|
TANIKLIK/
HIV ile yaşayan bir anne
“Yeni
enfekte olmuş ve her ikisi de psikolojik çöküntü içerisinde olan iki kadın,
HIV+'lerin dayanışma içerisinde olduğu bir elektronik foruma mail yazarak
intihar etmeyi düşünüklerini söylerler, aşağıdaki yazı bu kadınlara cevaben
yazılmış maillerden bir tanesidir.”
-Anne-Ç.K- 32-
Aramıza
yeni katılan arkadaşlar… N’olur güvenin bizlere biraz. Biliyorum ilk etapta bu
çok zor. Korku ve endişe içindesin. Böyle hissetmeniz çok doğal. Eğer
isterseniz buluşabiliriz. Oturur konuşur dertleşiriz. Ben de size
yaşadıklarımı anlatırım. Nasıl aylarca hastanede yattığımı, hele hele bu
sürenin özellikle de 25 gününü nasıl bakıma muhtaç kaldığımı (WC ve yemek
ihtiyaçlarımı bile gideremediğimi) sonunda HIV+ tanısı konduğunu.
Tabii bu süreçten önce 1 yıl çektiklerimi; nasıl kilo kaybedip hiç bir şeyler
yiyemediğimi, aşırı halsizlik ve yorgunluk içinde olduğumu, sürekli kan
değerlerimin hep düşük olması, boğazımda aylarca geçmeyen yaraları, bırakın
besin maddelerini ağız sıvımı bile yutarken nasıl inanılmaz acı verdiğini (her
yutkunmamda gözümden yaş geldiğini bilirim), sonralarında 2,5 ay nefes darlığı
ve aşırı kalp çarpıntıları yaşadığımı, merdiven çıkamadığımı, yürürken
tıkandığım için konuşamadığımı, her sabah yatağımda yatay vaziyetten dikey
duruma geçerken tıkandığımı ve bu tıkanmalarda nefesimin tamamen kesilip
Azrail’in on parmağı ile birden ve tüm gücüyle boğazıma abandığını düşündüğüm
anları… Sonra vücudumun artık hiç dayanacak gücünün kalmadığı gün nasıl evimin
önüne ambulans gelip beni karga tulumba sedyelerle hastaneye kaldırdıklarını,
aylarca süren hastane maceramın o gün nasıl başladığını, İlk bir ay HIV
nedeniyle mahvolan ciğerlerimin tedavisi için geçtiğini…
Sonra + olduğum tanısı konulduğu anı… Neler hissettiğimi (insana kamera şakası
yapılıyor); hatta ben “-Aaa kameralar neredeee?” diyesim gelmişti. İlgili
tedavi almak üzere başka bir hastaneye sevk edildiğimi, tam da artık her şey
yoluna girdi diye düşündüğümde ilaç tedavimle birlikte başlayan mide
bulantılarım ve hergün defalarca tekrarlanan kusmalarımı (burayı okuyan yeni
arkadaşlar panik olmasın lütfen, ben aşırı mide bulantıları çektim çünkü çok
öncelerine dayanan mide şikayetlerim vardı) anlatırım…
Evet kolay değildi… Hem de hiççç!!! Ama biliyor musun? Ben hiç ağlamadım, hiç
yüzümü asmadım. İlk andan itibaren bu meretin karşısında dimdik durdum.
Hastanede yatalak gibi yattığım yerden bile ya annemle, ya da gelen
hemşirelerle uğraştım. Dalga geçtim. Ben hayatla dalga geçtimmm. Çünkü hayat
bana yapabileceği en kötü şakayı yapmıştı (ve işin garibi çevrede el
sallayabileceğim kameralar da yoktu, yani gerçeğin ta kendisiydi…), artık sıra
bendeydi…
İnan bana hayat devam ediyor. Hem de tüm zorluklarıyla ve güzellikleriyle.
Hepimizin bir hikayesi var. Sahne hep aynı, sadece dekor ve oyuncular farklı.
Bizler de üzerimize düşen rolleri en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz. İlk
etapta rolünü ezberlemen zor olacaktır. Korkma ben sahne arkasında durup sana
replikleri fısıldarım Yanındayım ... Yanınızdayım...
Türkiye'de HIV+ Olmak
HIV+
olmak, bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktan çok daha fazlasını ifade
etmektedir; Türkiye’de yaşayan bizler için. HIV+ kişilerin günahkârlardan
oluşan bir grup oldukları ve cezalandırıldıkları düşüncesi son derece yaygın
bir görüştür. HIV+ belirli bir grubun yakalandığı ölümcül bir hastalık olarak
algılanmakta, bu grup dışında herhangi bir tehdit oluşturmadığı zannedilmekte
özellikle tek eşlilik, dinsel yasaklar gibi geleneklerin hastalığın
yayılmasını önlediği düşünülmektedir.
Yaşadıklarını kontrol edebilme ve yönlendirebilme yetisine sahip olmayı
hissetmek, yaşamın temel bir psikolojik boyutudur. Dolayısıyla bireyin kendi
yaşamı üzerinde kontrol gücü olduğunu hissetmesi, ruh sağlığının ön koşuludur.
