|
Birçok
aile sergisi* açtım, birkaç defa da kendim için açtırdım. Geçen hafta hayatıma
yeni giren bir dostumun ki kadar enteresan bir aile sergisine şahit
olmamıştım. (Yazının ilerleyen paragraflarında gerekçelerimin bir kısmını
dökmek gibi bir niyetim var bu satırı aklınızda tutun hani demiştim ya
diyeceğim )
Aile
sergisi açtırmış olanınız var mıdır bilmiyorum. Sağlam bir deneyimdir; yürek
ister. Eğer “Babam ve Ben”i seyretmeye yüreğiniz el vermiyor ve ağlamaktan
korkuyorsanız aman uzak durun. Amacı, hayatınızın oyunu gözünüzün önünde
oynanırken objektif kalabilme sanatı eşliğinde seyirci olmak ve görmeyi
başarmaktır. Siz rolleri dağıtırsınız, sizin hayatınızı oynarlar. Neye göre
mi? Duygusal enerjilerin el verdiği biçim ve tarzda. İşin zor kısmı seyreden
de değil duyguyu yakalamak durumunda olan oyunculardadır. Şöyle ki, hayatı tam
bir Türk filmi! Senaryo da neler yok ki? Tecavüz, tecavüzcü ile zoraki ve
zorla bir evlilik, kürtajlar, intiharlar, cinayetler, yıkılmış hayaller… (Heeyyyy! Şiiişt! Sen! Yakaladım seni, kulak memeni çekiştirip elleri tahtaya
vuruyorsun!)
Sergiyi açmaya başladığımızda şaka gibi ama kimsede tık yoktu. Herkes hislerini
kontrol ediyordu ama hepimizde de gereksiz bulduğumuz bir gevşeklik durumu vardı.
Sonunda sergisini açtığımız dostumuza dönüp “acaba?” tadında bakmaya başladım.
Hani ola ki bir kısım bölümleri bize biraz abartmış mıydı? Ya da aslında eski
Türk filmlerinden fazlaca bir etkilenme mi vardı? Hem zaten bunca şeyden sonra
hala kanser olmamıştı, ağır bir fiziksel rahatsızlık da yoktu! Bunca yıl
öğrendiklerimizle bu durum taban tabana zıttı!
Bir
ara verdik ve ben sergi sahibine gidip “Ne hissettiğini” sordum. Cevap olarak;
“ Bir kere daha gördüm ki gerçekten affetmişim ve herkesi özgür bırakmışım.
Herkese teşekkür ederim ama devam etmemize gerek olmadığını görüyorum” dedi. (Darısı
cümle âlem dostumun tanıdığım tanımadığım herkesin başına!)
Böylelikle artık iyice emin oldum ki hayatımızdaki travmaları temizlemek adına
yaptığımız hiçbir şey boşa gitmiyor.
Konunun etrafında uzunca bir tur attım ama (sevgili editörüm kızma!) yazı bu
girişe sahip olmadan önce 3 defa değişti. İlkinde Sonsuz editörüm dedi ki
“biraz duygu katsan sanki daha iyi olacak. Yoksa bunları sanki hiç sen
yaşamamışsın gibi duruyor.”
Hâlbuki birazdan bir bölümü paylaşacaklarımı yaşamış… Kitabını yazmış… Hatta
yalayıp pulu bile yapıştıran bizati şahsımdır. Ben kaybettiklerimden
öğrendiklerimi, kazandıklarımdan öğrenemedim.
35
yaşındayım, 1 doğum, 14 kürtaj yaptım… Kürtaj olmadım doğum kadar ciddi
bulduğum için YAPTIM diyorum. Bu
kürtajlardan 3 tanesi ikizdi… Yani
toplamda 18 bebek benim ve bedenim üzerinden karmalarını temizlediler, bana
şifa verdiler, eğittiler zamanlarını tamamlayıp, yuvalarına geri döndüler… Bu
görüşe ulaşana kadar kolay zamanlar geçirmedim. Ama öğrendiklerimi yaşama
aktardım affettim, azat ettim kendimi özgür kıldım. Benim
aile sergimi düşünsenize, Dolmabahçe Sarayı’nın balo salonu gerekiyordu
nerdeyse katılan kişi sayısı düşünüldüğünde. (Hatırla! Dön bak! İlk paragraf)
Şimdi
bunu okurken biliyorum bana 21. yüzyıl cahili muamelesi yapıyorsunuzdur.
