|
Ezoterik
doktrin Masonlukta daha 1. derece olan Çırak derecesinde inisiyelere verilmeye
başlanır. Locanın yöneticisi olan Üstadı Muhterem toplantıyı açarken, "Bir
Mason arasıra günlük hayatın kaygılarından uzaklaşmalı ve düşünceye
dalmalıdır. İşte o zaman düşüncelerimiz, Evrenin Ulu Mimarı dediğimiz Yüce
Varlığa doğru yükselmeye başlar. Dileriz ki, o Yüce Varlıkla aramızdaki
mesafeyi daha çabuk aşabilmek için ortak çalışmalarımız bize yeni kuvvetler
versin" der. Bu açıklamadan da görüldüğü gibi Masonlukta hedef hakikate
varmak, Yüce Varlığa erişmektir.
Locanın doğusunda, Üstadı Muhterem kürsüsü arkasında bir Güneş, bir Ay ve her
ikisinin ortasında da Üçgen içinde bir Göz sembolü bulunmaktadır. Naacal ve
Hermes öğretilerinde gördüğümüz gibi Güneş, Tanrının eril embolü, Ay da dişil
sembolüdür. Üçgen içindeki göz ise, Tanrının gözünün daima insanlar üzerinde
olduğunu remzetmektedir. Diğer Ezoterik ekollerde olduğu gibi Masonlukta da
başkan, yani Üstadı Muhterem, Tanrısal iradenin loca içerisindeki ifadesidir.
Bu nedenle kendisine mutlak itaat zaruridir. Üstadı Muhterem, güneşin doğuşuna
atfen, doğuda oturur. Bir loca sembolik olarak, güneşin ilk ışıklarının ortaya
çıktığı, yani Tanrısal aydınlanmanın var olabildiği anda çalışmalarına başlar.
Masonlar, tüm insanlık için bir ülkü mabedi yapmak amacıyla çalışırlar.
Masonluğun bu görevi ancak tüm insanların mükemmele ulaşmaları ile son
bulacaktır. Masonlara göre Tanrının insanlara verdiği en büyük vasıf Akıldır.
İnsanlar akıllarını kullanarak İyiyi, Doğruyu ve Güzeli aramakla yükümlüdür.
Mason mabedi üç sütun üzerinde ayakta durmaktadır. Bunlar, Akıl, Kuvvet ve
Güzelliktir. Çalışmalar sona erdirilirken kardeşlerin en büyük dileği
Kardeşlik Sevgisi'nin tüm dünyaya yayılmasıdır.
Masonluğa giriş töreni de, Ezoterik doktrin yanlılarının kendi örgütlerine
girişte asırlardan bu yana kullandıkları yöntemlerin bir sentezi durumundadır.
Aday önce her tarafı kapalı bir hücreye alınmakta ve düşünceleriyle başbaşa
bırakılmaktadır. Bu odada, eski Simyacıların ve Şövalyelerin kullandıkları "Vitriol"
kelimesi dikkati çeker (l).
Aday
daha sonra, gözleri bağlanarak törenin yapılacağı mabede götürülür ve burada
Dante'nin İlahi Komedisinde anlattığı gibi üç sembolik yolculuk yaptırılır
(2). Yolculuk başlamadan önce adaya Tanrıya inanıp inamadığı sorulur. Aday
ancak Tanrıya olan inancını teyid ederse tören devam edebilir. Aksi halde,
geri çevrilir. Zaten adayın Tanrıya inancı, kabulü için doldurduğu istek
formunda da araştırılmıştır. Tanrıya inanan bir insan olduğunun görülmesi
üzerine merasime davet edilir.
Mabetdeki ilk yolculuk oldukça zordur ve sonunda aday Su sınavına tabi
tutulur. Daha kolay olan ikinci yolculuğun sonunda Ateş sınavı, çok kolay olan
üçüncü yolculuğun sonunda da Toprak sınavı vardır. Eski çağlarda son derece
çetin olan bu sınavlar, uygarlığın gelişimi doğrultusunda giderek kolaylaşmış
ve günümüzde sembolik birer konuma gelmişlerdir. Yolculuklardan sonra adaya,
yok olmak veya ölümün ötesine geçmenin kendi elinde olduğu hatırlatılır ve
kendisine verilecek tüm sırları saklı tutacağına dair yemin ettirilir.
