Şehrin tüm o koşuşturmacası gürültüsü içinde hepimizde yerleşmiş bir kavram hatta hayaldir çekip gitmek.. Bir gün.. bir gün deriz... Herşeyi bırakıp çekip gidicem uzaklara… Bambaşka bir hayata... İstenmeyen tüm  anılarımın, kimseciklerin istese de beni bulamayacağı kadar uzaklara...

Boğmaya başlamıştır çünkü yaşanan şehir.. İnsanlar kavga gürültü iş stresi arasında... Yok olup gitmiştir huzur kavramı.

Eski bir dost, güzel bir sevgili, huzurlu bir yuvada yakalanan o sihirli anlar bile birer birer terkeder bizi… Huzurla sığındığımız  o anlar cehenneme dönüşmeye başlamıştır çünkü ufak saçma detaylarla… Bizi besleyen tüm o hayat damarları tıkanmaya başlamıştır... 

Kısaca yenilenme  vaktidir. Ruh için dinlenme vakti. Beden sinyal vermeye başlamadan da isteğine uyulup gidilmelidir de aslında... Ruhsal bir by pass  ihtiyacı vardır çünkü o anda…

Bizi besleyecek yeni hayat yolları bulmaya… Hayatın beni de boğmaya başladığı.. Etrafımdaki herşeyin kendini tekrar ettiğini, bunalttığını fark ettiğim bir anda dedim ki bende: “Gitmeliyim… Neresi olacağı önemli değil! Sadece gitmeliyim.. yoksa boğulup yitip gidicem bu karmaşada.. gitmeliyim ruhumu teslim etmeden bu kocaman şehre..”

Bir gün okuldan bir telefon geldi ve bunu izleyen 1-2 ay gibi bir süre içinde kendimi harita üzerinde varlığından bile haberdar olmadığım bir ülkede buldum. Uzak doğuda varolduğunu sandığım bir ülkeydi (cehaletin de böylesi). Uçak biletimi alana kadar da bilmedim Finlandiya’nın haritanın hangi bir köşesine saklandığını. Amanın dedim  kutba gidiyoruz. İyi güzelmiş severim ben soğuğu ama 6 ay geceymiş -30’larda soğukmuş  ne yapsam derken; “Yürü ya kulum!” dedi içimden bir ses, “bundan iyi fırsat mı olur?..”

Giderken bıraktığım o kadar çok şey vardı ki ardımda. Geç ama yerinde kurulabilmiş güzel bir ilişki, güzel bir iş, çok makul fiyatlarla tutulmuş döşenmiş  bir ev, yeni oturtulmaya başlamış güzel sosyal bir çevre… Tam düzenimi kurdum dediğim bir anda…
 
Gece, soğuk macera olur diyip attım kendimi kuzey topraklarına. Yaşasın yeni yer yeni insanlar, diyip kendimi yeni dünyanın huzurlu sularına salıveriyordum ki geçmişimin o sert güzel,  hatta şahsen cilalanmış betonuna çakıldım. Bir kaç adım ilerde atlayacağın sular kardeş hele bir ilerle dedi içimdeki ses. Bir hafta sürmüştü herşeyi geride bıraktım ve geldim işte diye kendim kandırmam.

Herşeyi bırakıp bilinmezliğe teslim etmiştik işleri.. Eee simdi napıcaz, biryerlere mi tutunsak; tutunacak bir yer mi arasak yaratsak der oldum. Gitmek diye birşey yoktur. Gitsen de gelir seninle bırakıp gittiğin o şehir, o sevgili der o güzel Yunan düşünürü. Çok da doğru der aslında biliyor musunuz canlar.

Evet geldiler gerçektende… Geride bıraktığımı sandığım herşey geldiler ve yanı başımda çözümlenmek üzere öküz tren modu bana bakmaktaydılar. Km’lerce ötede bambaşka bir şehirle tanırken kafam kaçtığımı sandığım yerle insanlarla doluydu. Tatile gitmemin ise yaramadığı dönemler de bundan dolayı olsa gerek...