Anadolu’nun köylerinde bile aile planlaması, doğum kontrolü hakkında herkes
bilgilendirilirken ben neredeydim?
O
yolları uygulamaya çalışıyordum…
Bir
paragraf önce sizi yargıladım, sizin adınıza kendimi yargıladım. Ama bu defa
bunları bilinçli yazdım. Aslında yargı falan yok.
İlk
bebeğe 18 yaşında evlendiğim zaman hamile kaldım. Evlenecek kadar kendimi
büyük gördüğüm için doğurma kararı almak da bir o kadar kolay gelmişti. Bu
bebek doğup yaşadığı 10 ay da dâhil toplamdaki 19 ayda bana 100 yıllık
tekâmülü hızlı bir biçimde yaşattı, hatırlattı, inanılmaz bir görev yaptı ve
gitti. Ona o kadar müteşekkirim ki anlatamam.
İlk
bebeğe hamile kaldığımda farkında olmadığım o kadar çok şey vardı ki.
Bunlardan biri de onun aslında dünyaya gelmeyi istememesiydi! 3. ayda düşük
tehlikesi ile hastaneye yattım, deli gibi panik olmuştum. Gerekçesini şimdi
daha net görebiliyorum. Kaybetmek üzere olduğum şeyin bir bebek olduğunu
zannederken aslında beni panikleten şey başarısızlık ve yetersizlik
duygusuydu.
“Düşmeyecek” dedim doktora. Adam bana alay eder gibi baktı ve gerçekten
kasılmalar ve kanamalar durdu hamilelik devam etti.
Bebeğin ikinci gitme denemesi 5,5 aylık gebelik esnasında oldu. Erken doğum
başladı ve rahim ağzı 4 santim açılmış olarak gene aynı hastane ve aynı
doktorun karşına çıktık. Bu defa O tatlı doktorum Mehmet Bey şunu söyledi ; “
Bak kaderci** olalım, müdahale etmeyelim***, güçlü bir bebekse gitmez kalır.
Yok, eğer zayıf bir bebekse zaten sağlıksız bir ömür süreceğine şimdi gitsin,
BIRAK**** …”
Yok
yaaaaaa! Benim kocaman dişi egom vardı ve doktorumun söylediklerini duydum ama
dinlemedim.
İlaçlarla 9. aya kadar hamileliğimi tamamladım. ALKIIŞŞŞŞ.
Tam 9
ay 9. günde doğumu yaptım. Çok fazla komplikasyon oldu. Bebeğin doğumdan 15
dakika önce kalbi ve solunumu durdurdu, hemen sezaryene geçtik. Narkozu
yemeden önce bile canım doktorum beni kötü sona hazırlamaya çalışırken ben
inatla, “ O benim bebeğim ve ölmeyecek” diyerek bayıldım. Her şey kontrolüm
altında olmalıydı ya!
Derken
doğdu ama bir sürü sorunla beraber. Çünkü küçücük bedenine sıkışan o kocaman
bilge ruhu gitmek istiyordu ama ben hazır değildim!
Bilge
öğretmenim, 5 ayı hastanelerde olmak kaydıyla 10 ay yaşadı. Tüm doktorlar
yaşamasının bir mucize olduğuna inanıyordu. Çünkü bir sürü imkânsızlıkları
yendi.
Sonuçta ölümünde 4 saat kadar önce gecenin bir saati mamasını yedirip, altını
temizleyip gazını çıkarıp uyuttuktan sonra onu seyretmeye başladım. Bir sürü
rahatsızlığı vardı ve sürekli ilaç kullanıyordu ve akranlarının gerisinden
geliyor, daima birine muhtaç yaşıyordu. Acaba FARKINDA mıydı? Acaba ben sevgi
adı altında ama aslında dişi egomla onu hayatta tutarak onun zarar görmesine
mi sebep oluyordum? O
zaman ellerimi açtım ve şunu söyledim ağlayarak; ” Eğer benim sevgi
zannettiğim şey ona zarar vermeme sebep oluyorsa lütfen onu alın. Onu
kendimden, kendimi ve ondan özgür bırakıyorum.” .