Ketumiyet yemini her derecede yinelenmektedir. Yemin, Evrenin Ulu Minıarı'nın
adını anarak ve Kutsal Kitaplar üzerine el konularak yapılır. Daha sonra
adayın gözlerindeki bağ açılır ve Hakikatin Nurunu görür. O artık bir Çırak
Masondur.
Mabedin ortasında bulunan yemin kürsüsünün üzerinde her üç semavi dinin,
Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığın Kutsal Kitapları bulunur. Her üç
kitabın varlığı, Masonluk için dinler arasındaki ikincil farklılıkların
öneminin olmadığını, yegane gerçeğin Tanrının varlığına inanmak olduğunu
gösterir. Kitaplar, çalışma sırasınca açık tutulur. Bu da, tüm dinlere karşı
Masonluğun hoşgörüsünün ifadesidir. Üstadı Muhterem, çalışma başlarken,
Hakikatin Nurunun çalışmaları aydınlattığını ifade eder. Kutsal kitapların
varlığı, hangi dinden olurlarsa olsunlar Masonların tek Tanrıya inandıklarını
gösterir (3).
Locanın görevlilerinden Hatip, yeni çırağa hitaben yaptığı ilk konuşmada,
görevinin her türlü noksanlık ve kusurlardan kurtulmak olduğunu, bunu başarmak
için Masonluğun kendisine yardımcı olacağını belirtir. Birey daima kendini
kontrol etmeli ve bu sayede doğruya, iyiye ve güzele yönelerek sürekli tekamül
etmelidir.
İnisiasyon
töreninin amacı yeni üyede içsel sezgiyi uyandırmak ve bilgilenmek için çaba
harcaması gerektiğini göstermektir. A.Makey'in belirttiği gibi, Masonluk
üyelerinin zihinlerinde varolan ışığı ortaya çıkarmak amacındadır. Bu nedenle
Masonlar kendilerini, "Işığın Çocukları" olarak da nitelendirirler (4).
Yeni
Çırağa adım adım verilen öğretide Semboller Dili kullanılır. Bu çok eski ve
evrensel öğretim yöntemi sayesinde, sembollere her çağda, çağın gerektirdiği
anlamaların yüklenebilmesi ile Ezoterik doktrin hiçbir zaman çağdaşlıktan ve
akılcılıktan uzaklaşmamıştır.
İnisiasyon töreni Masonun Tanrıya ulaşmasındaki ilk adımdır. Masonluğun hedefi
üyelerini tekamül ettirmektir. Ancak bu tekamül, her bireyin kendi kapasitesi
ile sınırlıdır. Eski bir deyişle, Masonluk bir denizdir ancak her Mason ondan,
kendi elindeki kabın büyüklüğü kadar su alabilir.
Sen
Jan, "Tanrı senin içindedir" der. Nitekim, Hristiyan Masonlar yeminlerini Sen
Jan'ın İncili Yoanna üzerine yaparlar. Hristiyan dünyasında ayrıca, ilk üç
derece localarına "Sen Jan locaları" da denilmektedir. 1742 yılında yayınlanan
bir kitapta, yabancı bir Masonu tanımak için sorulan "nereden geliyorsun?"
sorusuna verilen cevabın, "Sen Jan Locasından" şeklinde olduğu görülmektedir.
Daha önce ifade edildiği gibi Yoanna İncili İsa'nın öğretisinin Ezoterik
yönünü bünyesinde barındırmaktadır (5). Masonluk da, Hristiyan Ezoterizminde
belirtildiği gibi, Tanrının insanın içinde bulunduğuna inanmaktadır. İnsanın
Tanrıyla özdeşliğini savunan Masonluk, insan, Tanrı, evren birliğine de
inanmaktadır ve bu inancı doğrultusunda Masonluğun evrensel olduğu
belirtilmektedir. Bireyin tüm insanlıkla ve evrenle kaynaşması, aralarındaki
ortak bağı, sevgi bağını bulmasını sağlar ve bu sevgi, Evrenin Ulu Mimarına
ulaşmanın yegane yoludur. Kendisi de bir Mason olan Goethe, bu duyguyu şöyle
dile getirmektedir:
"Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,
O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Tanrı...
