Yazıyı Yazdırmak için Tıklayın  Yazara Mail Atmak için Tıklayın

Uzun bir yılı geride bıraktık. Hem dünya hem de Türkiye için oldukça hareketli, devinimli ve bereketli bir yıl oldu. Gerçi uzun desek de nedense yıllar bize kısa geliyor, insanın memnuniyetsizliği hep sürüyor. Değil 365 gün 1365 gün olsa gene bittiğinde nasıl geçti anlayamadık vallahi diyeceğiz.

 

2006 yılının 2005 yılında çabaladığımız her türlü olayımızı güzel neticelendirmesini ve 2006’nın herkes için hayırlı bir yıl olmasını diliyoruz.

 

Tam da 2006’ya girildiği anda gökyüzünün durumu ne alemde bir bakalım dedik. Saatler 1 Ocak 2006 yılının 00:01 İstanbul saatini gösterdiği anda ufukta terazi burcunun yükselmekte olduğunu, bu da bu yılın uyum denge adalet ve barış arayışları ile dolu bir yıl olacağının ilk sinyallerini vermekte. Terazi burcunun yöneticisinin kova burcunda ve 4. evde  yer alıyor olması artık eskiye nazaran evlerimizde biraz daha özgür olduğumuzu, isteklerimizi daha rahat ifade edebileceğimizi ve daha özgür ilişkiler içinde olacağımızın sinyalini vermekte. Herkesin birey olmaya çalıştığı ve idealler üzerinde konuşlandığı bir yolda elbetteki denge ve uyum arayışı da biraz zorlayacaktır ve bu serüven biraz da kova burcunun etkisiyle sert geçeceğe benzer ama gene de içinde barındırdığı radikallik sebebiyle oldukça da eğlenceli olacağı kesin gözüküyor.  Ayrıca Venüs'ün geri gidiyor görünmesi elbette ki bu arayışların içe dönerek halledilmeye çalışılacağını, iç sorgulamaların yapılacağını, bu sebeple de daha fazla yalnız kalınmak isteneceğini ve bu etkinin dış dünyadan daha çok iç dünyada etkilerinin gözleneceğini söylemekte bizlere… Bu etkilerin dış dünyada gözlenir hale gelişi için Venüs’ün normal seyir haline döneceği 3 Şubat 2006 dan sonrası hatta  Venüs’ün geri gidişini gerçekleştirdiği oğlak burcundan çıkıp geri dönüş yolculuğuna başladığı kova burcuna geçiş tarihi olan 5 Mart 2006  bu geri gidiş neticesi odaklandığımız ve iç dünyamızda sorgulamaya aldığımız ilişkilerle ilgili her türlü fikrimizin hayata geçeceği tarih olacak.

 

Peki bu gerek ilişki anlayışımızda gerekse uyum, adalet, denge ve barış arayışımızda rotamızı hangi yöne çevirmemiz gerekmektedir ki aradıklarımız her ne ise ona daha rahat ulaşma şansı yakalayalım…?

 

Güneşin tam 4. ev çizgisi üzerinde oğlak burcunda  duruyor olması özellikle yuvamız, yurdumuz, ailemiz ve geçmişten getirdiklerimiz üzerinde daha fazla çaba harcamamız gerektiğini ve bu anlamda da daha muhafazakar ve daha statükocu bir yol izlememizin başarılı olma şansımızı artıracağını, biraz sabır ve sebatın çokta kötü olmayacağını bizlere söylemekte… Güneş’in yöneticisi olduğu aslan burcunun 11. ev çizgisini kesiyor olması özellikle ideallerimize ulaşmak istiyorsak bu sabrı göstermemiz konusunda da bizi uyarmakta… Bu arada 8.evdeki Mars’ın Güneş’e 120 derecelik açı yapıyor olması gereken her türlü dönüşümüzün bu kimlik belirleme sürecinde oldukça aktif olacağını bizlere söylemekte. Bir değer arayışı içinde olacağız bu yıl ve belirlediğimiz ya da dönüştürdüğümüz her değer kimliğimizi belirlemede başrol sahibi olacak.

 

Güneş’in 4. evde oğlak burcunda yer alması ve aynı zamanda yeniay henüz oluşmuşken ayın da 4. ev ve oğlak burcunda bulunması  kendi öz değerlerimize sahip çıkmak gerekliliğini de bize adeta hatırlatır gibi durmakta… Ama ay oğlak burcunda zorlandığı ve duygularını rahat ifade edemediği için yoğun duygusallığını içinde saklayacağından ama kendi evi olan 4. evde bulunması sebebiyle aynı oranda da güçlü olacağından bu durum bize duygusal bazı zorlamaların ve çalkantıların yaşanabileceğini söylemekte; böyle durumlarla başa çıkabilmek adına ana hedefe kitlenmenin daima daha iyi olacağını söyleyebiliriz.

 

İletişim gezegeni Merkür’ün dönüşüm gezegeni Pluto ile yay burcunda 3. evde yer alıyor olması düşüncelerimiz üzerinde dönüştürücü etkinin hala sürüyor olduğunu ve bunun bizim yaşam felsefemizin değişmesi için olduğunu söyleyebiliriz. Yeni kültürlere, yeni düşüncelere tutkulu bir şekilde açılabiliriz ama özellikle fanatikliğe düşmekten de kaçınmalıyız. Aşırı obsesif bir tavırla her düşünceye, her felsefeye her kültüre doğru atılırsak sonunda değiştirmemiz gereken gene kendi düşüncemiz ve hayat görüşümüz olacaktır. Tabii içinden geçtiğimiz yangın da cabası.
 