Bundan
4 saat sonra öldü. Hem de gene doğduğu hastanede ve aynı ekibin elinde…
Ağladım mı? Evet. Ama içim huzurluydu. Çünkü öğrendiklerim kaybettiklerim
kadar değerliydi.
Her
zaman sevgi adı altında yaptıklarımız bizi haklı çıkarmaz. O, dişi egomuz
olabilir.
Müdahale etmek, sonucu değiştirmez zamanı uzatır.
Akışta
kalmak ve karşındakinin kararlarına saygı duymak gerekir.
Serbest bırak. Seninse döner, dönmezse senin değildir ve ilerideki yazılarımda
değineceğim daha
bir sürü aldığım ders...
Peki,
kürtajlara ne oldu?
Tercihim her birini doğurmuş olmaktan yana. Sonuçta kürtajın travması mukayese edilmeyecek kadar fazla oluyor. Daha fazla sorguluyor
suçluyor, yargılıyor ve yargılanıyorsunuz.
Nasıl
mı?
Evlilik dışı bir ilişki neticesinde hamile kaldıysak bunu kolay kolay anons
etmeyiz hatta bu kişisel sırrımızı bazen abartır hamile kaldığımız
partnerimize bile paylaşmayız.
Nedeni
çok basit: Adam
hamileliğimiz öğrenir de kaçacak delik ararsa? Ya ona evlilik tuzağı
kurduğumuz hissine kapılıp kaçacak olursa? Ya “Kimden?” diye sorarsa? (Tarih,
bu soruyu sorduğu için öldürülmüş adamların hikâyelerine şahit olmuştur.) Bu ne
güvensizlik ya? Eğer bunlar gerçekse zaten adam yalandır! Ayrıl gitsin
hayırlısı budur! (Heheh içimdeki aslan kükredi pardon.)
Bu
durumu yakın kız arkadaşlarımıza bile söylemeyiz ,çünkü aslında en az senin
kadar bu yoldan geçmiş olsa bile ortalarda namus, günah, evlilik, antin kuntin
diye dolaşıp bizi yargılayacaklarından eminizdir. Hatta onların sana
yapamadıklarını sen kendine yapmışsındır ama olsun! Kol kırılır yen içinde
kalır. Böyle günler için kıyıda köşede bir sırdaş kişisi saklamışızdır mutlaka
ve bu sırdaş kişisi ile karşılıklı birbirimizi yargılayamayacak kadar
açığımızı bilmekteyizdir.
Peki
ya
doktor? Ucuz olsun, emin olsun, gözden biraz uzak olsun en son ehli ve temiz
olsuna bakarız? Sadece bu şekilde seçilmiş doktorlar bile yaşanan kürtaj
travmasına olağanüstü boyutta bir katkıda bulunabilirler. Ömür boyu
temizlenemeyecek fiziksel ve ruhsal darplar oluşturabilirler.
Bir de
bu doktora bile bir takım yalanlar söylemeye çalışırız ki herkes her şeyin bal
gibi farkındadır. Çünkü doktorun da bize hafif ve ucuz insan muamelesi
yapacağından korkarız. Yani biz hep yargılanmaktan korkarız ama en çok
kendimiz yargılarız ve
yargılarımız sonunda bizi, dışlanmışlık hissine, kızgınlık ve öfkeye, kendine
acıma ve güvensizliğe sürükler. Artık dipsiz, engin bir denizdir içinde
bulunduğumuz ve ne kadar yorgun olursak olalım tuttuğumuz tek bayraktır
dışlanmışlığımız.
Ben 14
defa ve 17 bebek için yaşadım bu benzer şeyleri.
Peki
ya neden ve nasıl mı?
