|
Hayatımda
birini ilk defa reddettiğimde orta sondaydım sanırım. O aralar öyle sıkı bir
aşağılık kompleksi içindeydim ki hiç kimsenin benden hoşlanamayacağına
kesinkes inanıyordum. Sonra bir gün kuzenim, kendi evlerinin karşısında oturan
komşu kızının benden hoşlandığını söyledi, söylemekle kalmadı bizi resmen bir
odaya itti ve kapattı. Ne yapacağımı şaşırmıştım açıkcası ve olanlara da
inanamıyordum. Kızla birlikte aynı odadaydık ve iki ayrı yatakta oturuyorduk
ve ben ne yapacağımı bilmiyordum ve ne yapacağımı bilmediğim içinde yatağa
uzanmış pozisyonda suratımın üzerine elimi koyup sanki çok uykum varmış gibi
yapmaya başladım ve kızın suratına bile bakmadım. 15 dakika öyle geçtikten
sonra kız gitti ve kuzenime de "suratıma bile bakmadı" demiş. Gerçi bu tavrım
sadece şoktan olan bir kilitlenme değildi, onun suratını bildiğim için de pek
bakmak istememiştim açıkçası. (Tipim değildi deyin anlayın) Sonradan birkaç
çabada daha bulunduysa da hep geri çevirdim. Böylece bu konuda siftahımızı
yapmış olduk. Ha ondan önce de babamın arkadaşı Safinaz Teyze kızını bana
yamamak için bayram gezmesinde ikimizi aynı odaya koymuştu film izleyelim güya
diye ben de kıza popomu dönüp harbiden film izlemiştim. Aradan 14 sene
geçmesine rağmen Safinaz Teyze halen bunu başıma kalkar, "kızımızı yapalım
dedik, herif poposunu döndü" diye. :))
Yaşadığım en ağır terketme olayı ise üniversite 2'deydi. Bir sınıf arkadaşım
vardı ve biz bununla nasıl olduğunu anlamadan yakınlaşmıştık. Zaman içinde
kızın bana fena bağlandığını hissetmiştim, ama benim içimde daha sonraları
defalarca yaşayacağım bir duygu oluşmaya başlamıştı. Bu duygu, hayatımın
düzeninin bozulacağı ve kontrolümün elden gideceği gibi korku gibi birşeydi.
Bir de içinde şunu da barındıyordu ki 'evet bu kızdan hoşlanıyorum, ama derin
bir ilişki için gereken ateş yok içimde'. Birinci duygu için şunu
söyleyebilirim ikinciyle bağlı olarak. Sanırım 'özgürlük ve tek başınalık'
benim için doğal bir ruh hali. Kafana göre takılmak, hiçbirşey için zorunlu
olmamak, yalnız kalabileceğim bana ait saatlerin olması vs. vs. gibi şeylere
çok önem veriyorum ve bir ilişki belirdiğinde ilk başlarda ben de heyecan
yapsam bile sonradan iş ciddiye binince hemen karşıma bunlar çıkıyor ve
diyorlar ki "eeee ne diyon, bunlardan vazgeçmek zorunda kalabilirsin"; ben de
diyorum ki "evet, bazı gevşetmeler yapabilirim ama tek şartla, karşımdakini
gerçekten istemeliyim". Bu noktada ikinci duygu giriyor ve diyorum ki "evet
hoşlanıyorum, ama bu duygular benim akışımı değiştirmeme yetecek kadar güçlü
duygular değil". O zaman da otomatikman uzaklaşma moduna giriyorum ve
gidiyorum. Bunun ilk örneğini bu kızda yaşamıştım ve onunla çıkmaya
başladığımız ilk gün dehşete kapıldım birden ve hemen kaçmak istedim. Ha birde
tabii şu da var ki bunun altında yatan "beni kimse sevemez" düşüncesi ve
birisinin seni sevdiğini görünce bu temel düşünceni onaylayan bir davranışı
görmediğin için sunulanı reddetme duygusunu da pas geçmem doğru olmaz. Tüm
hepsi biraraya gelince ve bir de o yaşımda henüz kızlar, ilişkiler vs.
hakkında son derece 'toy' olmam eklenince ondan ayrılmaya karar verdim...
Ayrılma
kararının en ama en zor tarafı bunu karşındakine nasıl ileteceğini
bilememendir. Hele ki hayatında bunu ciddi anlamda hiç yapmamış birisi için
daha büyük kabus oluyor. Onunla bankta oturuyorduk ve öpüşüyorduk. Evet, onu
terkedecektim ama bir yandan da bunu nasıl yapacağımı düşünmek için zaman
kazanmam gerekiyordu ve susabilmemiz için en güzel fırsatta öpüşmekti sanırım.
