Yazıyı Yazdırmak için Tıklayın  Yazara Mail Atmak için Tıklayın

Vincent Van Gogh, Hollanda ‘nın 19.yy. Deli Dahi Ressamı olarak bilinse de, sanat tarihi onu sanatın zirvesinde tutkunun, melankolinin, aklın ince sınırlarının, paramparça renklerin ustası olarak adlandıracaktır.
 

1853‘te Groot Zun‘da Bir papazın ilk oğlu olarak doğar. 1857’de yaşamı boyunca onu terk etmeyecek, tek destekçisi olarak, sanatını tüm çağlara taşımasına öncü olacak Kardeşi Theo dünyaya gelir. 1869'da Lahey'de Resim satışı yapan bir firmada çalışmaya başlamasıyla Resim hayatına girecek, ancak 1880'de ressamlığı meslek olarak seçmeye başlamasına kadar Dinsel yaşayışı ön planda olacaktır. 1878’lerde Tanrı ile konuşmak için teololoji öğrenmeye başlar, Belçika'da Borinage kömür madenlerinde Vaiz olarak çalışır. Duyarsız kalamayacağı sefaletin, acının, ömrü boyunca bilmek zorunda kalacağı açlığın resmini 1885'de Patates Yiyenler Tablosunda tamamlar.

 

1880’lerde Theo Ağabeyi’nin olağanüstü yeteneğini yoksulluğa feda etmemek için resim yapması karşılığında maddi yardım etmeyi Usta ‘ya kabul ettirir. Lahey Ekolünün ünlü ressamlarından ders almaya suluboya desenler, yağlıboya resimler çizmeye başlamıştır. Lahey Manzaraları ve Nuenen Natürmortları baş yapıtlarını haber verse de, Usta Ressam 1881 de Karşılıksız Aşkı Kee Vos, 1882 ‘de Hayat Kadını Maria Hoornik’den sonra melankolinin kasvetini dağıtmak için 1884 ‘de Drente’ye geçer. Doğada, dağlarda bulduğu kısa süreli huzur, aynı yıl Komşusu Margot Begemann ‘nın Vincent Van Gogh yüzünden intihara teşebbüs etmesi ve 1885‘ de Babasının ölümüyle yiter. Usta Acısını binlerce desen etüdüyle azaltmaya çalışır. Sonraki Paris dönemi, Sanat tarihinde bir akım başlatacak, ancak Büyük Ressamın trajedisini hazırlayacaktır. Theo'nun güçlü desteğiyle ünlü sanat okulu Carmon Atölyesinde Paris kahvelerinin, coşkulu renklerin resmini yapar.

 

Japon sanatını keşfinin heyecanıyla ‘Işık değişmeden' telaşla, merakla bir fırça vuruşuyla belleğindekini çizer. Resim, Dünya ile kurduğu tek lisandır ve o lisan hep canlıdır. Cezanne‘nın resimlerine ‘Deli Resmi' dediği Vincent Van Gogh kendisine son isim olarak, Japon Resim Ustası, Hokosai ‘Resmin Delisi' ismini seçer. Ülkesi Hollanda'nın dilinde Vincent Zafer anlamındadır. Zaferi, sanatını geleceğe taşınır, ancak yazgısı zafere dönüşmez.

Sanatında tarlaların ressamı baba millete ölene dek sadık kalır, çünkü genç ressamların babası millet acının, ezilenlerin, kuramsızlığın ressamıdır. Ustasının bir çok resmini yeniden yaratacak, 50 köylü resmi çalışacaktır.

 

1888'de Arles'de Gauguin ve Lautrec ile birlikte 19. yy. sanatına yön veren ‘İzlenimci' akımın yapıtlarını hazırlar. Resmin zirvesinde ‘Ren Nehrinde Yıldızlı Gece' vardır. Işık saçan yıldızlara gitmenin sadece ölerek mümkün olduğunu haykıran resminde gecenin lacivert göğü azalmayan yalnızlığıdır. Bu resimde belirgin gözüken ve başka resimlerinde de olan çift, yaşamı boyunca aradığı dişini gösterse de hep resimlerde kalacaktır ve "Beni yaşamdan koparıp alacak yolu arıyorum" dediği resimlerinin parlak renkleri solacaktır.


23 Aralık
1888'de Kardeşi Theo'nun nişanlanacağı haberini aldıktan ve Tarihçilere göre tutkulu bir aşk acısından sonra ağır bir travma sonucu kendini kaybeder, sol kulağını keser. Vincent Van Gogh hastaneye kaldırılırken, arkadaşı Gauguin yaralı arkadaşını bırakarak Paris’e doğru yola çıkar. Eve döndükten sonra tekrarlayan krizler, Theo ‘nun evlenmesi ve Arles halkının baskılarından sonra, aralıklarla kaldığı Sain Remy'de akıl hastanesine yatmayı kabul eder.
 

Bu dönemde yoğun olarak portre çalışmıştır. İlk önce Sarılı Kulağı ve piposuyla kendi portresini yapar. Hastalığı Melankoli, Şizofreni, Sara tanılarıyla denetim altında tutulsa da portrelerinde yeşil renkte tutkularını, kırmızı renklerde başkaldırılarını, içindeki ateşi resimler, ama ölümünün ya da sanrılarının rengi buğday sarısı olacaktır. Kendini iyi hissettiği zamanlarda doğadan uzak kalmaz. Vincent Van Gogh resimlerinde, ayçiçekleri, nilüferler, krizantemler, kuzgunlar vardır,ama hepsi Van Gogh'un ayçiçekleri, nilüferleri, kuzgunlarıdır.

 

1890‘ da Mercure De France, Van Gogh Resimlerini öven bir yazı yayınlarken, Theo yeni doğan oğluna Vincent adını koymuştur. Krizleri devam ederken ‘Kızıl Üzüm Bağı‘ Tablosu Brüksel'de yüksek bir fiyata satılır. Ancak Usta artık ün değil, sessizlik dilemektedir.

 

Paris'te Theo ile kalır, Ressam dostlarıyla görüşür. Aynı yıl mavinin her tonuyla, yüzü elleriyle kapanmış yaşlı bir adamın acısını anlattığı "Sonsuzluğun Eşiğinde" resmini ve yorgun, kederli hastane doktoru "Doktor Gachet" resmini yapar. Figürlerindeki çaresizlik ve yıkım aslında kendi yıkımıdır.


1890 Temmuz 27‘de derin kederini ve yalnızlığını hatırlatan "Göğün Altında", "Buğday Tarlalarında Sarılar" ve "Sanrılar Arasında", "Haberci Kara Kuzgunların Çığlıkları" eşliğinde tabancayla önce soldan, sonra sağdan kendini vurur. Sonsuz huzura kavuşmadan, iki gün daha acı çekecek, sonra dünya, "Ay Çiçekleri" ile Van Gogh'a veda edecektir. Melankolinin, tutkunun, kuzgunların büyük ressamı izleyiciyi kurşun kadar sersemletecek son resminde tarlanın, patikanın sonu bulunmayacak, perspektif ters dönecektir. Ardından sanatının büyüklüğü değil, gerçekten aklının başında olup olmadığı tartışılacaktır, ancak dünya bilmelidir ki Van Gogh da bir tutunamayandır belki ve patalojinin bittiği yerde yaratılmış yeni bir dünya vardır.

 

‘Gerçek Olan şu ki, Yalnızca Resimlerimizi konuşturabiliriz.’

27 Temmuz 1890 Theo'ya Son Mektup