|
Hayretle bakıyorum…
Son
günlerde ülkemde her şeye hayretle bakıyorum. Nasıl bu hale geldik, daha
doğrusu getirildik diye… Nelere mi hayretle bakıyorum?.. Saymakla biter mi,
yine de deneyeyim;
Çocuklarımızı kafasını çalıştıran, çalıştırmayı öğreten, sorgulayan, bilen ve
bildiklerini uygulayan bireyler olarak değil, tam tersine sanki onları birer
aptal haline getirmeye çalışan yeni eğitim müfredatına hayretle bakıyorum.
Bir
ülkenin en önemli, en stratejik ve karlı kuruluşlarının özelleştirme adı
altında özellikle yabancılara peşkeş çekilmesi ve satılmasına hayretle
bakıyorum.
Topraklarımızın, gayrimenkullerimizin yabancılara satılmasına, adamların
zamanında “Sevr ile aldıklarınızı biz bir gün başka yollarla geri almasını
biliriz” demelerine rağmen kanunlara ve milli güvenliğe aykırı bu satışların
durdurulmasına dahi aldırmayıp yeni kanunlar çıkararak tekrar satışların
başlaması için harıl harıl çalışanlara hayretle bakıyorum.
Deprem
korkusu ile yaşayan İstanbul’da kuleler inşa etmeye çalışanlara ve sanki
Türkiye’de mimar ve bu tip gökdelenleri yapacak firmalar yokmuş gibi
Dubai’lileri buralara davet edip onlara iş verenlere hayretle bakıyorum.
İstanbul’da her semtte ihtiyaç fazlası onlarca cami varken, şehrin göbeğinde
birer vaha görünümünde kalmış 2-3 parkı yok edip oralara da cami yapmaya
çalışanlara hayretle bakıyorum.
Adamlar sürekli bizi sıkıştırırken, ne yapmaya çalıştıkları bariz bir şekilde
ortadayken, kendi yapmadıklarını, yapmayacaklarını bize yaptırmaya
çalışırlarken hala AB savunuculuğuna soyunanlara, emperyalist güçlerin
ekmeğine yağ sürmeye devam edenlere hayretle bakıyorum.
AB
sarhoşluğu içinde, zamanında şehitler vererek kurtarmaya gittiğimiz yavru
vatan Kıbrıs’ı Rumlara hediye etmeye çalışanlara, bu çerçevede Kıbrıs Rum
kesimini tanımaya ve havaalanlarımızı, limanlarımızı onlara açmaya
hazırlananlara hayretle bakıyorum.
Tek
zararlı sarhoşluk biçiminin içki içmek yoluyla olduğunu, sanki mevcut AB
sarhoşlukları çürütmüyormuş gibi; içkiyi yasaklamaya çalışan, önceden verilmiş
ruhsatları yenilemeyen ve bundan sonra içkinin oluşturulacak kırmızı
sokaklarda içilebileceğini söyleyerek “meyhaneleri kerhane ile karıştıranlara”
hayretle bakıyorum.
Çernobil felaketinde TV karşısında halkın karşısına çıkarak afiyetle çay
içerek, şimdilerde insanların kanser denen illetten telef olmasına sebeb
olanlara, bundan ders almayarak şimdi de kuş gribi gibi bir salgında dünyayı
dehşete düşüren ve halkları için önlem alan devletler yanında bizimkilerin
yine aynı görüntü ile TV’de tavuk yemelerine hayretle bakıyorum.
Pislik
tüm çevremizi sarmışken, gıda maddelerinde kime ve hangisine güveneceğimizi
şaşırmışken, glikozdan bal; artık yağ, et ve kemik parçalarını öğüterek sucuk
ve hazır köfte; böceklerle dolu ve tavandan akan pis suların altında ekmek
yapanlar varken; sadece domuz eti olmasın diye “Helal Gıda” standardını ortaya
atanlara hayretle bakıyorum.
Türban
için kendi devletini AİHM’e şikayet eden hükümete, sonra bunun yanlış
olacağını idrak edip hükümetle açık ilişkisi olmayan bir bayana bu şikayeti
yaptıranlara, sonuç olumlu çıkmayınca şikayeti kendilerinin yaptığını ve
devletin Cumhuriyet ile yönetildiğini unutup işi “Din Uleması(!)” ve onun
vereceği kararlara bırakanlara hayretle bakıyorum.
En
kritik konular ortaya çıktığında ve bunlar tartışılmaya başlanıldığında,
futbolu bir uyuşturucu olarak ortaya atanlara, haberlerde saatlerce magazin
programlarına yer verip milleti uyandıracak haberleri hasıraltı edenlere
hayretle bakıyorum.
Yüzyıllardır bu topraklarda sırt sırta çarpışmış, yaşamış insanları, şimdi
ortaya çıkartılan etnik ayrımcılık ve provokasyonlar ile bölmeye, parçalamaya,
kardeşi kardeşe düşürmeye çalışanlara hayretle bakıyorum.
Türkiye’nin kanunlarını değiştirerek, ülkeyi, bölünme ve parçalanmaya çanak
tutacak bu emperyalist “eyalet” düzenine geçirmeye kalkan ve bunun niçin
yaptırıldığını bilmeyenlere hayretle bakıyorum.
Atatürk’ün 71 sene önce kadınlara verdiği hakları hiçe sayan, onları yok
sayan, aşağılayan kafalara hayretle bakıyorum.
Avrupa
Birliği için Atatürk’ün resimlerinden bir an önce kurtulma çalışmalarına hiç
umulmadık bir şekilde ordumuzun başında bulunanların karar alarak öncülük
etmeye kalkmasına hayretle bakıyorum…
Halkı
sağduyuya çağıran, ulusal bilinç ve ulusal onur ile birlik ve beraberlik
içinde olunması gerektiğini söyleyen vatanseverlerin “milliyetçi”=“ırkçı” (!)
olarak adlandırılmaya kalkışılmasına hayretle bakıyorum.
Hayretle bakıyorum da ne oluyor?
Bu
hayretler biter mi?
Aksine
bir çığ gibi büyüyerek devam eder…
Halkım
uyanıpta hayretini, tepkisini ortaya dökmedikçe…
Esen
kalın, uyanık kalın. Uyuyanlar, uyanın!
|