HIV+ teşhisinin konulması, bireyin toplum tarafından dışlanmasına ve izole
edilmesine neden olmaktadır. Bu anlamda birey, hastalığın tıbbi yönleriyle
uğraşmanın yanı sıra kendisi için önemli olan kişilerle ilişkilerini sürdürme
bağlamında da sıkıntı yaşamaktadır. Toplumsal damgalanma HİV+ enfeksiyonlu
kişiler için kronik bir stres kaynağıdır. Bu nedenle de HIV+ kişiler ruhsal,
nörolojik ve sosyal yönden başa çıkamayacakları birçok sorunla karşı karşıya
kalmaktadırlar. Bu bağlamda bireylerin medikal müdahalenin yanı sıra yoğun bir
biçimde profesyonel psiko-sosyal yardıma da gereksinim duymaktadırlar.
Virüs nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerin fiziksel ve nörolojik
pek çok tıbbi rahatsızlığın yanı sıra psiko-sosyal sorunlarla da başa
çıkmaları gerekmektedir. Hastalığın, toplumda önceden bir biçimde
'etiketlenmiş” bireyler arasında yaygın olması ve yayılma şekli, önyargı ve
kaygılarla bağlantılı olarak toplumsal tepkileri gündeme getirmektedir.
Dolayısıyla HIV+ tanısı konmuş bireyler hem yaşam denetimlerini hem de
toplumsal statülerini önemli ölçüde yitirmektedirler.
Türkiye'de HIV+ olan bizler;
- Damgalanıyoruz,
- HIV+ olduğumuzu çoğu zaman tesadüfen öğreniyoruz ve virüs hakkında hiçbir
bilgilendirmede bulunulmuyor,
- Herhangi bir psiko-sosyal destek almıyoruz,
- Çoğumuz ilk duyduğumuzda ölmeyi düşünüyoruz,
- Hastalığın gizlenmesi gerektiğini düşünüyoruz,
- Deşifre olduğumuzda, hiçbir sosyal desteği etrafımızda hissetmiyoruz,
- Haklarımızın tam anlamıyla uygulanacağını düşünmüyoruz,
- Tek başımıza bırakılıyoruz,
- En yakınlarımıza bile açılamıyor veya açılmakta zorlanıyoruz,
- Bedensel, ruhsal ve sosyal yönden yaşama hakkımızın korunduğunu
düşünmüyoruz,
- Sağlık durumumuzla ilgili bilgilerin gizlilik içinde tutulduğunu
düşünmüyoruz,
- Muayene ve tedavi sırasında, tedavimizle ilgili olmayan kimselerle aynı
ortamı paylaşabiliyoruz,
- Hastalığımızı açıklamak zorunda olmamamıza rağmen mevcut yasa ve
uygulamaların, bizi hastalığın gizli tutulması konusunda tam olarak koruduğunu
düşünmüyoruz,
- Hastalığınızın kendi istemimiz dışında açıklanması korkusu taşıyoruz,
- Kendi dışımızda hastalığımızın açıklanması durumunda, sosyal yaşam içinde
kendimizi güvende hissetmiyoruz.
*************
Hasta Hakları ve Türkiye'deki
Uygulama
Gizlilik İlkesi:
Bireylerin
özel yaşamlarıyla ilgili tüm bilgiler gizli tutulmalıdır. HIV+ olmak da bu
bilgilerden birisidir. Bu hastalıktan etkilenmiş bireylerin belirttiği gibi,
toplumun hastalıkla ilgili önyargılarıyla uğraşmak, hastalıkla uğraşmaktan
daha zor olmaktadır.
Bu koşullarda bu kişisel bilginin gizli kalmasını istemek kanımızca bizlerin
en doğal hakkıdır.
Kişinin HIV+ olduğunun uygunsuz biçimde deşifre edilmesinin hastanın
psikolojisi üzerinde olumsuz etki yarattığı bilinmektedir.
Hekimler hastalarının HIV+ bilgilerini gizli tutmalı, çok gerekli ise şifreli
bazı işaretlerle belirtilmelidir.
Toplum sağlığı açısından hasta bireyleri ihbar etmenin çözüm değil problem
oluşturduğu gözlenmektedir.
Bildirim
zorunluluğu hastaların değil hastalığın takip edilmesine olanak verir biçimde
düzenlenmelidir.
Hasta hakları yönetmeliğinde;
- Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hakkının, en
temel insan hakkı olduğu, hizmetin her safhasında daima göz önünde
bulundurulur,
- Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı, hastanın, sağlık
durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini,
- Herkesin yasama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz
olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin
olmadığı bilinerek, hastaya insanca muamelede bulunulur,
- Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade
edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz,
- Hukuki
ve ahlaki yönden geçerli ve hakli bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme
ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki
ve cezai sorumluluğunu da gerektirir, şeklinde hükümlere yer verilmiş olmasına
rağmen uygulamada olumsuz örnekler gözlenmektedir.