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir"...
Masonlukta üstün tutulan, Tanrının Yüceliği ilkesidir. Bu nedenle insanlar
arasında din farkı gözetilmez. Yüce Varlığa inanmak, ancak dinlerin
bünyelerindeki her türlü dogmadan uzak kalmak, Mason olmak için aranan
şartlardandır.
1924
yılında New York'da yapılan bir Büyük Loca toplantısında, Tanrının tekliği ve
tüm insanların Tanrısı olduğu, kutsal kitapların Masonlar için sadece birer
ışık olduğu açıklanmıştır. Ruhun ölmezliği inancının vurgulandığı bu
açıklamada, bir Masonun en önemli görevinin Tanrıyı ve insanı sevmek olduğu
belirtilmiştir. Masonluk, bedenin ölüp, ruhun canlı kaldığı inancını
savunmaktadır ve Mason olmak isteyenlere, tıpkı Tanrıya olan inancı gibi,
Ruhun Ölmezliğine inanıp inanmadığı da sorulur. Bu inançta olmayanlar da
derneğe alınmaz.
1875
yılında Lozan'da yapılan bir Uluslararası Masonik toplantıda, Masonik
doktrinin bir üstün kuvvetin varlığını tanımayı kapsadığı, bu varlığın "Evreni
Ulu Mimarı "adı altında ilan edildiği ve ayrıca Masonluğunun bir Kardeşlik
Örgütü olduğu duyurulmuştur.
Evrenin Ulu Mimarı adının ikinci derecede, yani Kalfalıkta kullanılan ifadesi,
"Evrenin Ulu Geometri Üstadı"dır. Bu ifade tarzı da Ezoterik öğreti
yanlılarının binlerce yıldan bu yana kullandıkları Tanrısal "Geometri
Üstadlığı" vasfı ile uyum içerisindedir.
Çıraklıktan Kalfalığa geçiş töreninde Kalfa adayından, tam ve kusursuz bir
eser yaratması istenir. Üstadı Muhterem, "Bu öyle bir eser olsun ki, adalet ve
sevginin timsali olsun. Tüm insanlık ona sağınabilsin" der. Şaşıran kalfa
adayına bu eserin kendisi, yani insan olduğu öğretilir. Bu ifade, Tanrının
insanın içinde var olduğunun anlatımından başka bir şey değildir.
Masonluğun
en önemli sembollerinden birisi, beş köşeli yıldızdır. Naacallerden bu yana
Hermes ve Pisagor'un da kullandığını gördüğümüz bu sembolün Masonluktaki remzi
de, insandır. Ancak Masonluk bu yıldızın ortasına "G" harfi ilave etmiştir.
Yıldız, insanın kendisini, "G" harfi ise, ilahi prensibi yani Tanrıyı
simgeler. Diğer bir deyişle Tanrı insanın içindedir. Yıldız içerisine ilk kez
Birleşik Amerika'da yerleştirilen "G" harfinin, İngilizce'de Tanrı anlamına
gelen "God"dan ya da "Yüce Geometri Üstadı"ndan türetildiği sanılmaktadır.
Ortasında "G" harfi bulunan bir diğer sembol de, belki de dünyada en çok
tanınmış Masonik sembol olan Gönye ve Pergel'dir. Gönye Tanrısal adaleti,
Pergel ise sonsuzu kavrayabilecek açı olanağı ile evreni simgelemektedir.
İkisinin birlikteliği aynı zamanda Kamil İnsan'ı da remzeder.