Ama sürekli kafamda bunu nasıl yapacağımı çeviriyordum ve maalesef halen de
bunu kelimelere dökme konusunda yetersiz hissederim kendimi ve tavırlarımla
belli etmeye çalışırım. Sonra bir an durduk ve gözlerim içine baktı "bunu
söylemek benim için çok zor çünkü sanırım ilk defa yapacağım ama 'seni
seviyorum' dedi". Ben de içimden kocaman "h…r, aha şimdi ayvayı yedik" dedim.
Olayın zorluk derecesi artmış ve resmen hayati bir noktaya gelmişti. Onu o
anda terketmem onun için onarılması zor ve uzun süreli bir kırgınlık
yaratacaktı, terketmemem benim için azap dolu günleri başlatacaktı ve
birşeyler yapmak durumundaydım... Peki ne yaptım? Biraz durdum ve düşündükten
sonra "Maalesef bu iş yürümeyecek, frekanslarımız farklı ve devam edemeyiz"
dedim. O zamanlar spirituel bilgilerle tanışmıştım çoktan ve bu "frekanslar
farklı" bahanesini de bu bilgilere borçluydum. Ben ona bu sözleri söyledikten
sonra hiçbirşey diyemedi "peki"den başka....
İnsanların terkedildiklerini duyduktan sonra farklı tepkileri oluyor genelde:
Bir kısmı olayı sineye çekiyor ve sanki pek birşey olmamış gibi davranıyor,
bir kısmı ise üstünüze atlayıp "ağzına ettiğimin herifi madem ayrılacan neden
iki saattir öpüşüyon" gibi bir tavır sergiliyor. (Özellikle “ulan hatundan
ayrılıyoruz ama dünya gözüyle son kez bir dürteyim” düşüncesi içinde olanların
sıkça alacağı bir tavırdır, eğer hatuna sağlam yedirmemişse olayı) Birinci
tavrı sergileyene çok "olgun" sıfatı versek de terkeden içinden içinden koca
bir "üfff ucuz atlattık" rahatlığı vermiyor değil, ikinci tavırla pek
karşılaşmadım desem yalan olmaz. O, birinci tavrı göstermişti ve ben
rahatlamıştım. Ama maalesef bu rahatlığım uzun sürmedi, çünkü okulda hep
gözümün önündeydi ve kendimi suçlu hissediyordum. Gece rüyalarıma falan
giriyordu ve bu tam 1 sene sürdü. Sonra yıllar geçti ve birgün onunla
karşılaştık ve birbirimize sarıldık. İçimden birşey çıkmak istiyordu ve yine
çok zorlanıyordum. En sonunda ona dedim ki "Sana birşey söylemek istiyorum ve
bunda zorlanıyorum açıkcası. O zaman seni çok kırdığımı biliyorum ve bunun
acısını 1 sene boyunca yaşadım ve içimden de atamadım. Senden özür dilerim".
Bana çok tatlı bir gülümsemeyle baktı ve yanıtladı: "evet beni çok kırdın, ama
görüyorum ki sen daha fazla kırılmışsın, hadi bakalım bunlar geçti" ve bir
daha sarıldık. Ondan sonra da bir daha görmedim onu.
Zaman
ilerledikçe artık ilişkilerimin sayısı artmaya ve kiminde terk eden, kiminde
terk edilen taraf olmayı daha sık yaşamaya başlamıştım. Aslında her biri ayrı
bir iz bırakıyordu bende. Açıkcası sanırım fazla duygusal bir yapıda olduğum
için "boşveremiyordum" ve en hava-civa ilişkim bile ben de birşeyler
bırakıyordu. Ama zaman insanı bir yandan da tecrübe dediğimiz bir 'yalama'
olma sürecini de beraberinde getiriyordu. Yine zaman içinde kendimle ilgili
bazı tavırların farkına vardım ve bunu kabul etmeyi öğrendim, bu da bana
rahatlamalar ve ne istediğini bilme sürecini de beraberinde getirdi. Ve
karşımdakine de "neyi ne kadar yaşayabileceğimizi bildiriyordum artık".
Diyeceksiniz ki "bunu nasıl bilebiliyorsun?". İşte bu noktada tavırlarımdan
birisi çıkıyordu meydana. Benim tüm ilişkilerimde birini ilk gördüğümde ne
hissettiysem ve onunla ne yapmak isterdin sorusuna ne yanıt verdiysem
ilişkimizin boyutunu o belirliyordu. Uzun süreli ilişkiye girmem için çok
büyük çarpılmalar yaşamam gerektiğinin farkına vardım. İyi bir arkadaşımla
sonradan büyük bir aşık olmadık hiç, sadece yakınlaşmalarımız olabildi. Benim
ilişkilerim hep büyük aşkla başlıyordu ve hoşlandıklarımla ise de en fazla 1
hafta çıkıp ayrılıyordum. Hatta kızın birisi benim bu huyumu öğrendiğinde
"biliyorum bana da bunu yapacaksın di mi?" demişti. Aslında o anda aklımda
böyle birşey olmamasına rağmen, eşşeğin aklına karpuz kabuğu gelmişti bir kere
ve 1. haftanın dolduğu gün bırakmıştım onu. (eee, sonuçta ilişkiler duyguların
yoğun yaşandığı oyunlardır değil mi?) ;)
Kendimle ilgili keşfettiğim bir başka şey ise benim karşımdakine duygusal
anlamda acı verebilecek şeyleri söylemekte zorlandığım durumu idi. 3 senelik
ilişkim sırasında defalarca ayrılmayı istemiş olmama rağmen bir kere
söyleyememiştim, sonuçta o beni bıraktı. :) Zaten olay ondan sonra kopmaya
başladı ve o bırakılıştan sonra "ulan karşımdakiler beni istediği zaman
bırakabiliyor madem, ben de artık bunu ifade edeceğim" diye bir karar aldım.