Hasta Hakları ve Gizlilik İlkesinin Türkiye'deki Durumu:
Türkiye’de yasal olarak, gizlilik içinde sır saklama ilkesi ihlal edilmeden,
isimsiz bildirim yapılmaktadır ancak varolan mevcut uygulama hastalara
tanınmış olan bu kanuni hakkı tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Örneğin Emekli
Sandığı ve diğer kurumlarda çalışan HIV+ kişilerin ilaçla tedavi edilmesi
sürecinde, ücretsiz olarak ilaç alabilmeleri için düzenlenen ilaç raporunda
(heyet raporu), hastalık tanısının HIV+ veya edinsel bağışıklık yetmezlik
sendromu adıyla yazılması şeklinde yapılan uygulama sonucu, hastaların
işyerlerinde deşifre oldukları ve bu durumda iş ortamının çekilmez duruma
gelmesi nedeni ile tedavi sürecinin kesintiye uğradığı veya yaşanan olumsuz
olaylar sonucu tümüyle bitirilmesi ile karşı karşıya gelinmektedir.
Yukarıda belirtilen açıklanan nedenlerden
dolayı HIV+ kişinin ilaçla tedavi sürecinin kesintiye uğramaması için, ilaç
raporunda belirtilecek tanının HIV+ veya edinsel bağışıklık yetmezlik sendromu
yerine tıbbi bir başka kavramla belirtilmesi (doktorların önerebileceği birkaç
hastalığı ifade eden bir tıbbi kavram olabilir) ile hasta işyeri ile bir
savaşa girmeyecek, hastalığıyla uğraşabilecektir.
Tanı/ Deşifre Olma /Tedavi Hakkının Gaspı:
İlaç
alacakları için reçetenin bir örneği kuruma ibraz edildiğinden, reçetedeki
tanıdan dolayı kişi işyeri ile problemler yaşamaktadır. İlaçların reçeteye HIV
tanısıyla yazılması kişinin deşifre olmasına neden olmaktadır. Önemli olan
sadece kişinin işten atılma korkusu değildir. (Şu anki hukuki uygulama ile bir
memurun işten çıkarılması zor olmakla birlikte) ancak kaçırılmaması gereken
nokta, iş yaşamının çekilmez hale sokulması belki de atılma olayından önce,
kişinin kendisinin bu işten ayrılmasının psikolojik ortamının yaratılabileceği
olması.
Hastalıkla etkili bir şekilde mücadele edilmesi için kişinin çalışma
koşullarının hiçbir değişikliğe uğramadan devam etmesinin sağlanması ve bu
yoldan ilaçlarına ulaşabilmesidir. Şu anki uygulama kişinin tedavi edilme
hakkını dolaylı olarak ortadan kaldırılmaktadır. Bu tanıyla yazılan reçeteler
aracılığıyla ilaçlara ulaşmak, bir yerde ilaçların sağlayabileceği tüm
yararları ortadan kaldırabiliyo. Deşifre edilmek, damgalanmak, aşağılanmak,
görev yerinin değiştirilmesi, izolasyon, ruh sağlığının bozulması gibi
sebeplerle, ilaç kullanmaya yanaşmamaktadır.
Aıds/Hıv+
Hakkında Kısa Bir Bilgilendirme:
AIDS, insandaki kazanılmış bağışıklık sisteminin, HIV adı verilen bir virüs
tarafından zaafa uğratılması sonucu oluşan hastalık durumuna verilen addır.
HIV virüsü, insan vücudunun savunma sistemini tahrip ederek, vücudun
hastalıklara ve mikroplara karşı savaşma gücünü azaltır ve başka hastalıkların
gelişmesine ortam hazırlar ve uzun vadede insanı ölüme kadar götürür. Normal
koşullarda tedavi edilebilen bir çok hastalık, vücudun savunma mekanizması
yetersiz kaldığından tedavi edilememektedir
Günümüzde HIV virüsünün vücutta ilerlemesini nispeten yavaşlatan ve hastalığın
baş göstermesini geciktiren birçok ilaç vardır. Bunun yanında AIDS
hastalığının yol açtığı diğer fırsatçı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan
ve hastaların yaşam kalitesini daha da iyileştiren ilaçlar da vardır. Ancak bu
ilaçların yan etkileri hiç de küçümsenecek gibi değildir. Yine de, tıbbi
araştırmalar alanındaki baş döndürücü ilerleme, bizlerin bu hastalığa karşı
bir gün mutlaka kesin bir çare bulunacağına ilişkin umudumuzu yitirmememizi
sağlıyor.
HIV aslında hastalık bulaştırması zor olan virüsler gurubuna girer. Bu virüs,
vücut sıvıları dışında çok zayıftır ve dış ortamda uzun süre yaşayamaz. Yani
bir grip virüsü gibi, dış ortama dayanıklı günlük yaşamda kolayca bulaşan bir
virüs değildir.
|