Üçüncü
derece olan Üstadlığa yükseliş töreni, ruhun ölümsüzlüğüne olan inanca
ayrılmıştır. Bu törende sembol olarak, Süleyman Mabedi'ni inşa eden büyük
mimar Hiram kullanılır. Hiram bir Yahudi değildir. Yani dinin dogmatik
yönünden uzaktır. Ancak, yüce bir varlığa da inanmakta ve onun adına mabet
inşa etmektedir. Hiram'ın Üstadlık sırlarını vermemek uğruna ölümü tercih
etmesi, ketumiyet yeminin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bu
derecedeki törende adayın sembolik olarak ölümü ve yeniden doğuşu
canlandırılır ve bireysel çalışmaların insan ömrü ile sınırlı olduğuna, tüm
insanların ortak çabası olan düşüncelerin ise ölümsüzlüğüne dikkat çekilir. Bu
derecede Tanrının ifadesi "Yücelerin Yücesi" şeklindedir. Bu deyimi Tanrıyı
anarken kullanan Pisagor, Kemale ermiş birçok Yüce insanın bulunduğunu, bu
nedenle Tanrının ancak, "Yücelerin Yücesi" olarak adlandırılabileceğini
savunmuştu. Bu ifade tarzı dahi, Pisagor'un Ezoterik öğretisi ile Masonik
Ezoterik öğreti arasındaki yakın ilişkiyi, bağlantıyı ispatlamaktadır.
Masonluğa göre, doğumdan ölüme uzanan yolculuğun amacı Tekamül olmalıdır.
Tekamül yolunda bilmin akıl ve hikmete destek olduğu, bu nedenle de Masonluğun
daima akılcılık ve bilimsellikten yana olduğu da vurgulanır.
Daha
yukarı derecelerde Ezoterik öğretinin inisiyeye adım adım verilmesine devam
edilir. Ünlü Mason yazar Paul Naudon, Masonik dereceleri şöyle sınıflandırır:
İlk üç derecede inisiyelere Ezoterik ilk adımlar attırılır ve ayrıca
kendilerine hakim olmaları öğretilir. 4. dereceden 18. dereceye kadar olan
derecelerde üyeler Evreni tanır ve sevgi yoluyla evrenselleşme hedefi
kendilerine gösterilir. 19. dereceden 30. dereceye kadar ise, insanın önce
evrenle, sonra Tanrı ile özdeşleşmesi yolları öğretilir. Bundan sonraki üç
derece, sadece idari derecelerdir(6).
Tekamül ya da olgunlaşma dereceleri adı verilen, ilk üç derecenin üzerindeki
yukarı derecelere devam edip etmemek her Masonun özgür iradesine bağlıdır. İlk
üç derecede öğretinin genel bir özeti verildiği için Tekamül derecelerine,
doktrini daha yakından tanımak isteyen Masonlar devam etmektedir.
Masonluk, tabiat üstü kuvvetleri ve mucizeleri reddeder. Aklın uygun koşullar
altında, dışardan gelecek her türlü engellemeye karşın Tekamül edeceğini
savunur. Akıl, tekamülün birincil aracıdır. Tekamülün amacı ise, hakikati
aramaktır. İnsanoğlunun bulabileceği en son hakikat, evrenin varoluşu ve
yaşamın sırlarının açılımıdır. Ancak, bu sırlara ulaşabilmek için sadece akıl
yeterli değildir. Akıl, insanı bir noktaya kadar olgunlaştırabilir. Bu
noktadan itibaren, sezgi işe başlar, çünkü bazı şeyleri izahta akıl yetersiz
kalmıştır. Böylece, diyebiliriz ki, ruhun gerçek tekamülünün ve Tanrıya
ulaşabilmesinin en önemli aracı, Aklın rehberliğindeki Sezgi gücüdür. İnsan,
Tanrıya ulaşma yolunda büyük bir aleve dönüşebilecek kıvılcımı kendi varlığı
içinde saklamaktadır. Önemli olan bu kıvılcımın ortaya çıkartılmasıdır. Bu da
ancak, uygun yönde verilecek bir eğitimin yanısıra, sezgi gücüyle mümkündür.
Masonluk,
eski çağlardan bu yana dini ve siyasi her türlü yobazlığa, putlara karşı
çıkmıştır ve her türlü dogmayı yıkmak en önemli görevleri arasındadır. Dar
görüşlü yobaz insanlar evrensel zekaya ancak Tanrının sahip olduğu
inancındadırlar. Bu zekanın aslında, insanlık tarihi boyunca tek tek bütün
insanların zekalarının birleşmesiyle üretildiğini anlayamazlar. Masonluğun
dogmalara karşı çıkmakta kullandığı en güçlü silahlar, bilimin rehberliğinde
akılcılık ile fikir ve inanç hürriyeti ve hoşgörüdür. Masonluk, tüm dinlere
karşı hoşgörülü davranırken, üyelerinin fikir ve inanç hürriyetlerini
kısıtlamamak ve hiçbir yere ulaşmayacak gereksiz tartışmalardan kaçınmak için,
localarda dini ve siyasi tartışmalar yapılmasını yasaklamıştır.