Bebek
hayatta iken tüm doğum kontrol yöntemlerine rağmen 3 defa hamile kaldım. Yeni
doğum yaptığım ve bebek rahatsız olduğu için zaten fikrimi bile sormadan
“bunlar alınacak” diye ültimatom verildi ve paşa paşa kürtaj yapıldı. Daha
sonra da her uzun ilişkimde bir ilk başlarken, bir de bittiğinde mutlaka
hamile kaldım.
Korunmadım mı?
Denedim. İki ikiz kürtajına da spiralli gittim.
4
kürtaj zaten düşük gerçekleştiği için kürtaj yapılmak zorunda kalındı.
Artık
hamile kalamazsın diyen doktora daha sonra 2 defa daha kürtaj yaptırdım. Doğum
kontrol hapları, prezervatif (patlakmış!), tarih yöntemi “bana mısın?”
demedi. Hamile kalmam gerekiyorsa kaldım!
Literatüre kaydım ‘önlenemez gebeliklerin kadını’ olarak yapıldı.
Travmaları temizle temizle ellerim çamaşır suyu yarası içinde kaldı. Şimdi
sor, bütün bu yaşananları okunmuş bir roman gibi anımsıyorum. Hatta romanı
yazan kişi içine duygu katmayı başaramamış gibi. Acımıyor, acıtmıyor. Sadece
Özgürüm.
Kimin
ne düşündüğü hiç önemli değil. Kendimi seviyorum bunları deneyimlemeyi seçen
benim, varsa ödemem gereken borçlarım, öderim. Bu noktaya gelene kadar
travmalarımı saklarken yargılanmamak adına; yüreğim yorulmuş.
Geçen
yıl bir astrologa gittim. Yıldız haritam ile ilgili merak ettiğim bir iki
noktayı açıklayabilir belki diye. Bu bebek hikâyeleri de hiç aklımda yoktu
aslına bakacak olursanız, ama önden bilgilerimi yolladım görüşme tarihini öne
aldılar. İçeri
girip oturur oturmaz adamcağız kendisini çok şaşırtan bir konu ile başladı.
Çocuk evim çok kalabalıkmış! Bunu açıklayamıyormuş! 20 tane çocuk saymış! Sadece
güldüm. 18 tanesi geldi ve gitti demek ki iki hakkım daha var!
Bu yıl
yaz sonunda evlendim tekrar. Canım kocam, hayat paydaşım ile uzun uzun
konuştuk ve yavrulamaya karar verdik.
Yeni
bir doktor seçtim temiz bir mazimiz olsun diye değil! Sevgili doktorum artık
mesleğini yapmıyor olduğu için. Yeni
doktorum tıbbi geçmişimi harfi harfine biliyor. Hiç saklamadım. Tüm
gebelik öncesi tetkiklerimi yaptırdım. İlaç ve kimyasal maddeden arınmış bir
bedenim var ve bunun benim için önemini, yaşam anlayışımı ve ruhsal duruşumu
doktoruma aktardım.
21
yıldır bir paketin altına düşmemek kaydıyla ve son yıllarda 3 paket sigara
içerken, sigaraya veda ettim. Spora
başladım.
Beslenmemi kontrol ediyorum. Folik asidimi her gün alıyor hatta doğal folik
asit içeren gıdalara öncelik veriyorum. Ama en önemlisi geçmişi yük etmekten
gelecek için gam tutmaktan vazgeçtim. Zamanında yeteri kadar yargıladım,
yargılandım ama şimdi ruhumu yüreğimi özgür bıraktım. Astrologum doğru saydı
ise son iki hakkımı doğru ve sağlıklı bir şekilde kullanmaya niyet ettim.
Artık hazırım…
*
Aile sergisi; hayatınızın oyunu gözünüzün önünde oynanırken objektif
kalabilme sanatı eşliğinde seyirci olmak ve görmeyi başarmaktır. Siz rolleri
dağıtırsınız, sizin hayatınızı oynarlar. Neye göre mi? Duygusal enerjilerin el
verdiği biçim ve tarzda. İşin zor kısmı seyreden de değil duyguyu yakalamak
durumunda olan oyunculardadır.
** "An"da kalma bilinci
***
Evrensel kurallar, müdahalesizlik
****
Azat etmek – Özgür bırakmak
|