Hatta sonra ki zamanda peşpeşe birileriyle olup kısa zamanlarda da ayrıldım
falan, ama maalesef ifade etmeyi sözlerle değil tavırlarla belli etmeye devam
etmiştim. Sonuçta bana kızgın ve kırgın bir sürü kalp bıraktım ve açıkcası
bunlar içinde üzülmedim değil. Ama artık suçluluk duygusunu bırakmıştım geride
ve bir başka bakış açısı daha belirmişti içimde. Bunun daha olgunca ve
duyguların sallanmasına bırakmayan bir bakış açısı olduğunu hissetmiştim,
şöyle ki: Güvenli yol ve "the dream"in yolu. Benim karşıma iki yoldan da
insanlar çıktı ve iki yolu da deneyimledim ve şunu şunu anladım ki. Güvenli
yol sürecinde karşıma çıkan kişilerden evet hoşlanıyordum. Onlarla birşeyleri
paylaşmak çok güzeldi, çok güzel şeyler paylaşıyorduk da... Ayrıca onların hiç
birisi ruh, fizik, tavır olarak harika tavırlarından en ufak derece aşağı
değillerdi ki hayatıma giren kızların çoğu başkalarının bulmak için dua ettiği
türden kişilerdi, ama karşınızdaki insan dünyanın en mükemmeli de olsa eğer
siz ona karşı derin bir tutku hissetmiyorsanız, gerisi olmuyor. Yani en
azından benim açımdan olmuyor. Çünkü biliyorum ki hayatımın ilerleyen
dönemlerinde bu tutkuyu yaşayacağım birileri çıkacak ve o anda yanımdaki
kişiyi artık görmez olacağım. Böyle bir durum her iki taraf içinde acayip
kırıcı olur ve cidden o 'harika' insanların böyle birşeyi hakedeceklerine
inanmıyorum. İleride kırılmamak için şimdiden mesafeyi belirliyorum ve
karşımdakine aktarıyorum. Diyeceksin ki değişmez mi bu? Kendimi çok iyi
tanıyorum ve değişebileceğini sanmıyorum. Bu bakış açısıyla hareket etmek
tabii ki
büyük
cesaret istiyor, düşünsenize karşınızdaki insan dünyalar güzeli, aranızda
çekim var, karakteri harika ve paylaşımlarınız da çok güzel, ama siz onunla
devam etmemeyi seçiyorsunuz; çünkü aşık değilsiniz ve esas seçiminiz "the
dream"i yaşamak. Ben bu seçimi birden fazla kere yaptım ve bu olayı yaşayan
kişiler şu anda bu satırları okuyorlar. Evet, işte böyleydi; bu yüzden olmadı,
çünkü ileride kırılacağımızı biliyordum; acı verdiğimi biliyorum, ama artık
şunu da kabul ettim ki dünyada 'acı' diye birşey de var ve bazen bu 'acı'
büyük bir armağana dönüşebiliyor. Aslında armağan olan "ayrılık" olabiliyor ve
bunu görmesi de kabullenmesi de kolay olmasa da büyük "armağanları" içinde
taşıyabiliyorlar. "Tanrı ile Sohbet"te vardı: "Bazen öyle durumlar yaşanır ki
ölmek en yüksek seçim olabilir" diye. Gerçi bu farklı bir olay ama bazen
"ayrılmak" da en yüksek seçim olabilir. Biliyorum "acıyor ve acıtıyor" ama...
İşte böyle arkadaşlar. Aslında bir nokta daha var ki terkedeni rahatsız eden
onu da atlamadan yazıyı bitirmeyeyim. O da şu ki: terkettiğiniz zaman sizi
rahatsız eden şey yukarda yazılanlarla birlikte birgün bunun sizin de başınıza
gelebileceğinizi hissetmeniz. Bu da zor bir durum tabii ama naparsınız bu oyun
korkarak oynanınca daha zorluyor insanı. Cesur olmak lazım, belki de
yaşamazsınız kim bilir. Siz seçimizi yapın da hele bir ve cesaretle yürüyün.
Bakalım neler çıkacak karşınıza...
Hayırlı terkedişler dilerim efendim...
|