. Bazıları son dakika da bebeğe bağlanırken, bazısı arada sırada gelip gidiyor….Ve amaçlar; " Şimdi anlıyorum ki.." diyor bir tanesi " Hayatımın amacı; bana karşı nasıl duygu taşırsa taşısın annemi sevmekti. Çok zor!!!" Özellikle hamile annelerin okuması gereken bir kitap. Her anın bilinçli yaşanması açısından….Yalnız şunu da belirtmekte fayda görüyorum ki, yine bir anne olarak, zamanla duygularınız çok değişiyor ve tecrübesizken yaşananlar ve hissedilenler için, hayat boyu vicdan azabı çekmek de sakıncalı. Yani, bu bir süreç ise eğer, o yaşanacaktır fakat yine de okuyup daha bilinçli olmak siz ve bebeğiniz için, onların yalnızca süt verip de yatağa yatırılması gereken mekanik varlıklar olmadığını öğretececektir…..

RÜYADAN UYANIŞ ( BartholomewAkaşa yayınları ) : Eğer, siz şusunuz busunuz gibi kitaplardan hoşlanmıyorsanız belki de kitaplığınıza koymakda tereddüt edeceğiniz bir kitap fakat içinde ki bilgiler gerçekten de aydınlatıcı. Burada, soru cevap falan yok, yalnızca yüksek boyutlardan bir varlığın bilgelik ve sevgi dolu mesajları var. Hayatınız mükemmeldir gibi zaman zaman isyan edebileceğiniz açıklamalar da var aralarda eğriti eden ama olsun, genelde aktarılanlar oldukça doyurucu.

SONSUZ YÜCE YOL ( Mehmet Fahri Öğretici – Ruh ve madde yayınları ) : İşte budur! dedirten açıklamalar var bu kitapda. Mikrokosmosdan başlıyor makrokosmosa, atomdan gezegenlere, değer yargılarımızın rölatif olmasından, sebep sonuç yasasına…..Yine, biraz ders kitabı ifadeler de olsa, o kadar güzel başlıklar altında toplanmış ki bilgiler okunmaya kesinlikle değer diye düşünüyorum. Aa! bir de ruh ve madde yayınlarının o kendilerine ait olan anlatımları da var kuşkusuz. Mesela, mukedderat ve tekamül gibi….İçiniz mi karardı? Yok, bu gerçekten kitabın genelini açıklamak için çok subjektif bir bakış açısı oldu. En azından, bir kitapçı da bulursanız, sayfalarına bir göz atın canım!

BEN ENERJİYİM ( Chislaine D. MartelArion yayınları ) :Yine, annelerin ve anne adaylarının okuması gereken kitaplardan. Bebeğin nasıl olup da aurasını değiştirdiğini, enerji ile ilgili çalışmaları ki, bunları genelde yapamasak da bilmek eğlenceli, 7 ana çakranın ne olduğunu anlatan bir kitap. Sona doğru meditasyon duruşları falan da var. Düşüncenin açıklaması, bunun bizim enerjimize yansıması da anlatılmış. Düşünce gücünde de belirtildiği gibi, herşey düşünce de başlar. Chislaine, ayrıca ölüm anını da aurada ki değişikliklerle açıklıyor. Kitabı okuduktan sonra, gören bir gözün bizleri, hareket eden enerji kütleleri olarak algıladıklarını anlıyoruz. Enerjimiz aura şeklinde yansır dışarıya ve bu enerjinin de komuta düğmeleri çakralardır. Tabi ki, tüm bunları görebilir hale gelmek, öyle kolay kolay olagelen işler değil. Hele de günlük koşuşturmacanın içine düşülmüş ise….Ne demiştik? Görememek demek, onları hissetmiyoruz anlamına gelmez, kanıtlayamamak ise yok saymak demek değildir. 

DIŞARIDA HİÇBİRŞEY VAR  ve  KAMINO ( Shırley Maclaine Akaşa & Dharma yayınları ) : Bu iki kitabı bir araya koymak geldi içimden. İçinizde Shırley Mclane'i okuyan kim varsa eminim, samimi ve içten anlatımı açısından benimle aynı fikirde olacaktır. Deneyimleri gerçekten de benin için inanılmaz, yaşanmaz, tecrübe edilemez görünse de, O'nun yaşadıklarını okumak, hissetmek çok büyük bir zevk. "Dışarıda hiçbirşey var" da deneyimlediği aslında, bana göre bu iş dünyasından, para kazanmaktan ki, yaşamak için dünya da bu olmak zorunda, biraz kopuk gelse de, yalnızca bir deneyim okumak için birebir.

Kamino'da ise ley hatları denilen ve dünya üstünde ki enerji hatlarının ( ruhsal enerji ) taşındığı bir yolda 800 kilometre yürümenin ne olduğunu anlatır. İşin açıkçası, kitabın sonuna kadar olağanüstü yaşanan pek de bişey yok. Fakat, öyle bir sonuçla bitiyor ve öyle açıklamalar geliyor ki bitişte insan inanamıyor. Kitabın sonu için almaya ve okumaya değer derim.

TÜRKİYE'DE BİR AMERİKALI MİSTİK ( Michael GurianDharma yayınları ) : Ben Brickman adında bir Amerikalı'nın Türkiye'de yaşadığı bir deneyim anlatılıyor kitapta. Yabancı uyruklu bir insanın Türk insanını anlatışı da okumaya değer, diğer konularda ki samimiyeti de….Hem spritüel konular var hem de okunması kolay, anlaşılır, sıkmayan bir yaz kitabı olabilir diye düşündüm….İyi okumalar….


derKİ: Biz de yeni yazarımız Reyhan Bull'un bu mailini ve kitap seçimlerini sizlerle paylaşmak istedik. Umarız faydalı olmuştur.



derKİ hakkındaki görüşleriniz için mail adresimiz: 
derki@derki.com