Düşlerin Kadar Konuş
Cüneyt Duru, Bu Yayınevi, 2003

Çisel Onat

Geçenlerde bir adam yaktım. Şimdi bir adam yaratacağım! Biraz şiirin içinden biraz hayatın en saf yolundan gelen bir adam. O geçtiğimiz aylarda “Düşlerin Kadar Konuş” adında bir şiir kitabı çıkardı. Asi Cüneyt Duru’dan bahsediyorum. O hem benim özü sözü benden olan arkadaşım, hem kimsenin olamadığı kadar dostum, hem sözcüklerini bir ok gibi asice kullanan ve karşılıklı aşka ya da hayata artık her ne bulursak, yersiz yurtsuz atışlar yaptığımız ve çoğu zaman o okların içinden kendimiz geçtiğimiz meslektaşım, dişi her şeyin en kibarına vakıf, erkekçe olan her şeyin en harbisine sahip olan “delişahanem”. Aynı zamanda da derKi’de yazılarıyla benden sonraki nesli de pençesine kaptıran bir yazar! Bir gün öyle bir şey oldu ki ikimizde kahkahalarla gülerken ya da ağlarken (!) ikimize şu ismi taktı: “Delişahane”. Benim deli olduğuma çoktan inanmıştı meğer. Şahane kısmına ise dokunmak haddimi aşar. Ben mükemmelliğin tüm sınırlarını beş adım öteden izliyorum. Dersem... Evet sinirlerinizi bozan bir yazı olacak gibi bu ne dersiniz? Şahaneler, deliler, mükemmeller... Şaka bir yana bana kabile reisimizden Cüneyt Duru’nun şiir kitabı ile ilgili bir yazı yazmam emredildi. İşin esprisi Cüneyt’le her saniyemiz beraber geçmesine rağmen bu sayıda ondan bahsedeceğimi ona söylememem gerekiyordu ki sürpriz olsun. Sır tutarım ama sürprizlere dayanamam ki! Öyle ki kabile reisi ile hemfikirdik bu konuda ve maalesef ölsem de çatlasam da bekleyip bu yazıyı yazıp Cüneyt’e “sürpriiiiiz” diye bağırmak zorundaydım. Şu günler nasıl geçiyor hala inanın anlatamam. Hep dilimin ucunda “sana bir sürprizim var” demek! Ama gelin görün ki ben zavallı bir sır küpü olarak bunu da her şey gibi içime atmak zorundayım!  Bu yazıyı bu sefer Ankara’dan yazıyorum. Biraz denizsiz, biraz yalnız birkaç günün özeti gibi olacak ama pişman değilim geldiğime. Cüneyt’le başlayan bir yolculuk nelere kadirmiş anladım şimdi. Ve bari bir sır vereyim size aman kimselere demeyin ikimizde İstanbul’da eğlenmediğimiz kadar eğlendik burada. İlk sahne deneyimimi yaşadım sayesinde. Şimdi her cafe’de ikimizin kahkahaları konuşuluyor. Nitekim sinir krizi şeklinde ağlamalardaydık her gün. Heyhat ikimiz bir taşa yumruk gibi indik hayata.

 

