|
Gazeteden
okudum, hocamız Prof. Dr. Göksel Kalaycıyı vurmuşlar!... Yıllarca büyük
özveriyle ameliyatlar yaparak Azrail'in elinden canlar kurtarırken üstü başı
kan içinde kaldığı anlar olurdu. Şairin "Elleri kan, yüzleri kan ve kan
içinde mahşere doğacak olan..." diyerek rahmetle andığı şehitlerimizin
tasvirine uyan bir şekilde elleri ve yüzü kan içinde kalmıştı. Ancak bu kez
akan kendi kanıydı.
Hocamızı çekip vurmuşlar... Delik deşik etmişler.... Kanlar içinde yere
yığılmış. Ameliyat esnasında kan kaybını durdurmak bir cerrahın ivedilikle
yapması gereken işlerdendir. Bu kez boşa akmakta olan kan kendisininkiydi ve
durumun çok kritik olduğunun elbette farkındaydı. Birazdan kan yetiştirmek
için kalb daha fazla çarpacak, hızla göğüs kafesini karın boşluğunu dolduran
kan, açılan deliklerden dışarı akacaktı. Bir süre sonra ayakta duracak gücü
kalmayıp yıkılacak, soluğu duracak ve bilinci, kararan bir ekran gibi kaybolup
gidecekti. ilk kez hiç bir şey yapamadan şaşkınlıkla olanları izlemekle
yetiniyor. Saniyeler içinde olacakları tahmin etmekte iken en ufak bir acı
hissetmiyordu... 7 kurşunla kıymışlar ona... Söylentiye bakılırsa kanser olan
bir hastayı -bu kez- ameliyatla hayata döndüremedi diye hem de...
Her
şeyin hızla müsveddelerinin oluştuğu günümüzde gerçek hekim, hele de yıllarca
hekimler yetiştiren bir hekim olmak kolay değil. Ama işte gafil kurşunlar alıp
gidiyor bir yaşamı, bir deryayı.. Kendi yaşamıyla birlikte binlerce yaşama
umudunu da beraberinde götürüyor büyük ihtimalle...
Hayata
saygı duyarak yetişiriz biz. Çoğu insan ne zor bir eğitimden geçtiğimizi, ne
sıkıntılar yaşadığımızı tam olarak bilemez. Yorulabileceğimizi, uykusuz
kalabileceğimizi bilemez. Öyle acılara şahit olmuşuzdur ki, bazen minik
yaralar karşısındaki soğukkanlılığımızı görür de yüreğimizin katılaştığını
sanırsınız. Oysa ölesiye yorgunluğumuza rağmen zor durumdaki bir hastamızı
düşünerek göz kırpmadan sabahladığımızı kimse bilmez. Daha zamanı
gelmediğini(!) düşündüğümüz bir hastamızı kaybettiğimizde belki binlerce kez
öldüğünüzü de. Herkesin kendini kaybedip feryadı figan eylediği anlarda dahi
size düşen duygularınızı kalbinize gömüp insanları yatıştırmak olur. Bazen göz
yaşlarınızı sessizce içinize akıtıp "Tanrım, ben nerde yanlış yaptım" diye
kendinize kahrederken, bir daha hekimlik yapmamayı düşündüğünüz anlarda
kurtardığınız onca hayat dahi teselli edemez sizi. Takdir-i ilahiyi kabul
edemez isyanlar eder, yıkılıp kalırsınız günlerce...
Hiçbir
hekim bir hastasını kaybetmek istemez. Tek tek hastasının yakınlarının ve
çocuklarının yerine kor kendini. Zamanla yaşamla ölüm arasında çok ince bir
çizgi olduğunu, yapabileceklerinin sınırlı olduğunu fark etse bile razı olamaz
kadere...
Ümitlerin tükendiği çaresiz durumlarda kenara çekilip sessizce dua eder bazen.
Kimseler bunu bilmez ancak hastası, bir tek o hissedebilir tanrısal bir
dokunuşu. İşte bu yüzden zengin de olsa fakir de, her kesim tarafından saygı
duyulur hekime.
Yine
bu nedenle, hekimliğin cefasına çekmek yerine sefasını sürmek isteyen bir
hekim müsveddesi çıkarsa, tüm mesleklerden çok daha fazla eleştiriyi hak
eder. O, yaşatma ve öldürme inisiyatifine sahip olan kutsal bir varlıktır...
İyi yapınca tapılır, elbette olmaz ama olur da kasten yanlış yaparsa
lanetlenir... Mitolojilerde ve kadim zamanlardan beri büyük hekimler ya
tanrılarla birlikte yada tanrılardan hemen sonra anıla gelir olmuşlardır.
Birçok
insan hekimden her koşulda en iyi hizmeti hatta mucizeler bekler, buna mecbur
görür. Oysa mucizeler ancak sevgiyle olur. Sevgi ve iyi niyet varsa, hasta
hekimi, hekim de işini sevdiğinde sonuçlar inanılmaz derecede yüz
güldürücüdür.. Bunun yanında zorla şifa elde etmeye çalışan sığ görüşlüler ise
öngörülemez tersliklere maruz kaldıklarında suçlu kendilerinden başka
herkestir!.
Hocamızı vurmuşlar... Sanki o kişiyi hekim kanser etmiş, zorla ameliyat etmiş
ve sanki hayatını bilerek kurtarmamış yada öldürmüş gibi... Kendi hastanesinde
yüzlerce öğrencisi ve meslektaşının arasında yapayalnız ve çaresiz yaşamı sona
ererken. İş işten geçtikten sonra haberdar olanların dua edecek zamanları bile
olmamış. Bir çoğunun hekimlik yapma istekleri kaybolmasına rağmen çabuk
toparlamışlar kendilerini. Kimseler bilmese de ilk fırsatta işlerinin başına
koşmuşlar.
Rahmetle yat hocam, hekim olmadan önce insan olmak gerektiğini öğrettiğin
öğrencilerin ve sağlıklarına kavuşturduğun binlerce hastaların ve sevenlerin
seni hiç unutmayacaklar ve onlar karanlık bulutların dolaştığı semalarımızı
aydınlatmak için yanarak aydınlatmaya devam edecekler..
|