Tam yeni yıla girildiği anda gökyüzü tablosunda yod adı verilen gergin bir açılanma görülmekte. Yod daha çok tanrının parmağı olarak tabir edilir. Bu söz kadersel temaların işlediği durumlar için kullanılır. Gökyüzünde görülen işin içinde karmanın gezegeni Satürn, Güneş ve kolektif gezegenlerden Uranüs’ün olması durumun oldukça ciddi olduğunu bizlere göstermekte.
 

Bu durumu kısaca izah edelim. Satürn aslan burcunda bir karma temizliği gerçekleştirerek yol almaktadır, amacı ise insanın kendine biçtiği fazla değeri düzenlemesi hatta temizlemesidir,  bu anlamda ölümler gerçekleştirmekten de çekinmez; özellikle insanın kendini hükümdar, kral hatta tanrı ilan ettiği durumlar buna bir örnek teşkil edebilir. Her şey bir gecede yıkılıp gidebilir. Bu sebeple değerimizi belirlerken ayaklarımızı yerden kesmememizin ve özellikle de bize sunulanı yanlış yollarda kullanmamamız gerekliliğinin altını çizmeliyiz.

 

Aynı anda bireyselliği, özgürlükleri ve yüksek teknolojiyi temsil eden Uranüs’ün balık burcunda yer alması ve bu yoda dahil olması kişinin adeta kapasitesini ve sınırlarını sınar vaziyette bir görüntü vermektedir. Güneş’se oğlak burcunda yer aldığından bu görüntüden kurtulmanın tek yolunun eski değerlerin köklü olanlarına sahip çıkmak, gelişmenin önünde duran, gereksiz yük ve sıkıntı yaratıcı olanları ayıklayarak kalanı bütünün hizmetine sunmaktır.

 

Bu sene de daha önce Aralık 2005 yeniayını incelerken belirttiğimiz kozmik karenin hakimiyeti altında olacağımızı söyleyebiliriz. Yaratıcılığımızın sınırlarını ya da sınırsızlığını sahip olduğumuz ya da olacağımız değerlerimizin belirleyeceğini ama Satürn’ün daima tepemizde demoklesin kılıcı gibi bizi sınarcasına sallanacağını söyleyebiliriz.

 

Bu yılbaşı anının Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki etkilerine kısaca göz gezdirirsek eğer yükselen derecesinin TC’ nin terazi burcunda bulunan, daima uyum arayan ve savaştan açıkcası pekte hoşlanmayan bu sebeple de enerjisini kendi iç yıkımında boşaltan Mars’ına denk gelmesi özellikle bu alanların hayatımızda daha öne çıkacak alanlardan olacağını söyleyebiliriz. Güneşin oğlak burcundan TC nin haritasındaki Mars’a yaptığı kare açı içerde sürekli dalgalanmamıza ve ikiye ayrılmamıza neden olan kavgaya meyilli yapımızla çatışmakta. Tepe noktasının ise TC’nin plutosuna denk gelmesi uluslararası platformda hızlı dönüşümlere hep beraber şahit olacağımızı söylemekte sanki bizlere…  Elbetteki biz dönüşürken bizimle bağlantılı olan iletişimde bulunan herşeyin de dönüşeceğini söyleyebiliriz.
 

Türkiye’nin güneş dönüşü haritasına göz gezdirdiğimizde de aynı temaların 2005 Ekim-2006 Ekim tarihleri arasında da hakim olacağını boğa burcunun yükselmekte olduğunu bununsa gerek maddi gerekse manevi değerlerimiz ve güvenlik konularımızın gündemde olacağını, boğa burcunun yöneticisi Venüs’ün yay burcunda  ve 8. evde Pluto ile birleşik durumda olmasının hayat felsefesimizin değişimi ile bu anlamda dönüşüm ve güç arayışlarının hakimiyetini süreceğini ve hatta bu anlamda güç savaşlarının da gerçekleşeceği bir yıl olacağını bizlere söylemekte. Evrensel planda bütün bunların geçmişten gelen yüklerin temizlenmesi amaçlı olduğunu ve yeniden yapılanma sürecinde bu tür sancıların olabileceğini söyleyebiliriz. Bu güç arayışlarında asıl önemli olanın gücümüzü bireysel menfaatlerimiz için değil ülkemizin güçlenmesi ve ayrıca sağlıklı demokratik, sosyal ve kültürel yapılanma için kullanabilmemiz, yani bütüne hizmet edebilmemiz olduğunu düşünmekteyim.

 

Sayın hocam Mustafa Öz bir cümlesinde, kendisine yaşamım süresince geçirdiğim dönüşümlerimden bahsettiğimde “tombaladan bir anka kuşu çıktı” demişti; bense  bu gökyüzü görüntüsüne baktığımda asıl Anka kuşunun Türkiye Cumhuriyeti olduğunu düşünüyorum. Aslında Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yaşayan herkes bu durumu yaşamakta, şunu söyleyebiliriz ki  eğer TC vatandaşları bu dönüşümün bir an önce tamamlanması için ellerinden gelen çabayı esirgemezlerse, işte o zaman içinde barındırdığı kültürel, tarihi ve siyasi özellikleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi kuşa dönüşeceğinin takdirini sizlere bırakıyorum.