Ben ne aşıktım Bodrum’a gittiğimde ne de aşksız! Tüm duygulardan arınmalı insan Bodrum’a giderken. İçindekini denize döküp gitmeli. Bodrum aşktan öte bir yansıma. Bodrum kalp ağrısı kadar ani ve keskin! Bundan 2 yıl önce gittiğimde herşeyi denize dökmüştüm çoktan. Kayıpsız, eksik, yarı gittim oraya. Gidenler bilirler. Tepeden inişi vardır Bodrum’un. Tabii otobüsle gitmelisiniz. Çünkü ben eğer oraya varana kadar o heyecanı yaşamazsam benim için başlamaz o tatil. Bodrum’a her gittiğimde yol için hazırladıklarım aynıdır, yanıma aldığım kasetler aynıdır, giydiğim kıyafetler aynıdır. Bodrum prensiplerim vardır. Hep bir nokta vardır merkeze gelmeden önce. Otobüsün camından dışarı bakarsınız ve tüm Bodrum’u, kaleyi kuşbakışı görürsünüz. Ama hep aynı noktada görürsünüz o manzarayı. Bir km ötede ya da arkada değil. Hep aynı noktada. Ben artık hep o noktada el çırpıyorum pamuk şekerine kavuşmuş bir çocuk gibi. Bodrum’u o tepeden inerken sevmeye başlıyorum. Bodrumdayken insana tuhaf bir uyumluluk, uysallık, sakinlik geliyor. Sanki tüm sinirlerinizden arınmış gibi hissediyorsunuz. Otelinizde sorun mu var? Odanız mı kötü umursamıyorsunuz bile. Tabii eğer gerçekten o elektriği alabildiyseniz! Gider gitmez ilk olarak tekneyi ayarladık ve kendimizi marinaya attık ki bence dünyanın en güzel marinalarından biridir Bodrum Marina! Şanslıydık ki kaptanımız da yıllardır Bodrum’u ve denizi tüm ayrıntılarıyla seviyor ve biliyordu. Günler boyunca gitmediğimiz koy kalmadı. Keşfetmediğimiz ada kalmadı! Öyle ki Bodrum’a ilk defa gidiyorsanız önce onu sonra ona bağlı olanları tanımanız gerekir. 3. Gün kaptanın büyük jestiyle hiç bilmediğim, yıllarca da gitmediğim bir koya yanaştık. Çok uzun bir yol aldık ama değdi açıkçası. Bizden başka kimse yoktu. Saat akşamüzeri 4 gibiydi. Demirledik ve denize girdik. Etrafımda gördüklerime inanamadım. Doğa tamamen benimleydi. Yeni yağmış ve hiç dokunulmamış bir kara ayak basmak insana nasıl bir haz veriyorsa hiç dokunulmamış bir karaya çıkmakta o denli güzel inanın bana! Hiç konuşamıyorduk bile. Sessizliği bozmak günahtı sanki! Yemin etmiş gibi susuyorduk. Denize girdim. İçtiğim suyun dibini bu kadar net göremediğime dair yemin edebilirim size. Yüzen, suyun altında duran herşeyi görebiliyordum. Su o kadar durgundu ki… O kadar temizdi ki ben yanında kirli kalmıştım. Sadece üzerinde durdum öylece. Balıklardan korkmadım, taşlara bastım, ellerimi izledim, ayaklarımı izledim. Sessizliği dinledim. Bu o kadar güzel bir şey ki. hiç kimsenin olmadığı bir yerde öylece durup sessizliği dinlemek, su üzerinde durmak, yaşadığını hissetmek! İlk defa balık tuttum o koyda. Kocaman bir balık yakaladım ama sonra “katil oldum ben katil oldum” diye bağıran bir kıza kimse dayanamadı ve balık yeniden hakettiği yere döndü. O sulara sahip olsaydım bende oltalardan nefret ederdim. Bende biri benim için vicdanlı davransın isterdim!!! O balık o suları bizden daha iyi yaşardı emindim buna! Ve gitti. Hafiften Sezen Aksu çaldı… Şaraba ve geceye en çok O yakışırdı. Gece denize gireniniz var mı? Ama o koyda? Sabah ellerimdeki kırışıklıkları saydığım suda şimdi kendimi göremiyordum. Teknenin de ışığını kapatmıştık. Hayatımda hiçbir korku bu kadar sarmamıştı bedenimi. Bir uçaktan atlasanız bunca adrenalin salgılayamazsınız. Aşağıda ne var, etrafta ne var, bir şey olsa kim bulur sizi? Hesapsızca atladık ve yüzdük. Artık sessizlik yoktu çünkü etimizden et koparırlar gibiydik ilk dakikalarda. Çığlık çığlığa! Bağırmasam ölürdüm. Ve ne anladım o gece biliyor musunuz? Karanlıkta daha güzelim. Görünmüyorken daha özelim. Gizemliyim. O sessizlik sayesinde anladım sesimin bu kadar bana benzediğini. İlk defa kendi sesime bu kadar yakındım. İlk defa tüm duyularım sadece kendimi algılıyordu! Kendimle tanıştım o koyda. Bodrum’da! Kimse bilmiyordu orayı ya da bizim gibi kendini keşfetmeye gidenler dışında… |