Hoşgörüsüzlük, sevgisizlik ve kin, tembellik, kibir, cimrilik, bencillik, kıskançlık, yalancılık, cahillik günahları geldi aklıma. Tam da konusuna uygun çeviri yaparken… Derken yan evin kapısı çaldı … “Hoşgörüsüzlük” bağırdı… Kim o ? - Benim. - İyi de sen kimsin? - Sucu. Su istemediniz mi siz? - Evet istedim. - E o zaman neden açmıyorsunuz kapıyı? - Ay evet açayım. - Hanımefendi açar mısınız artık kapıyı. - Aa ! Terbiyesiz. Kimsin sen ? - Sucu dedim ya sucu… Su-cu. Allah Allah yaaa! - Senin patronun kim? - Ne oldu hanımefendi ne yapacaksınız? - Bir de soruyor şikayet edeceğim. - Neden ? Ne yaptım ki ben? - Daha ne olsun terbiyesiz. - Git git su mu istemiyorum!!! - Yapmayın lütfen. Çoluğum çocuğum var. - Başlatma şimdi. Terbiyesiz. Sen görürsün! Sen benim kim olduğumu biliyor musun? - Bilmiyorum ben sadece su istediniz su getirdim size. - İstemiyorum. - Hanımefendi açar mısınız kapıyı lütfen. Konuşalım. Kusura bakmayın. - Aaaaa! Hala direniyor. Sapık mısınız siz kardeşim. Ay komşular … Polis çağırıyorum. - Ne polisi hanımefendi ben sucuyum. Ne yaptım şimdi size ? - Sapık herif sapık. Zorla evime girecek. - Ne evinize girmesi hanımefendi ne diyorsunuz siz? Ben sadece görevimi yapıyorum. - Başlarım senin görevine hah bak polis de geldi…. …diye uzadı gitti bu diyalog. Karakollar, iftiralar, savunmalar…Uzadııı gittiiii… Sonra bu yazıyı yazan kız gazeteyi okumaya devam etti. Onun da tek suçu “okuma yazma” bilmekti. Çünkü okuduklarına inanamadı. Bir adam yıllar önce annesinin her gece başka bir adamla eve gelmesine çocuk yaşta tanık oluyor ve günler ilerledikçe içindeki kin büyüyor. Önce alkol ve sonra uyuşturucuya başlıyor. Artık büyük bir adam olduğunda “sevmeye çalışıyor” ve “evleniyor”. Evet evet tabii ki bir kadınla.Karısının ona gerçekten aşık olduğunu anladığı bir akşam karısını zehirleyerek öldürüyor. Aynı gece 4 yaşındaki kızını da boğarak öldürüyor. Polis her ikisinin de yatağında not buluyor. Yazılanları aynen aktarıyorum : “Yıllar önce yaşadığım ilk kadın nefreti her geçen gün daha da arttı içimde. Annem namussuz bir kadın değildi, olamazdı derken gerçeklerle yüzleştim. Annemi gerçekten bir anne nasıl sevilirse o kadar çok sevmiştim. Ama o bana ve babama ihanet etti. Kadınlardan nefret ediyorum. Karıcığım, zavallı karıcığım seninde aynı şekilde beni sevmeni bekledim ve aynı acıyı hissetmeni istedim. Çünkü sen de bir kadınsın. Seni hiç sevmedim. Kızım… Zavallı küçük kızım. Ben senin günahlarını önledim. Çünkü sen de annem ve annen gibi bir kadın olacaktın….” Dehşetler içinde falan okumadım yazıyı. Filmlere konu olmuş bir “sevgisizlik ve kin” hikayesiydi bu! Tamamıyla sevgisiz olabilmek için ne yapılır bilemiyorum. Kini içinde taşımak nasıl bir insana acı vermez bilemiyorum. Bugünlerde hep bu yüzden kaybetmiyor muyuz zaten? Çok değil 2 yıl önce babasının milyarlarıyla övünen ve her defasında fakirliği ezen bir arkadaşım vardı. Belki de hayatımda çok sonra ve büyük emekler sonucunda elde edebileceğim şeylere daha 20 yaşındayken sahipti. Sadece kendinden, paradan, şöhretten bahsederdi. Derken babasının bu son krizde iflas ettiğini, ellerindeki her şeyin satıldığını ve toparlanmalarının çok zor olduğunu öğrendim. Telefonum ilk defa o zaman çalmıştı. Şöyle dediğini hatırlıyorum : “Paranın ve şöhretin önemi yokmuş Çisel! İnsan her şeyini bir dakikada kaybedebiliyormuş!…” O gün kendimi sevmenin ama bunu asla poster yapıp insanlara satmamanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Kibirli ve cimri insanlar sizi her zaman ezmek için varlardır. Sorun şu ki komplekslerinin altında ezilenlerde onlardır! Bir kitapta okuduğum kısa bir günah daha. “Tembellik”. Çalışmanın ne demek olduğunu bilmeyen, karısını her gün işe gönderen parasıyla kumar oynayan bir adamın hikayesi… Günlerce hatta haftalarca olduğu yerden kalkmayan bir adam önce 5 aylık hamile olan karısını çalışması için zorlar ve kadının tüm karşı koyuşlarına rağmen onu döverek çalıştırır. Kadın önce bebeğini düşürür sonra da şizofreniye yakalanır. Hikaye adamın karısına yaptığı eziyetler ve evdeki tembelliği ile ilgili ayrıntılarla devam ediyor. Sonunda adam bir gün tüm kasları ve kemikleri uzun süredir çalışmadığı için ani bir felç geçiriyor. Sadece tek bir kolu işliyor. Karısı onu terkediyor ve adam yalnız kalıyor. Bir gün bir kutu ilaç içerek hayatını sonlandırıyor. Ve ardında bıraktığı notta şöyle yazıyor: “Şu an bu notu sol elimle yazıyorum. Bir gün dahi kullanmadığım şu tek elimle bile ne kadar çok iş yapabileceğimi anladım. Önce ölmek gibi bir işe adım attım. Şimdi de arkamda olup olmadığını bilmediğim insanlara bu notu yazıyorum. Karıma yaptıklarım için, çocuğumu öldürdüğüm için kendimi affedemedim. Bu yolu seçtim. Tek eliyle kendini öldürebilen bir insan kimbilir 2 eliyle neler yapabilirdi!” Şimdi sırf bu hikaye yüzünden bir saat bile boş oturmaya korkuyorum. “Tembellik” hayata ve insanın insana yapabileceği en büyük kötülük bence. Bu yazıyı iki elimle yazabildiğim için mutluyum açıkçası. Bugün “paranın uşağı” olan bir toplumun, ezilen, sömürülen, dışlanan bir toplumun, kullanılan, kullanılıp atılan, unutulmaya başlanan ve hatta hiç bilinmeyen bir toplumun, kadınları tecavüze uğrayan, dövülen, “susturulan”, kabullenilemeyen bir toplumun, söylediği dikkate alınmayan, bir ekmeğe satın alınan, Atatürk’ü Amerika, Fransa ve hatta tüm dünya kadar bile iyi tanıyamayan, Ona onlar kadar sahip çıkamayan bir toplumun en büyük ve telafisi zor olan günahı “CAHİLLİK”tir. Tozunu unutmuşum kitapların… Burnuma değdi hapşırıkları aşkların, günahların, sevapların… Çok yaşamaya yeminli… |