|
Geçtiğimiz sene bugünlerde bilmiyorum ne yapıyordunuz?
Bazen
seviyorum bir şeylerin üzerinden geçmeyi… Eskiden resim yaptığımda da başka
renk bir kalemle, çizgilerin üstünden geçerdim. Hiç taşırmadan, yalpalamadan,
orijinalini bozmadan... Günlük tutma fikrim de bu mantıktan yola çıkarak
başladı. Her gün bir önceki senenin aynı tarihinde neler yazılmış diye bakar,
yazacaklarımı yaşadıklarımı bilerek kurgulamaya çalışırdım. Oysa tarihlerin
yaşananlarla uzaktan yakından ilgisi olmadığını, hatta tam tersi yaşananların
tarihlerin belirleyicisi olduğunu biraz geç de olsa anladım.
İşte
geçtiğimiz sene yine bugünlerde…
Henüz
kedim yaşıyorken...Yıllardır çalıştığım işimi değiştirmemişken...Azıcık daha
kiloluyken… Şu anda her gün gördüğüm kişilerin hiçbirini tanımıyorken...Ama o
zamanlar görüyor olduklarımı belki de hiç görmeyecekken…
Koca
bir yıla bu objektiften bakınca ne korkunç ve aynı zamanda ne de ilgi çekici
bir manzara çıkıyor insanın karşısına...
Acaba
bana bütün bunları anlatsalardı ya da şu an içinde bulunduğum durumu, hatta
ortamı gösterselerdi gerçekten ne hissederdim?
Bütün
bunları düşününce, aylar önce yazdığım “gelecekten kareler” yazımı
hatırlıyorum. Sahi gelecekten kareler gösterseler yaşamanın bir anlamı kalır
mıydı? Yoksa daha çok heyecanlanıp bir an önce o görüntüye ulaşmak için mi
çalışırdık?
Şimdi
koca bir yılın ardından kalan tüm acılar, anılar ve anlarla...Dört basamaklı
bir tarihin son hanesindeki sayıyı, bir büyüğüyle takas ettiğimiz
bugünlerde…”Ne arttı, ne eksildi; elde, akılda ne kaldı?” diye bir soralım
kendimize...
* * *
Sevgili peder okuyucularım; bu sefer günah çıkarma sırası bende...
Şaka
bir yana, ama bu sene karşılaştığım olaylar ve tabi ki buna bağlı olarak
insanlar olmasaydı, onların tonlarca yüzünü hayatımın hangi evresinde görmeye
tahammül edecektim bilmiyorum. Daha ileriki yaşlarda bu fırtınaları
kaldırabilecek miyim o da bilinmez… Çünkü o sıralarda başka şeylerle boğuşma
planları içersindeyim ve karaya bile oturmuş olabilirim.
İşte
2005, kendimi kaybetmek ve kazanmak arasındaki o ince çizgide fark etmemi
sağladı bazı şeyleri…Ve zaten bir fizik kuralı gibi, bu durumu fark edince de
tüm fırtına dindi.
Yani
uyanınca onun rüya olduğunu anlamak gibi, yaşadıklarımın bana bir şeyi
anlatmak uğruna başıma geldiğini fark etmek, bu kabus sandığım gerçekten
uyanmamla son buldu.
Peki
neyi anlattı?
Sanırım
uzun zamandır simamın unuttuğu bir şeyi…
Gülümsemeyi…
Hatta
gülümsemek için aradığım nedenlerin ne denli sahte ve saçma olduğunu fark
etmek gibi bir sıçrayış da sayılabilir anladığım...
“Gülümsemek gözyaşlarının en korunaklı maskesidir.” demişler.
İyi ki
demişler, çünkü hiçbir maskenin yüzüme ya da ruhuma göre olmadığını, bir tek
gülümseyince anladım.
Bu
yüzden gülümseyerek veda ettim, kedimi elimden alan bu yıla…
Eğer
biraz daha surat assaydım, kendimi de elimden alacaktı… Bence iyi kurtardım!
* * *
Şimdi
koca bir yılın sonunda kucağınıza aldığınız ve aralarından sıyrıldığınız
şeylerin muhasebesini yaptığınızda, nasıl bir sonuç çıkıyor? Koca
bir yılı kurtarıyor mu? Daha da önemlisi sizi kurtarıyor mu?
Vereceğiniz cevap her ne olursa olsun, en büyük mağlubiyetleri bile basit
şekilde zafere çeviren şeyin ufak bir tebessüm olduğunu unutmayın. Ancak
ruhunuzu yüzünüze taşırsanız, etrafındaki yüzler değişecek ki zaten bu değişim
de, endirekt olarak “zaferler” hanenize işlenecek.
Geçen
sene bugünlerde ne yaptığınızı bilmiyorum.
Ama
önümüzdeki senenin bugünlerinde geriye dönüp bakmak isterseniz, yüzünüzde
tatlı bir tebessüm belirmesini içtenlikle diliyorum.
Mutlu
yıllar!
|