Garip bir adam bu adam. Çok adam! Tok adam! Sezen Aksu sayesinde başlayan bir tanışma bugün tek gecelik yaşanan bir şeyleri onunla paylaşabileceğim kadar büyük dostluk noktalarına geldi. Zaten bu kadın ruhuma her tecavüz ettiğinde bir deli adam gönderiyor bana ve al diyor işte sana bela!!! Bu sefer sağlam bir saldırı yapıldı ama okların içinden geçen bir başka adam tanıdım. Okudunuz mu? Hey! Şiddetime maruz kalmamak için gidip bu kitabı alın artık! Yoksa size kendi kalbimle bileylediğim her oku yersiz yurtsuz fırlatacağım. Hadi gidin alın. Ben onun bu kitabındaki ilk şiirlerini önce telefonda dinledim. Zaten bana bir şarkı dinletene bir de şiir dinletene eğilir boynum. Beklentisizce!!! Her gece yazdığı şiirleri gözlerimi kapatır biraz Sezen’le dinlerdim. Garip ama hayatımda hiç sıkılmadığım telefon muhabbetlerini de Cüneyt Duru ile yaptım. Sesine de sözüne de vurgun bir kadın olarak dinledim, dinledim, dinledim. Gözüne bakmadan özünü anladım. Bu öz meselesi de popüler yoga seansları gibi “in” oldu ama in’anın özü sözünde yatıyor adamın. Sonra bu şiirleri okuduğu özel “şiir gecelerinde” tekrar tekrar dinledim. Bir barda tanıdığımız tanımadığımız herkese okudu şiirlerini. Arkada ince bir keman,bir delikanlı gitar sesinde o doyamadığım tok adamın tok sesi. Gözlerini kapatıp şiirlerini ezbere okuyan az şair tanıyorum ben. Talan olmuş duygularını topluluklar önünde bu kadar talan şekilde, hissettiği gibi sözleyenini de!!! O geceler şarap içmeyi reddettiğim tek gecelerdi. İşte buydu tek gecelik sırlarımı paylaştığım dostumu bana katan. O kitapta tuhaf bir şey var. Sanıyorum bir dahakine bu kadar büyülü bir gerçeği kendime daha da derinden kabul ettireceğim. O şiirlerinde “ışık, aşk, sevişmek, umut, kadın, erkek” gibi sözcükleri çok kullanır. Okuyun göreceksiniz. Her şiirde aynı hedef ama ayrı yollar var. Nereden geçeceğinizi bilemeyeceksiniz. Biraz sürüklenmeye hazır olun yazdıklarına. Biraz suya kapılmadan yüzmeyi öğreneceksiniz... Aşkta!

 

O şiir gecelerinde yaşanan her şey hep eksik bir noktayı tamamladı. Onun şiirlerini dinlerken aşık oldum dirseği dirseğime değen birine. Onun şiirlerini dinlerken tarttım bir şeyleri. O kitabı elime aldığımda zaten çoktandır biliyordum o şiirleri. Ezberim felakettir ama insan yaşadıklarına benzeyen birkaç cümle bulduğunda öyle bir açılıyor ki beyin damarları.

İlk imza gününde yanındaydım tabii ki ve aynı masada oturup onu izledim. Bir şey açıklamak istiyorum size. Önyargı denen şey insanın en büyük düşmanı belki de. Öyle ki kötü dediğimiz biriyle dost oluveriyoruz. Bir gecelik bir aşk dediğimiz birine bir ömür aşk veriyoruz. İşte buna da şahit oldum o gün. Cüneyt’i farklı bir kulvardaki haliyle bilenlerin onun şiir kitabını gördüklerinde ki yüzlerini izledim hep. Öyle gözüm imza alanlarda falan değildi. En çok insanların şaşıran yüzlerini izledim. En keyiflisi buydu. İsterdim ki şiirleri okuduklarında da yanlarında olsaydım! Hadi bana en sevdiğim şiirini sorun. “İÇRE” derim. Çok yalın bir anlatıma nasılda bu kadar vuruldum bilmiyorum ama o şiiri her okuduğumda hep o kadın gibi hissederim kendimi. İç’ten ağladığım için mi acaba? İç’ten sevdiğim için mi yoksa? Neyse ne ama bu şiiri çok kez armağan aldım kendime. İlk sayfa bana ayrıldı sizin seçme hakkınız arkaya kaldı!

 

Şiir yazan insanların kısa acıları olmaz, kısa aşkları, kısa yaşları da olmaz. Onlar cümleleri kısa tutarlar sadece. Oysa ki o cümleler bir yaşanmışlığın en basit özetidir. Buna rağmen siz o özetleri okuyunca yaşanan her şeyi anlamış gibi hissedersiniz. İşte şiir yazanı şair yapan budur. Şiirin tılsımı yazanın sırrında saklıdır! Cüneyt’in şiirleri onun sırlarının en ufak özetidir. Hala yola çıkmadınız mı almak için? Biraz daha mı ikna olmak istiyorsunuz? Peki o zaman. Biraz da ondan ve sözcüklerinden bahsedelim. Bu kitaptaki şiirlerde en çok rastlanan sözcükleri yazmıştım zaten. Onun hayatında ne demek bunlar ondan bahsedeyim biraz.                                              

Bu sayede belki de şiirlerinin özetinden bir özette siz çıkarırsınız ve oklarıma maruz kalmazsınız.