Masonik düşünceye göre evrende hiçbir şeyin sonu veya başlangıcı yoktur.
Herşey sürekli bir gelişme ve değişim içindedir. Bu durum evrene hakim olan
evrim ve hareket kanunları ile açıklanabilir. Evren, bu kanunlar çerçevesinde
sürekli bir devinim ve büyüme içerisindedir. İnsan evrenin bir parçasıdır ve
sadece onda hakikati kavrayacak yetenek vardır. Masonluk, yoktan var edici
Tanrı fikrini kabul etmez. Tanrı, Nur'dur, Ruh'dur, Hakikat'tir, Adalet'tir,
Çalışma'dır ve Aşk'tır. Tanrı önsüz ve sonsuzdur. Hakikatin merkezidir ve
kendisinden çıkmış olan tüm ruhların çekim kaynağıdır. Bütün ruhlar ölümsüzdür
ve Tanrıya ulaşmak için sürekli gayret içindedir. Çevremizi saran uzayın,
zamanın ve yaşamın sonsuzluğu ile Tanrının sonsuzluğu aslında aynı şeylerdir.
Evren,
Tanrı ile özdeştir. Mikrokozmosta da, Makrokozmosta O vardır. İnsanoğlu,
ulaşabildiği en küçükte de, en büyükte de daima Onu görmektedir. Cansız
varlıklar, belirli koşulların biraraya gelmesi ile canlı varlıklara dönüşür.
Mikroorganizmalar basit hayvanlara, bu hayvanlar daha gelişmişlere ve
memelilere, son aşamalar olarak maymun türlerine ve nihayet zincirin son
halkası olan İnsan'a ulaşır. Yaşamın en belirgin özelliği olan Zeka, en basit
hayvanlarda bile görünse dahi, en üst düzeydeki ifadesine insan ile ulaşır.
İnsan, düşünebilen ve belli sonuçlara ulaşarak, ulaştığı bu sonuçları
kendisinden sonraki nesillere aktarabilen yegane yaratıktır. Çevresindeki
olağanüstü düzenin bir tesadüf olamayacağını düşünen insan, aklının ve
sezginin yardımı ile Tanrının varlığını kavrayabilmiştir.
Ancak,
Tanrı kavramı çoğu zaman yozlaştırılmış, Tanrının sevgi olduğu unutularak, ona
korkuyla yaklaşılması öğretilmiştir. Tanrı ile alışverişte bulunduklarını
iddia edenler tarafından O, korkulacak bir varlık haline getirilmiştir. Bu
yöndeki öğretiler, birçok dogmanın oluşmasına, akıl ve hikmetin, yerini
yobazlık ve karanlığa bırakmasına neden olmuştur. İşte bu nedenle Masonların
önemli görevlerinden birisi de, felsefe ve dinler tarihini incelemek ve
hakikatin kendisinde olduğu iddiasında olanlara karşı, gerçek hakikati ortaya
koymaktır. Varlık sebeplerini mucizeler üzerine kuranlara karşı Masonluk,
dinler tarihinin aslında insanlık tarihi olduğunu, her dinin kendisinden
öncekilerden etkilendiğini ve hepsinin ortak bir temele dayandığını savunur
(7).
Kendisinden önceki tüm Ezoterik ekoller gibi Masonluk da, evreni oluşturan
dört temel elemanın Ateş, Su, Hava ve Toprak olduğu görüşünü benimser.
Masonluk için, zaman içindeki kuvvet, zaman dışındaki Tanrının ispatıdır.
Evrende her an kuvvetten madde doğduğu gibi, madde de kuvvete, yani enerjiye
dönüşmektedir. Doğa, ateşle kıvamlaşmakta ve olgunlaşmaktadır.
Yedi
sayısının Masonlukta özel bir önemi vardır. Pisagor ekolünde olduğu gibi,
Masonlukta da, yedi kollu şamdanla sembolize edilen bu sayı, yedi gezegeni
veya evrenin yedi temel unsurunu remzetmektedir.