Hepimiz tatil hayalleri kurarız aylar boyunca. En kafa dinlenecek yer özenle seçilir, planlar yapılır, dinlenmeye gidilir, güzelim plaj güneş deniz ardımsıca uzanmışken önümüzde, kokteyl bardağında sunulmuş meyve suyumuz hazır yanıbaşımızda dururken biz uzaklara dalmış bıraktığımız yerdeyizdir hala. Yarım bırakılmış ya da dönünce tamamlanılması düşünülen bir işte, buruk ayrılınmış bir dostta sevgilide takılır, ıskalarız aylarca özlemini duyduğumuz güzelim tatili..

Aman suyu kapattım mı, camlar açık mı, dönünce şu iş için bilmem ne hanimı aramayı unutmayayım’lar da cabası. Daha tatile gitmeden dönmüşüzdür  hemen!

E be güzel kardeşim tatildesin,  keyfine bak yaslan arkana oh güneş vs dinle kafanı. Ama yok beyin böyle işliyor biz insan milletinde. Korku endişe gelecek planları, hayal mönümüzün olmazsa olmazlarından… Ve tatilden başka herşeye benzer çıkılan gezi.

Çıkılan tatilin işe yaramasını istiyorsanız "tatile" çıkın! Gerçek bir tatile... kafanızın ardınızda bıraktığınız yerle oynanmasına izin vermeyin. Bunun için de kapıdan çıkarken tüm endişelerinizi kafanızı yoran düşünceleri de kıtlamayı unutmayın çıktığınız o kapının ardına. Aksi halde boşu boşuna hem paranızdan hem huzurunuzdan olursunuz..
 
Bende de isledi tabii ki bu süreç  ve ben dönünce nolucakları kurmaya başlamıştım ikinci haftamın başında. Gün ışığının varlığını unuttuğum günlerde enerjim git gide tükenmeye başladı. Sabah 9 da uyanılıp okula gidilirdi o karanlıkta, öğlen 12-1 arası güneş uzaklardan bulutların arasından kendinin bir gösterir gibi yapar sonra yine kaybolurdu o gri bulutların arasında. Ve sonu gelmeyen bir yorgunluk…

Kimi zaman yemek yemek normal yaşamsal hareketlerin dışında yaptığım bir lüks gibi geliyordu. Yorgunluğu yenmek adına alınan vitaminler uygulanan özel diyetler hepsi nafile. Günlüğüme yazdığım bir not ilişti gözüme geçenlerde; "Bir ayın sonunda sevgili günlük bugün uzun zamandan sonra güneşi gördüm, çok güzeldi.."

Biraz geç bir farkındalık olmuş da olsa farkettimki, güneş enerjisinin azlığı beni o hale getirdi  mahvetti. Hemen enerji depolama taktilerce gittim ve tüm denemelerin sonucunda bulduğum en geçerli çözüm hareketsizlikti. Günün 2 saatini okula gidip gelmeye ayırıp yemek ihtiyacı bile duymadan arda kalan gün saatlerini uyuyarak geçirdim. Ama gel zaman git zaman bizim yorgunluktan tık yok, olduğu gibi duruyor. O sessizlikte ve hareketsizlikte fark etmek daha kolay oldu beynimde uçuşan milyonlara komik düşünceyi ve ardından güzel bir farkındalık, düşüncelerimmiş benim o güzelim enerjimi  bitiren.

O kadar saçma gereksiz  düşüncelerle meşgul oluyormuş ki kafam ve o komik düşünceler sülük gibi öyle bir emiyormuş ki enerjimi. Yaşanmış olmuş bitmiş bir konuşma olay bile defalarca beynimde yankılanmaya devam ediyormuş ben farkına varmasa da. Geçmişin bitmek bilmeyen muhasebesi ve geleceğin komik endişe ve planları.

Yaşanmadan kafamda yasayıp bitirdiğim milyonlarca an. Kaçırılmış seçilmiş ye da ıskalanmış nasıl isterseniz öyle tanımlayın. Önceden bedenimin of tuşuna basıp dinlenmeyi güç toplamayı düşünen ben, bu sefer beynimde uçuşan milyonlara düşünce şalterini indirme kararı aldım. Ve o anda yaşasın hayat,  tekrar ayaktaydım dinç güzel bir şekilde. Evet! o anda o güzel tatil başlayabildi geç olmadan.

Simdi keşfedilecek kocaman güzel bir şehir,yepyeni bir dünya vardı önümde.