 

Işık! Onu tanıyanlar bir yere girdiğinde nasılda insanların üzerine yansıdığını bilirler. Onunla hayatı paylaşmak karanlığı azaltıyor. Dileyen kapasın ışığı ama ona karanlık bile yakışıyor. İşte “Düşlerin Kadar Konuş” kitabındaki şiirlerinde de illa ki bir yeriniz ışıyacak! Biraz simli, biraz spotların altında hissedeceksiniz kendinizi. O hep ruhu ışıkla yıkar, suların en çok ışıklı yanlarına vurgundur. Gülümsemelerin en çok ışık saçanlarına vurulur!

 

Aşk! Bir şair aşk olmadan kaç cümle bitirebilir ki? Aşk hangi şiire dahil edilmez ki? Onun sırlarını sizinle paylaşamam. Belki okursanız anlarsınız aşklarını. Size kalkıp ta en harbisini, en “teklisini”, en safını o yaşadı ve yaşıyor diyemem. Ben gördüm, o kadını sevişini gördüm diyemem. Şiirin  ismini versem dizelerini veremem. Bunları yazan bir adamın aşkı nasıl yaşadığını da size bu saatten sonra anlatamam. O beni de yazdı sizi de. Bir merdivenden yuvarlanır gibi okudum ben kitabını... Kafamı gözümü e biraz da kalbimi yararak!

 

Sevişmek! Sansüre boyun eğdirirler bana burada. Biriniz kalkıp “ne yazdı bu”derse o kitabın geri kalanını anlatamam size. Tek gecelik bir beden yaşayan adam şiir yazamaz zaten dersem anlarsınız sanırım! İşte onun şiir yazabileceğine de bu kadar çok inanırım!!!

 

Umut! Onun şiirlerinde kullandığı bir “umut” sözcüğü Prozac Toplumuna karışmak üzere olan bir deliye gelen en büyük hediyeydi! Karşımda oturup benimle umudumu paylaşan en büyük adam da O oldu! Bir şiir var o kitapta. Ama yazarsam adını tüm şifrelerimi çözerler. Tüm hesaplarımı kapatırlar. Siz bulun! Belki siz de benim gibi kendinizi böyle tanımlıyorsunuzdur. Yazının en keyifli yerinde hevesinizi kursağınızda bıraktım değil mi? İsim falan vermem. -ben bu kadarım işte-!

 

Erkek: Kadın!  

Kadın: Erkek!

 

Bu kitap kitaplığımda en üst rafta özel olduğuna inandığım isimler arasında duruyor. Murathan Mungan mesela. Layıktır! Selim İleri! Layıktır! Ahmet Altan! Layıktır! Küçük İskender! Layıktır! Cüneyt Duru! Çoktan Layıktır!

 

Her kitap namusum gibidir. Kimselere vermem. Kimseden almam! Raflarımdaki şiir kitapları azdır. Çünkü sevmediğim her şeye karşı bir duruşum vardır. Şiir kitaplarını seçerim. Örneğin bir aşk yaşamayı bir şiir yazmaya sebep görenleri affetmem! Kocaman bir sayfaya en dipte bir cümle yazanları affetmem! Çiçekler, böcekler, denizler anlatan şiirlerin içinde ten yoksa affetmem! O yüzdendir ki her kitapta yukarıda açıklamalarını verdiğim kelimeleri ararım. Aşk, sevişmek, umut gibi... Babam ben yazmaya başladığımda “ille de çiçek böcek yazacaksan bir tene konan çiçeği böceği anlat çünkü çiçekle böcek arasında bile bir aşk vardır” dedi. Okudunuz mu Cüneyt’in şiir kitabını? O zaman babamı kitabı okuyunca anlayacaksınız! Ben içinde aşk olmayan şiirleri affetmiyorum. O yüzden Cüneyt’in kitabının ucuna ok batırıp Eros’la herkese fırlatıyorum.