Yedi
gezegenin herbirine Masonluk simgesel birer anlam yüklemiştir. Gezegenlerin
herbiri, Tanrısal inancın, umudun, şefkatin, iradenin, ihtiyatın, namusun ve
adaletin sembolüdür. Ayrıca, 7 sayısının, yedi doğal renk ve yedi nota ile,
ilahi iradenin de ifadesi olduğu belirtilmektedir.
Bir
diğer Masonik sembol 3 sayısı ve üçlemelerdir. Masonluk'ta herşey adeta 3
sayısı ve üçlemeler üzerine inşa edilmiş gibidir. Masonluk için 3. derece olan
Üstad derecesi en önemli derecedir ve öğretinin bütün sırlan bu derecede
gizlidir. Bu nedenle Üstadlığa ulaşan bir Mason olgunluğa da ulaşmış demektir.
Daha önce de belirtildiği gibi, sadece daha ayrıntılı bir inceleme yapmak ve
öğretiyi daha derinlemesine incelemek isteyen Masonlar yukarı derecelere devam
edebilirler. Bu bir zorunluluk değildir.
Bir
loca üç temel sütun üzerinde yükselir. Bunlar, Güzellik, Kuvvet ve Akıl
sütunlarıdır. Yemin masasının üstünde, Gönye, Pergel ve Kutsal Kitaplar bir
üçleme oluşturur. Locayı Üstadı Muhterem ve onun iki yardımcısı, yani üç kişi
yönetir. Locada mutlak iradeyi temsil eden Üstadı Muhteremin sembolü, hemen
arkasındaki üçlü ışıktır. Yine doğuda, Ay, Güneş ve Üçgen İçindeki Göz
sembolleri de bir diğer üçlemeyi oluşturur.
Pisagor öğretisinde 10 sayısı mükemmelliğin, yani tanrı ile özdeşleşmiş Kamil
İnsan'ın sembolüdür. Masonlukta da, inisiyeyi mükemmelliğe ulaştıran,
öğretinin en üst düzey sırları üçün on katı olan 30. derecede verilir. Ayrıca
Masonluktaki en üst derece 33. derecedir ve her Yüksek Şura'da sadece 33
kişiye bu derece verilmektedir.
3
sayısı ve üçleme, Masonlukta daha birçok yerde kullanılmaktadır. Buna bir
örnek olarak Masonik Alfabeyi verebiliriz. Alfabe ve anahtarı şöyledir: (8)


ABD
Güney Jüridisiyonu Yükek Şurası Hakim Büyük Amirlerinden Albert Pike,
"Masonluğun bütün savı, ruhun sonsuz Tanrı varlığının bir kıvılcımı olduğu ve
bu nedenle, ölümsüz olduğudur. İnsanda, Tanrısal nesnenin insani nesne ile
birleşmiş olduğu söylenebilir" demektedir. Hermes de binlerce yıl önce, "İnsan
varoluşun aynası ve özetidir. Aşağıda olan da yukarıda olan gibidir. Evren
ise, büyük çapta bir insandır. İşte birlik mucizesi budur" dememiş miydi?

GÖNYE
– PERGEL BEŞ KÖŞELİ YILDIZ
Kaynakça
1-BOUCHER
Jules-Naudon Paul- "Masonluk Bu Meçhul" - Okat Yayınevi-İstanbul 1966-Sf. 123
2- ERMAN Sahir - "Dante ve İlahi Komedyanın Ezoterik Yorumu" Yenilik Basımevi-
İstanbul 1977 - Sf. 11
3- ÜLKÜ Faruk, YAZ1CIOĞLU A. Semih- "Dünyada ve Türkiye'de Masonluk" - Başak
Yayınevi - İstabul 1965 - Sf. 129
4- NAUDON Paul - "Tarihte ve Günümüzde Masonluk" - Varlık Yayınları -İstanbul
1968-Sf. 139
5-Naudon P.-İe-Sf. 121
6- Ülkü F. - Yazıcıoğlu A.S. - İe- Sf. 190
7-Naudon P.-İe-Sf. 150
8- Boucher J. - Naudon P. –İe- Sf. 170
|