 

Bu kitabı okurken hem çok güldüm yaşadıklarımın benzerlerinin kitaba konu olmasına hem de biraz çiseledim biraz içerledim bu benzerlerin onunki gibi benim de canımı yakmasına! Ben ona o bana “deli” dediğimizden beri her şey bir şiir gibi kafiyeli ve delice yaşanıyor hayatımızda. Her şiirinde bir zorluğu yendiğini yazıyor aslında. Şimdi biz ve biri daha büyük bir yanlışlığı paylaşıyoruz. Dün gece bir sahnede şarkı söylettiler bana. Bir borcum vardı Cüneyt Duru’ya. Hep ben dinlemiştim Onu sahnede. İstediği her şarkıyı söyledim. İyi şiir yazamıyorum yapabildiğim buydu. Ama aklımdan bir tek şey geçti Ona ve kadınına bakarken; bir gün “İçre” diye bağıracağım en soprano halimle bir sahnede!

 

Bu kitap onun için bir ilkti. Benim için ilikti! Ondan bana nakledilen her duyguyu ben de bir başkası için saklıyorum. O iyi bir adam. İyi bir yargıç! İyi bir dost! Öğrendiğime ve gördüğüme göre iyi bir sevgili! Ben onunla öyle büyük bir felaket yaşıyorum ki bu aralar şiirler yazıyoruz masadaki peçetelere ardarda, kahkahalarla... İhaneti, yalanı, naifliği yazıyoruz. Onun Düşlerin Kadar Konuş’ta aşkı, umudu, erkeği, kadını yazdığı gibi!

 

Arabesk bir bitiriş olsun istemiyorum. Kısa bir anı anlatayım size. E şiirle ilgili bir yazı olduğuna göre şiir gibi gözüksün bu da.
 

Ben bir şiir yazdım.

Bir adama aşıktım.

Bir hata yaptım.

Yanlış adrese yolladım.

Herkes güldü, ben öldüm.

Sonra beğendiler.

Hep yaz dediler.

Eksikti oysa kelimeler.

Yazmam, acı çekiyorum dedim.

Çek dediler.

Sık sık aşık olmamı istediler.

Olmaz hemen bu da geçmeli dedim.

Sevmiştim oysa o adamı.

Bir anda.

Sanki yıllarca.

Sonra özür diledim hata için.

Yanlış gönderdim dedim.

Yine güldüler.

Belki de sevdiler.

Ama gerçekti hepsi

Bilmem ki bu ne delilik

Yok bu aşk değil sefillik.

Önümde eğildiler

Utandırdılar beni

Onlar bu kadar iyi anladı

Aşıksın dediler.

Olamazdı. Yakışmazdı!

“Buyurun ben salak”diye açtım telefonları

Biraz Cüneyt’in şiirlerini okudum.

Kendimi bir şiirde avuttum.

Kutsadım her satırını.

Bende bir şiir yazdım

Biraz aşıktım.

Büyük hata yaptım!!!

 

Böyle bir şiir kitabının hikayesi. İkna oldunuz mu çoktan? Aaa kimse okumuyor mu yazdıklarımı. Anladım,biraz hakedenleri alkışlamaya gidiyorsunuz.
 

Hayal kuramazdım, şimdi “düşlerim kadar konuşuyorum”. Kırılırsa düşlerim ilik naklini şiirlerinde buluyorum. Cüneyt’i seviyorum, şiirlerini seviyorum. Adam gibi adamları seviyorum. Bana benzeyen şiirleri de seviyorum. Okuduğunuzda bana teşekkür edeceksiniz biliyorum

 

Bu bir şiir kitabının tanıtımından çok bu aralar tüm felaketleri ve özelleri birlikte paylaştığım bir adamın adamlığına ve yazarlığına duyduğum saygının özetiydi. İsterdim ki derKi benim olsun ve ben hep böyle adamlara saygı duyayım ve onların özetini yazayım! Her gece bir Fransızca şarkı “aşk” demek. Anlayana! Her gece telefonda bir şiir dinlemek Cüneyt demek! Bana!

 

İyi ki adamsın!

İyi ki yazarsın!

İyi ki varsın!